Benim suçum, diye ağlıyordu ve gerçekten de öyleydi, bu inkar edilemezdi. Bu ama eğer bir avuntu olacaksa, her eylemimizden önce o eylemin tüm sonuçlarını öngörmeye, ilk olarak kesin sonuçlarını, sonra kuvvetle muhtemel sonuçlarını, sonra gerçekleşmesi mümkün olanları, sonra da hayal edilebilir olanları ciddi ciddi hesaplamaya kalksak yerimizden bile kımıldayamayacağımız da doğrudur.
Ne çocuklar gibi bir avuntu olsun diye okuyun, ne de muhterisler gibi kendinizi talime zorlarcasına; Hayır,
Hayır; Okuyacaksanız
ŞİFA BULMAK İÇİN OKUYUN .
Dünyada, dostlarının arasında bile yapayalnız olan, hiçbir destek ya da avuntu beklentisi bulunmayan biri için acı uyarılarla dolup taşan bir şeydi yalnızca.
'İş avutur,' derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.
Ele geçireceğimiz tek şey kimi avuntular, kimi duyarsızlıklar olacak, birtakım beceriler elde edeceğiz ve bunlarla aldatacağız kendimizi. Ama asıl önemli olan şeyi, o yollar yolunu bulamayacağız.