Bugün tam 2 ay oldu. Unutma dediğim eylemin ne kadar ürkütücü olduğuyla yüzleşiyorum şu günlerde. Bir Cumartesi sabahı saat 10'da bir vapurda denk gelsek tekrar tanışabilecek kadar yabancı hissediyorum kendimi. Halbuki "Bir Cumartesi sabahı saat 10'da bir vapurda denk gelsek tekrar tanışabilecek kadar yabancı hissediyorum kendimi." diye yazmayı planlarken daha yabancı hissediyordum, hissim daha olgun daha gümrahtı. Ama şimdi buraya yazarken dirliğini kaybediyor sanki hislerim. "Bir Cumartesi sabahı saat 10'da bir vapurda denk gelsek tekrar tanışabilecek kadar yabancı hissediyorum kendimi." diyen kendime de yabancılaşıyorum sanki bir noktada. Allah'ım, saat 10.00'da hissettiğimle 10.45'te hissettiğim aynı olmadığında, duygusal olarak iyileşme yolunda ne yöne doğru yürüdüğümü nasıl bileceğim? Bu kadar yabancılaşmak, unutmak... Bunlar iyileşmek mi?
Öyle sabahlar ve akşamlar oluyor ki kalbimin kumaşının bir insan tanımak, sevmek ve unutmak için yeterli olmadığını net bir şekilde hissediyorum o vakitlerde. "Allah'ım," diyorum, "yaşamak bana göre değil." Hiçbir şey olmamış gibi davranmak, hayata devam etmek, "Acaba o ve ben 10 yıl sonra ne yapıyor olacağız?", "Mutlu bir hayatım olsa bile bir yerle kusulmamış bir kusmuk gibi beynimin bir yerinde kalacak mı onun acı varlığının bilgisi?" diye düşünmek. İçindeki herhangi bir hücrenin tekrardan hayata devam etmek için herhangi bir isteğinin olmadığını işitmek. Evet işitmek diyorum, içimi işitiyorum çünkü. Üçüncü bir kulağım göğsümde değil de beynimin iki lobunun arasında atmaya devam eden kalbime yapışık sanki.
Yazının tam şu anında, içimdeki bu karanlık düşüncelerin ve hislerin biraz olsun dağıldığını, daha doğrusu eksildiğini hissediyorum. Normalde bir insan bununla mutlu olur, ben bu eksilmeden rahatsız oluyorum. Yoğunluğu