Avcıdır yarim,
Avına kıyamaz, ava âşık
Ne etimi ister, ne derimi
Arzusu kalemimde sarmaşık
Ellerimden yazar kaderimi
Avcıdır yarim,
Avlağa çeker beni, kaçış yok
Pusu kurmaz, kendisi tek pusu
Bir ok öldürür, diriltir bir ok
Yayındadır ruhumun tapusu
Avcıdır yarim,
Mızrak çekmiş, şaha kalkmış atı
Ne yana kaçsam karşımda biter
Kalbimle oynamaktır sanatı
Her an canda bir İsrafil öter
Babak'ın bu acımasız tavrı beni biraz üzdü ama sonradan bunun deneyimin getirdiği alaycılıktan kaynaklandığını anladım. Bir rokh terbiyecisinin gerçek değeri, uzun av günlerinde ve kutlanmayan emeklerinde gizliydi. İlk mantikor öldürme, Ateş Tapınağı'nda kutsal külleri alma, kendimi özel hissettiğim kraliyet ziyafeti gibi kutlamalar bir daha asla olmayacaktı. Babak bana bunu hatırlatıyor, kendi tarzıyla bana kül veriyordu.
Osmanlı'da çeşitli mesleklerde, sanatlarda kabiliyetli kişilerin oluşturduğu birlik ehl-i hiref olarak isimlendirilmiştir.
Bozdoğaniyan ( بوزدغانیانcemâat-i bozdoğaniyân-ı hâssa): Saray için gürz adı verilen, topuz, şeşber gibi savaş silahları hazırlamakla muvazzaf olan bölük.
Destivan دستوان (cemâat-i destivane-i hâssa): Sultanın ve maiyetinin av esnasında giydikleri destivan adı verilen özel eldivenleri üretmekle vazifeli olan bölük.
Efsârdûzân اسفار دوزان (cemâat-i esfârdûzân-ı hâsaa): Yularlar, dizginler yapan grup.
Kardgeran كارد گران (cemâat-i kardgerân-ı hâssa): Kârd كاردFarsça bıçak demektir.
Sultan ve sarayın ileri gelenleri için sanatsal değeri olan bıçak, hançer vb. kesici aletleri üretmek ve bunların süslemeleriyle vazifeli bölük.
Niyamgeran ( نیامگرانcemâat-i niyâmgerân-ı hâssa): Niyam kın demektir. Kılıç, bıçak, hançer gibi aletlerin kınlarını hazırlamakla vazifeli bölük.
Müşâharehoran (cemâat-i müşâharehoran-ı hâssa): Sarayda görev yapan şairler, müzisyenler ve çeşitli ulema sınıfı mensuplarının yer aldığı bölük.
Müteferrika ( متفرقەcemâat-i müteferrikagân): Müteferrika, diğer sanatçı ve zanaatçıların toplanmış olduğu grup. Arşivlerde cemaat-i müteferrika-i ehl-i hiref olarak da geçer.
Atalarımız olan büyük insansı maymunlara dönecek olursak -yirmi yıl önce yazdığım Aklı Bir Karış Havada adlı kitabımda da sözünü ettiğim- büyük gizem sözcüğün tam anlamını taşır. Çünkü bir noktada ayağa dikildik; beyin dönüşüm gösterdi ve başka hiçbir türde görülmeyen şekilde konuşma düzeneği oluştu. Son araştırmalara göre, atalarımızın konuşma gereksinmesinin kökeninde av sırasındaki haberleşme ihtiyacı vardır ama bu yararcı iletişim daha sonra duyguların iletilmesi -annenin çocuğuna sevgisini, yitirilen kişiye duyulan özlemi, üzüntüyü dile getir-mek gibi- amacıyla daha anlamlı ve karmaşık bir hal aldı. Sözcük, insanoğluna içsel zenginliğini işleme ve bunu yanındakiyle paylaşma olanağı tanıdı. Sözcük insanoğluna en azından şu tanıdığımız dünyada biricik olan ilişkiler yoğunluğu ve bütünlüğü izni verdi. Gene sözcük, yazı sa-yesinde en karmaşık deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma olanağı verdi ve böylece türümüzün en büyük zenginliği olan toplumsal bellek oluştu. Sözcüğün içinde Tanrı ile kurulan ilişkinin gizemi barınmaktadır. Çağıran bir ses vardır -O'na ait- ve bu sese yanıt verip vermemeyi seçebilecek olan -bizim- sesimiz vardır. Tanrı ile ilişki, iki canlı ve özerk irade arasında olsa da edilgen bir ilişkidir.