Filozoflar tepkilerimiz üzerinden tanımlanan özellikleri ifade etmek için tepkiye bağımlı tabirini kullanırlar. Burada ileri sürülen fikre göre komiklik gibi kötü de tepkiye bağımlı bir özelliktir. Eylemler bize belli bir his verdikleri için kötü sayılır ve kötülüğü gündelik yanlış davranışlardan ayıran da bu kendine has fenomenolojidir. Fakat hangi tepkiler akla yakın adaylardır? Bu soruya yanıt vermek için en bilinen kötü Eylem vakalarını düşünürken Kendimizi nasıl hissettiğimizi sorgulamalısınız. Ted Bundy'nin genç kadınları kaçırmasının işkenceden geçirmesini ve öldürmesini ayrıntılarını gösteren bir belgesel izlerken Kendimizi nasıl hissediyor ediyoruz? Canlı bedenlerle ağzına kadar doldurulmuş köle gemilerinin yandan kesitini gösteren meşhur çizimlere baktığınızda hangi duygular su yüzüne çıkıyor? Auschwitz'teki gaz odalarının, ceset yığınlarının iskelete dönmüş insanların gözlerindeki acının görüntülerini izlediğinizde nasıl tepki veriyorsunuz? Tüm bu Aşırı yanlışlara tepki olarak çoğumuz dehşetle irkiliriz. Kimi insanlar benzer duygusal tepkiler verir: ürperme, tiksinme, dehşete düşme, mide bulantısı, donakalma. Basitleştirme adına bu duygusal tepki grubuna dehşet vericilik diye adlandıralım.
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Birlikte kanamaya alışkın yaralarımız var çünkü yeniden bir araya gelirsek bu sonsuz acının dineceğini umuyorsun. Yanılıyorsun, Hayat varsa acı hep olacak Behiye. Sadece yaşayanlar acı çeker yeryüzünde. Nerede olurlarsa olsunlar. kim olurlarsa olsunlar. Acı dediğin, üzerimize geçirdiğimiz kırk yllık hırkalara benzer. Kimse beğenmez ama üşüyen herkes uysalca giyer. Ve hayat, benim bildiğim en soğuk yer. Hepimiz üşümeye içimizden bașlıyoruz. Derinlerden, çukur gibi, kuyu gibi, yürek gibi bir yerden. Bir elma neresinden başlarsa çürümeye işte tam oramızdan buz gibi üşüyoruz. Farkına dahi varmadan aynı kadere sürükleniyor, aynı yazgıya kilitleniyoruz. Hani buraya gelmek istiyorsun ya, iyice bak etrafına, aynalarla çevrili bu zifiri karanlıkta kaçacak bir yer var mı? Gittin de kurtuldun mu, dönersen kurtulacak mısın? Nefes aldığımız her yer yangın yeri kardeşim, her yer aynı. Hatırlasana, burada Dersim bombalanırken, orada Guernica yanmadı mı? Aynı anda iki ayrı noktadan yola çıkan ve rayları gamla gıcırdatan kara trenlerin biri Aşkale'ye, öbürü Auschwitz'e varmadı mı? Başka yerlerde başka çocuklar öldü, başka adamlar başka kadınları incittiler, başka yoksullar başka yoksunluklar çektiler. Ama tek rahimden çıkmışçasına aynıydılar aslında, sadece baska suretlere büründüler. Ne vakit içine bırakıldığımız korkunç yarıklardan kurtulmaya çalışsak, her defasında daha da derinlere batmadık mı? Evet kurtulmayı denedik, sahiden denedik ama görüyorsun işte, ișe yaramadı. Başka bir coğrafyaya ya da kendimizinkinden evla bulduğumuz başka bir acıya kaçarak kurtulabileceğimiz bir oyun değil hayat. Bence artık daha az yaralanmak icin nerede olmak gerektiğini düşünmekten vazgeçip olmamamız gereken yeri bulmanın zamanı...
Sayfa 394·Kitabı okudu
Reklam
Gestapo işkencecilerinin karşısındaki Jean Amery'nin büyük bir hayretle anladığı şey de bunun ta kendisiydi: bir insanı insan yapan tüm nitelikleri, "ruhu, zihni, bilinci veya kimliği, kırılıp parçalanan bir köprücük kemiğiyle yokolup gidiyordu." Auschwitz ve işkence, gu­rurlu bir entelektüel olan Amery'ye kendi bedeninin varlığını (ve aynı ölçüde de fikirlerinin ne kadar işe yaramazlığını) göstermişti. Fotoğ­ raflar, ne kadar kolay biçimde bedenselleştiğimizi - bedenimizin ne kadar kolay bir biçimde sakatlandığını, aç kaldığını, parçalandığını, hırpalandığını, yakıldığını ve yırtılıp ezildiğini gösterir. Kısacası fotoğ­ raflar, bizlere fiziksel şiddeti ve ona karşı olan zafiyetimizi sunar. Za­yıflık, her insanın paylaştığı bir şeydir; acımasızlık, insanlığımıza dair her hissi parçalayan bir şeydir. Kanan Makiya "İnsan bedeninin işgali, içkin, akılsız ve geri dönüşü olmayan bir niteliğe sahiptir" diye yazmış­ tır. "Bir insanın diğerine yaptığı o korkunç şeylerin tüm katmanlarının altındaki temel yapıtaşı budur." Istırap fotoğrafları da bizlere belirli ve bireysel acı deneyimleri su­ nar. İnsan hakları ihlallerinin kurbanları, suiistimal edilen, bastırılan ve hatta imha edilen daha geniş bir kitlenin üyeleridir. Ancak her birey, kendi acısını ve kendi ölümünü, hepimiz gibi, kendi eşsiz özünün mer­ ceği içerisinden deneyimler. Kracauer ve Sontag gibi yazarların fotoğ­ raf için yaptıkları muğlaklık ve soyutluk ithamları ancak bir noktaya kadar dayanabilir. Bu durumun tersi genellikle daha sık bir geçerliliğe sahiptir: fotoğraf bireyi kitleden ayırır ve bizimle hususilik, korkunç bir yalnızlık ve ıstırapla yüzleşir. Fotoğraflardakilerin isimlerini veya yaşam öykülerini bilmesek de, aynı şey Rembrandt'm veya Lucian Freud'un portrelerindeki insanlar için de geçerlidir. En
Sayfa 55 - Espas kuram sanat yayınları 2013
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika
her ortak sesleniş geleceğe rahim mavi kuş görünebilirdi Auschwitz'lerde kıyametten geçenler tarihini soyundu masalını sildi istediği ölüm kimindi? bumerangdır ölüm, herkese döndü.
Sayfa 145 - YKB Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
1978 Dünya Kupası’nda General Videla (FİBA ) Havelange’ye nişan taktı. Oradan birkaç adımlık mesafede Arjantin’in Auschwitz benzeri işkence ve yok etme merkezi Mekanize Piyade Okulu’nda bir takım masum işler çevrilmekteydi. Ve oradan birkaç kilometre uzakta da uçaklar mahkumları diri diri denizin dibine yolluyordu.
Reklam
Reklam