Felsefenin kaynaklarını Fransızca olarak Durkhame, Auguste Comte, Kant'tan okuyup anlamaya üniversitedeki Fransızcası yetmediği için 1928-1930 arasında hoca tuttu, ders aldı. Ondan sonra bu kitapları tercüme edip, İslam felsefesi ile karşılaştırır hale geldi.
Emile Durkheim (1858-1917), Fransız sosyal kuramcı Auguste Comte'un çalışmalarını geliştirdi fakat kuram tarihinde ondan daha önemli bir yere sahip oldu. Aslında bazı gözlemcilere göre Durkheim, sosyoloji tarihindeki en önemli kuramcıdır. Bugüne dek yapılan pek çok sosyolojik kuramsallaştırma onun düşüncelerine dayanır.
Empresyonistler, sosyolojinin babası olarak tanımlanan August Comte'un "İnsan sadece gözlemlenebilir olana yönelir..." şeklindeki Pozitivist bakış açısını sahiplendiler.
Pozitivizm, yalnız tecrübe edilen şeyin gerçek olduğunu kabul eder. Din ve metafizik insanlığın vaktiyle geçirmiş olduğu iki devredir ki bunlar birer vehim ve hayâlden başka bir şey değildir. Asrımız ise tecrübe asrıdır. Hakikat, insan zihniyle eşya arasındaki bir takım bağıntılardan ibaret olan tecrübenin neticesindedir. Beşir Fuad tek hakikatin tecrübede olduğunu ve tecrübe veya müşahede edilmiyen şeyin hayâlden ibaret kalacağını kabul (214), metafiziği inkâr etmiş fakat din mevzuunda bir şey söylememiştir. Ancak Comte’u 19. asrın en büyük dâhisi olarak kabul etmesi ve onun din hakkındaki düşünceleriüzerine tenkidi bir hüküm vermemesi pozitivizm mesleğine bütüniyle intisap ettiğini gösterir : “Fransa asr-ı hazırda iki büyük hakim yetiştirdi Biri Auguste Comte, diğeri Littre’dir
Nietzsche'nin kitaplarını getir bana, dedim Mona'ya. Yüce Spengler'i getir. Auguste Comte ve Immanuel Kant getir. Ayak takımının okuyamayacağı bütün kitapları getir bana.
Sosyologların ifade ettiği gibi nesil sadece belirli yaş aralı ğındaki gruba değil, aynı zamanda tarihsel bilince işaret eder. Dönemin şartlarını paylaşan insanlar, benzer tecrübeyle büyür ve benzer duyarlılık kazanır. Karl Mannheim'in modern tanımıyla bu, tarihsel birliktir. Tarihsel birliklerin hızlı oluşması, hızlı bozunumların işaretçisidir.
* Gazali "İnsanlar babalarından çok, zamanlarının çocuklarıdır" derken, nesillerin çağın şartlarına göre değiştiğini hatırlatır. Hatırlatma mecburiyetinde olmayan İslam Düşüncesi, hatıra taşlarını koyduğu yerlerde yarının yolunu çizebilmiştir.
İslam Düşünürü; Batı felsefesinin söylencesini takip etmez, karşıt argüman kurmaya vakit ayırmaz. Kurulduğu iman mecrasında yarının olgusunu bugünün pratiğine taşımaktadır.
Tarihi inceleyenler; toplumların tıpkı organizmalar gibi doğduğunu, büyüdüğünü, olgunlaştığını ve çözüldüğünü ifade eder. Auguste Comte ve Émile Durkheim bu hakikati Batı sosyolojisinde dile getirdi. Oysa çok daha önce Farabi, "Toplumun düzeni bozulursa, bireyin düzeni de bozulur." diyerek toplumsal değişimin bireysel hayata doğrudan etkisini vurgulamıştı.