"BİR TUTKUNUN DİLE GETİRİLME BİÇİMİ"
"Yaşanılmış güzellikleri yitirmiş olmanın üzüncü değil yalnızca. Yaşanacak daha nice sevinçlere artık uzak kalmış olmak da değil. Yenilmiş olmak da....Onu yitirmiş olmak elbet, -sanki yalnızca bu da değil. Bunu hiç de hak etmedi saymak kendimi, -avuntu değil. Gerçeklerden kaçmak da değil.”
Öyküler... Bazen kısa, bazen uzun. İkisinde de sonuç aynı: ruha dokunan kelimeler, cümleler. Bazı yarım kalmışlıklar vardır ki, duyguları en güzel onlar ifade eder. Gerçek hayatta da her duygu sonuna kadar gitmez çoğunlukla; yarım kalır, öylece durur içimizde. İşte tam da bu yarım kalmışlıkların arasında buluruz kendimizi, duygularımızı, yaşanmışlıklarımızı...
Her öyküde az çok biz de yer alırız; bazen başrolde, bazen de seyirci olarak. İşte bu nedenle öykünün yeri ayrıdır bende. Bir roman boyunca hissetmediğim duyguları hissederim kısacık bir öyküde, bazen de geçmişe doğru sessiz bir yolculuğa çıkarım.
Eser, yedi öykünün yer aldığı bir kitap. Altı kısa öykü ve kitaba da adını veren bir uzun öykü... Bu kısa öykülerden Armağan, 1997 Haldun Taner Öykü Ödülü'ne layık görülmüş. Bu ödül, kitabın niteliğini gözler önüne seriyor. Kısa öyküleri okurken şunu düşündüm: Yaşanmış her kısa an, usta bir kalemin elinde öyküye dönüşebilir. Hayatın içinden sıradan görünen anlar, yazarın kaleminde bambaşka anlamlar kazanıyor.
Ben an'ları içimden öyküleştirmeyi severim. Eskiden yazıya da dökerdim ancak sanki yazıya dönünce anlamını kaybediyormuş gibi gelmeye başlayınca vazgeçtim. Kim bilir, belki bu kitaptan aldığım ilhamla tekrar yazıya dökmeye başlarım...
Yazarın başardığı tam olarak bu: an'ları, duyguları, yarım kalmışlıkları öyle bir dile getiriyor ki, kelimeler asla anlamını kaybetmiyor. Aksine, her okunuşta yeniden anlam kazanıyor.
Kitaba adını veren uzun