10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 22:38
Bu kitap, bir yokluğun hatıra defteri. Kanı yavaşça içimize sızan boşluklara, dudaklarımızdan düşen yarım cümlelere, ve hiç doğmamış isimlerin küskün eksikliklerine adandı. Kimseye teselli borcu yok bu satırların. Bir avuntu vaat etmiyor, bir mucize de... Sadece, kendi yankısını dinlemeyi göze alan ruhlara açılmış küçük bir masa; üstünde biraz sessizlik, biraz gece ve belki kırık bir bardak kadar huzur. Burada dinlenmek serbest; burada yaralarınızla oturabilirsiniz. Çünkü bazen en büyük iyileşme, acıya dokunmadan onunla aynı sandalyeye oturmaktır. — Artık yalnız okuyucu değil, tanıksın. Kendi içinin labirentine, küflü kelimelerle yazılmış sessizliğin en derin odasına götürüyorum seni. Burada kelimeler dua gibi başlamaz, yara gibi sızar. Mem'in isimsiz yankısı hâlâ duvarlarda. Şimdi giriyoruz... Mem Aryan Oda Yüz On Üç
Alıntı
Oda Yüz On ÜçMem Aryan · Tamara Yayınları · 20251 okunma
…kadrajda bir avuntu aramak:
Puan vermedi·204 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:48
Herkesin hayatın anlamını bir yerlerde aradığı, bulduğunu sandığı anlarda ise kendi sığlığında boğulduğu o malum trajedideyiz. Andrei Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman’da bize sinema anlatmıyor; aslına bakılırsa, insanın o bitmek bilmeyen, can sıkıcı varoluş çırpınışlarına estetik bir kılıf uydurmaya çalışıyor. Sanatın bir kurtuluş, zamanı dondurmanın ise ölümsüzlük olduğuna inanacak kadar saf bir idealizmle yaklaşıyor dünyaya. Oysa gerçeklik, onun o uzun ve melankolik plan sekansları kadar sabırlı değil; aksine, bizi en beklemediğimiz anda çiğnemeden yutan amansız bir dişli. Tarkovski ise bu dişlinin arasına şiirsel bir parazit gibi sızarak zamanı mühürlediğini iddia ediyor. Ne büyük ve asil bir yanılgı. Kitap boyunca sinemanın "zamanın doğrudan kendisiyle çalışmak" olduğunu geveleyip duruyor. Popüler kültürün, o her şeyi çabucak tüketip fırlatan endüstriyel lağımının karşısına dikilip dürüstlükten, ruhun arınmasından bahsediyor. Filmlerini izlerken çoğunun esneyerek "Uykum geldi" dediği bir çağda, sinemayı kutsal bir ayin mertebesine çıkarma çabası takdire şayan ama bir o kadar da nafile. İnsanlığın kolektif bilinci bir bardak suya muhtaçken, o bize o suyun yüzeyine düşen yaprağın yansımasındaki metafizik anlamı vadediyor. Tarkovski’nin dünyasında zaman gerçekten mühürleniyor ama mühürlenen şey aslında insanın kendi yalnızlığının ve çaresizliğinin soğuk odası. Cioran’ın o keskin pesimizmini andıran bir damar var bu mühürde: Dünyaya fırlatılmış olmanın acısını, kameranın vizöründen bakarak hafifletmeye çalışmak. Yönetmen, sanatçının bir kurban olması gerektiğini söylerken haklı belki de; çünkü bu köhne dünyada katlanılamaz gerçekliği ancak kendini paralayarak, o çürümüş toprağa ve akan suya kutsallık atfederek katlanılır kılabilirsin. Şiirsel sinema dediği şey, temelde
Mühürlenmiş ZamanAndrey Tarkovski · Afasinema · 19861,110 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
MEZARLIKTA SENFONİ II
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 15:21
