Bu kargaşanın, bu acımasızlığın, bu hoyratlığın içinde biz, birbirine sığınan iki çaresiz insanız. İşte bu cümleyi duyunca sen geldin aklıma. İyi ki sana rastlamışım, iyi ki varsın Evgenia
Bazı gereksinimlerin zamanı oluyor hayatta. O zaman geçince giderilmemiş ihtiyacın yerini karanlık bir ağırlık alıyor. Yokluk boşluğa, boşluk ağırlığa dönüşüyor. Sonra artık ne yapsan başa dönülemiyor.
Hayat nam çukurun içinde hangi rencide köşeciğe sığınıp iliştiyse, orada sevdim onu. Değiştirmeyi ummadan, zımparalamaya kalkmadan, kimse, neyin içindeyse, tam da öyle benimsedim. Gerçekten sevmek, birini her neyse tam da öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu, daha iyisini, eksiksizini düşlemeden bağrına basma yetisi. Olduğu gibi.
İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.