Ey güzel insan sen de onun gibi bir tutkunun esiriysen onun acıları sana o avuntu olsun eğer yazgında veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan bu küçük kitap dostun olsun... Genç Werther'in Acıları
Ne dilimde dua ne de döktüğüm gözyaşım var artık. Hiçbir şeyin anlamı yok bu hayatta. Her şey manasız bir hiçliğe sürünmeye doğru hep. Yanılgılar insan için bir avuntu, dökülen gözyaşları önden bir kefaretmiş gibi günah diye bir şey varsa şayet...Oysa her şey benim için manasız bir olmuşluktan ibaret, altında kendi hayal alemimden esinlenerek bir mânâ yamamaya kalkışmadan. Manasızlığın ortasında mânâlar uydurup yamamadan hayatın karmakarışıklığını kabulleniyorum.

özge

@bambasska
·
Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua, Ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya; katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya. mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
hayaller avuntu, gerçekler kaçınılmaz..
"BİZ" "ONLAR"A NASIL ANLATACAĞIZ!..
Yıllar önce bir dostum "çok beğendiğini" söyleyerek okuduğu kitabı göstermişti. Benim de kitaplara az-buçuk merakım var. Mâlûm. Okumaya başladım. Tek diyebileceğim şu: Hiçbir şey anlamadım. Abartmıyorum. Cidden hiçbir şey anlamadım. Çünkü metinde kullanılan "yeni Türkçe"ye (kurbağaca) hiçbir âşinâlığım yoktu. Oradaki "salt"lar, "ilgin"ler, "ivedi"ler, "içkin"ler kafamda hiçbir taşı yerinden oynatmıyordu. Fakat dostum "çok beğendiğini" söylemişti. Sözünde de samimiydi. O zaman Türkiye'de, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte boy verip gelişen, "iki Türkiye" olduğunu anladım. Bir "biz" vardık. Bir "onlar" vardı. Bir "bizim kelime dağarcığımız" vardı. Bir de "onların kelime dağarcığı" vardı. Muhtemelen, ben de ona Risale-i Nur'dan bir bölümü okutmak istesem, aynı reaksiyonu alacaktım. Aynı dili konuşuyorduk. Lâkin aynı dilde yazmıyorduk. Bu fark edişi yaşadıktan sonra hayatımdaki birkaç şeyi değiştirmeye karar verdim. Birincisi: Onların kitaplarını da okuyacaktım. Okumak zorundaydım. Zîra onlarla konuşmaya çalışıyordum. Hâlihazırda İslâmî kaynakları okuyanlar muhataplarım değillerdi. Onlar zaten berzahlığım gerekmeden bilgiye ulaşıyorlardı. Bana ihtiyaçları yoktu. Ben, eğer bir tebliğ dili yakalamayı amaçlıyorsam, ötekilerin diline alışacaktım. Alışmalıydım. Konuşacaktım. Konuşmalıydım. Onlarla hakikat arasında bir berzahlık oluşturmalıydım. Yapabildiğimce. Bundan kaçınamazdım. Çünkü bilgiyi taşırken kuş değil koyun olmayı bizzat mürşidim bana nasihat ediyordu. Bu nasihati görmezden gelemezdim. Koyun dediğin aynı zamanda yediğinin berzahıydı. Otu alıp süte çevirirdi. Kuş berzahlık yapmıyordu. Yediğini yediriyordu. İkincisi: Yazım dilimi değiştirdim. En azından elverdiğince denedim. Zorladım. Bunu yaparken "Osmanlıca kelimeleri kullanmayı büsbütün bıraktım"
Kaderini kabullenen insan kendine bir avuntu arar ve mutlaka bulur....(syf.33)
varoluşun temelin de avuntu dolguları yatar ! bu avuntu dolguları ...yerlerine bir sürü imgeler ve anlamlar koyarak tapma ve taktis ile bir başkaları yücelterek ve koyarak (yaşarız) ve daima da yanılırız çünkü ( o ) (sen) değildir ..!