Mezarlıkta Senfoni II "Aşkla büyümek yerine, gururla küçülmeyi seçen bir aşk kahramanı..." Eveeeet, kitabımızda böyle bir kahraman var. Hissedenler gerisini siz düşünün. Küçük, yapay bir tebessüm Kitabın ilk çeyreğinde falan dedim ki "1. kitap daha iyiydi". Sonrasında ilerleyen zamanlarda daha güzel olaylara tanıklık ettik, bir bütünü paylaştık. Hep bir yarım kalmışlık var. Ben yarım kalmışlıkları hiç sevmem ama bu yarım kalmışlık içimizi ısıtıyor, yakıyor, kavuruyor, durdurak bilmez. Göktuğ tam sorulması gereken yerde sormayı bıraktı. Oysa meraklıydı. Sormaya sormayı bırakmayı tam zamanında buldu, her şeyi mahvetti. Ailesi hakkında bir bilgimiz yok. Sadece var olduklarını biliyorum. Onların duygularını, hislerini bilmiyoruz. Göktuğ'un sadece Eda ile olan kısımlarını biliyoruz. Bu kısım beni fazlasıyla üzdü. Belki dedim, onları bilirsek bir şeyleri çözeriz. Belki de son kez şans verip çok güzel oluruz dedim. Bir şey, şey dedim ama biz en çok Eda'nın yanışına tanıklık ettik, kıyamadığına tanıklık ettik. Ne yaşanırsa yaşansın, Eda Göktuğ'a hiç kötü söz söylemedi, yalan söylemedi, hiç kıyamadı. Ama ben onun yerine biraz kıydım çünkü hak ediyor. Bir de şöyle bir şey var: Bir şey oldu, öyle bir şey oldu ki ben biraz abartıyor olabilirim ama benim için öyleydi. İnanamadım. Gerçek miydi diye sorguladım, rüya falan olmasın diye söylendim kendi kendime ilk başlarda. Sonradan zaten hiç ummadığım bir şekilde gelişti. Şiir kitabı değil bu, bir roman. Ama içimizi yakacak türden bir roman. Daha önce şiir sananlar olmuştu, o yüzden belirtmek istedim. İçinde şiirleri olan bir roman. Eda'nın şiirleri, yani bizim yazarımızın yazdığı şiirler, insanın içine çok dokunuyor, ruhuna dokunuyor. Yeri geliyor ruhunu okşuyor, besliyor. Çok güzeldi benim için, özeldi. Kitabın konusuna
Mezarlıkta Senfoni IISeda Özlem Başpınar · Dls Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 24. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 11:12
Avuntu - Hüküm ~ Corinne Michaels . Çok eski bir seri olmasına rağmen yeni okuma fırsatı bulabildiğim o seriyle geldim. Yazarın daha güncel kitaplarını okumuştum ama bunlar hep aklımın bir köşesindeydi. Bu ara sabah akşam bekar ebeveyn temasında kitaplar okuduğum için tam zamanı diye düşündüm ve iki kitabı birden okudum. Hayatının aşkıyla evli ve hamile olan Natalie ile başlıyoruz. Mükemmel bir hayatı ve aşık olduğu bir kocası vardı. Yakında doğacak bebeğinin heyecanını yaşarken aldığı haber onu dağıtıyor. Deniz Kuvvetleri’nden sağ çıkmayı başarmış eski bir asker olan kocası Aaron’ı, yeni görevi esnasında el yapımı bir patlayıcı yüzünden kaybettiğini öğrenen Natalie, karnındaki bebeğiyle yirmi yedi yaşında dul kalıyor. Yas süreci, bebeğinin doğumu ve küçük bebeğiyle yalnız kalması derken çevresindekilerin desteği bile onun gözünde önemsizdi. Güçlü ve hep iyi durmaya programlanmış gibi davransa da onun kırılma noktası kocasının arkadaşı Liam olacaktı. Liam’ın harika destekleyici tavrı ve yavaş yavaş Natalie ile aralarında oluşanlar aşırı hoşuma gitti. Aaron’ın ölümünden sonra birbiri ardına açığa çıkan sırlar karşısında ise sahip olduğu hayatın aslında bir yalandan ibaret olduğunu öğreniyor. Ama bir noktada ölen kocasının arkadaşıyla arasında bir şeyler olduğu için ille de kötü bir şeylerin ortaya çıkması gerekiyor tadındaki sırlar ilk anda biraz zorlama geldi. Sonradan mantığa oturdu mu? Kısmen. Ama daha sağlam gerekçeler isterdim başta. Özellikle ilk kitabın sonu inanılmazdı. Ben bambaşka bir şey beklerken cidden ters köşe oldum. İkinci kitap bu gerçekle, minik Aarabelle, Liam ve Natalie ilişkisinin sarsıntıları ve gelgitleriyle geçti. Tabii bir de hayatımızın ortasına düşen bomba gibi bir gerçekle. Şimdi asıl karar, asıl seçim ve asıl sevgiyi doğru şekilde seçme
