Bir duruşu olmalı insanın
Bir bakışı, bir anlayışı
Bir aşkı, bir davası olmalı
Gökyüzüne bakmayanların
Kalbi daha çok kirlenir
Ve insan en çok göğe vurgun
Sonra zifiriliğe, şiire
Ve hep Allah’a
Uçmayı öğrenmeden, göçmeye mecbur
Kalmış bir kuş gibi kalbimiz
Ah şu yalnızlık kemik gibi
Ne yana dönsem batar
Çünkü kırıldım, avuç uçlarıma kadar
Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü
Beni kabullen, kendini yanına al, gidelim
Çıktığım her yerin kapısını
Sert kapatmamla tanınırken
Senin kapın çarpmasın diye
Arasına elimi koydum
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
Ellerin yapayalnız biliyorum
Gözlerin dalıyor yine
Hep benim için olmalı
Yine de biri çıksa, nasılsın dese
Alışkanlıkla iyiyim diyeceğim
Neyse...
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. Bunu sonuna kadar götüremediysen, kabahat senin değil... Bana hakikaten yaşamak imkanını verdiğin birkaç ay için sana teşekkür ederim. Böyle birkaç ay, birkaç ömür kıymetinde değil midir?..
"Güzel şeyler var, güzel küçük şeyler... çiçekler, taşların arasındaki yosunlar, bir kürkün üzerindeki ışıltı ve renk ahengi, bulutların süzüldüğü gökyüzü, gündoğumları ve yıldızlar... Ve sen. Sırf seni görmeye değer. Güzel, huzurlu yüzün, narin dudakların, güzeller güzeli, cânım ellerin...onlar fethetti gözlerimi. Bu gözler bağlıyor seni bana."