HükümCorinne Michaels · Kanes Yayınları · 201699 okunma
6/10
·192 syf.··
2026 15. kitabı
Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. 'İş avutur, ' derdi babası. O, böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden farklı öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. ...Çabasız. Ama biliyordu : Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi. Duvardaki şu resmin nasıl yapıldığını görmüştü: Islık çalar gibi uzanan dudaklar, kırışan genç alın; uzun, umutsuz, koyu mavi bakışlar. Böylesi gerekti ona. Ama resim yapamazdı. Olsun! Yazacaktı. O gece yatar yatmaz uyudu. -Yusuf atılgan: aylak adam, can yayınları- #sevdamızkitaplarımız #meki_022kitaplığı
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
10/10
·107 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 00:00
"BİR TUTKUNUN DİLE GETİRİLME BİÇİMİ" "Yaşanılmış güzellikleri yitirmiş olmanın üzüncü değil yalnızca. Yaşanacak daha nice sevinçlere artık uzak kalmış olmak da değil. Yenilmiş olmak da....Onu yitirmiş olmak elbet, -sanki yalnızca bu da değil. Bunu hiç de hak etmedi saymak kendimi, -avuntu değil. Gerçeklerden kaçmak da değil.” Öyküler... Bazen kısa, bazen uzun. İkisinde de sonuç aynı: ruha dokunan kelimeler, cümleler. Bazı yarım kalmışlıklar vardır ki, duyguları en güzel onlar ifade eder. Gerçek hayatta da her duygu sonuna kadar gitmez çoğunlukla; yarım kalır, öylece durur içimizde. İşte tam da bu yarım kalmışlıkların arasında buluruz kendimizi, duygularımızı, yaşanmışlıklarımızı... Her öyküde az çok biz de yer alırız; bazen başrolde, bazen de seyirci olarak. İşte bu nedenle öykünün yeri ayrıdır bende. Bir roman boyunca hissetmediğim duyguları hissederim kısacık bir öyküde, bazen de geçmişe doğru sessiz bir yolculuğa çıkarım. Eser, yedi öykünün yer aldığı bir kitap. Altı kısa öykü ve kitaba da adını veren bir uzun öykü... Bu kısa öykülerden Armağan, 1997 Haldun Taner Öykü Ödülü'ne layık görülmüş. Bu ödül, kitabın niteliğini gözler önüne seriyor. Kısa öyküleri okurken şunu düşündüm: Yaşanmış her kısa an, usta bir kalemin elinde öyküye dönüşebilir. Hayatın içinden sıradan görünen anlar, yazarın kaleminde bambaşka anlamlar kazanıyor. Ben an'ları içimden öyküleştirmeyi severim. Eskiden yazıya da dökerdim ancak sanki yazıya dönünce anlamını kaybediyormuş gibi gelmeye başlayınca vazgeçtim. Kim bilir, belki bu kitaptan aldığım ilhamla tekrar yazıya dökmeye başlarım... Yazarın başardığı tam olarak bu: an'ları, duyguları, yarım kalmışlıkları öyle bir dile getiriyor ki, kelimeler asla anlamını kaybetmiyor. Aksine, her okunuşta yeniden anlam kazanıyor. Kitaba adını veren uzun
Edebiyat
Bir Tutkunun Dile Getirilme BiçimiNecati Tosuner · Alakarga Sanat Yayınları · 2025117 okunma