Nasıl başlayacağımı bilmiyorum, serenad beni farklı duygulara sokan bir kitap oldu. Kitabı hem beğendim hem de beğenmedim. Kitabın ana hikayesi ikinci dünya savaşında almanyadan kaçan alman profesör ile kaçamayan yahudi eşini anlatıyor. Bu tabi en en özet hali, hikaye çok derin ve gerçekten aşklarına hayran kalıyorsunuz. Yıllar sonra alman profesör türkiyeye gelince onunla ilgilenmesi için üniversiteden Maya -bu kitabın ana karakteri- görevlendiriliyor. Kitabın ilk 250 sayfasında profesörün hikayesinden eser yok bunu özellikle söylemeliyim çünkü ana karakter beni biraz çıldırttı bu kısımda. Kitap yavaş ilerliyor. Olayları merakla büyüterek yavaş yavaş anlatıyor. Sadece profesörün hikayesini okumuyoruz aslında. Anlatıcımız olan ana karakter Maya’nın da hikayesini dinliyoruz. Maya’nın ailesi, işi, boşandığı eşi ve ergen oğlu hepsi bir sorun adeta. Kitabın ortalarına kadar Maya’nın karmaşasında profesörle ilgilenmeye çalışmasını dinliyoruz. Bu süreçte profesör kimdir, niye böyle garip davranıyor kesinlikle anlatılmıyor. Sonra profesör dönmeden önce Maya’ya anlatıyor ama biz orada da dinlemiyoruz hikayeyi. Sonlara doğru profesörün hikayesini ayrı bir bölüm olarak anlatıyor.
Okurken beni sadece ana karakter çok bunalttı. Daha kısa sürede okunabilirdi bu kitap ancak bazen gerçekten elime almak dahi istemedim. Bazen de bir oturuşta 150 sayfa falan okudum.
Eğer Maya’ya katlanabilirseniz gerçekten bir oturuşta okunabilecek, okuma zevki veren güzel bir kitap. Ama siz de benim gibi katlanamazsanız ana karaktere, kitabı beğenip beğenmemek arasında kalırsınız.
Jane Austen ın okuduğum ikinci kitabı Gurur ve Önyargı. İngiliz edebiyatı okumayı sevdiğim halde Jane Austen beni okurken çok yoran bir yazar. Yazıldığı dönemden de kaynaklı olduğunu düşündüğüm Mr. ve Mrs. ler okurken çokça karışıklığa yol açıyor. Bazen karakterleri çözmeye çalışırken olayları kaçırdığım için tekrar dönüp okumak zorunda kaldığım oldu. Akıl ve Tutku’yu okurken daha çok bunaldığımı hissetmiştim, kendisi yazarın ilk kitabı oluyor. Ama bu kitapta belirgin bir değişiklik var. Konular benzer, karakterler benzer ancak Gurur ve önyargı daha sürükleyici ilerliyor. Eğer ilk yarısını atlatabilirseniz ikinci yarısında nasıl bittiğini anlamayacağınızı temin ederim.
Çoğunlukla Lizzie ve Jane in aşklarına odaklansa da arada küçük kız kardeşlerinin saplantılı aşkı geçiyor. O zamana kadar Jane fazla iyi, Lizzie ise çözülmesi zor küçük kız kardeş gibi görünüyor.
Benim favori karakterim Mr.Darcy oldu. Başlarda yanlış anlaşıldığını düşünüyordum. Yazar beni yanıltmadı, gerçekten Lizzie yi her şeye rağmen sevmesi ve onun için yaptıkları kitaptaki diğer karakterlere göre onu öne çıkarıyordu.
Bir daha Jane Austen okumayacağım demiştim ama iyi ki Gurur ve Önyargı’ya bir şans vermişim. Eski tip bir aşk okumak istiyorsanız kesinlikle okumalısınız. Olayları okurken karıştırır çözemezseniz, kitabın filmi de var sonrasında onu izlersiniz.
Güç takıntısı olan bir kadının çöküşünü anlatıyor yazar bize bu kitabında.
Karakterimiz soylu bir fransız kadınıyken sürgün ediliyor ve bunu kendine yediremiyor. Başlarda kendisi bile geçici olduğunu düşünürken yerine başka birinin geçtiğini görünce kendinden geçiyor ve görevine geri dönmek için bir sürü mektup yazıyor.
Bu kısa öyküde gücün bazı insanlar için ne denli önemli olduğunu anlatmak istemiş yazar. Kendi hayatından vazgeçecek kadar takıntılı olan karakterimizin trajik sonu bile planladığı gibi bir etki yaratmıyor.
Sanırım en sevdiğim kısım karakterin en son etrafına bir sürü insanı toplayıp günlerce eğlendikten sonra insanlar ona kıskançlık, fitne fesatla yaklaşmadıkları için depresyona girmesiydi. İnsanlar kendisine arkadaş gibi davranıp samimi yaklaştığı için gücünü tamamen kaybettiğini düşünüp çöküşünün son kısmına geçiyor ve hayatını sonlandırıyor. Yazarın da dediği gibi: Haset, kin, yalan olmadan yaşamak yaşamaya değmez.
Bu kitabı çok yoğun bir dönemimde ara ara vakit öldürmek için almıştım. Romantik komedi; üstüne çok düşündürmez, sizi okurken yormaz, okurken eğlendirir yani tam yoğun dönemlerde okunacak türden. Ama bu kitap beni o kadar sürükledi ki bugün kitabın kalan yarısını bitirmiş bir halde buldum kendimi. İlk yarısı monoton biraz, karakterleri ve konuyu okuyucuya işlemek için diye düşünüyorum. İyi ki de öyle olmuş. Karakterleri anlamak için konunun yavaş ilerlemesi gerekiyormuş. İkinci yarısında ise ben kitabı elimden bırakamadım. Karakterin duygularını sanki ben yaşıyormuş gibi hissettim ve bir an önce olaylar çözülsün istedim.
Dili sade ve akıcı, belki bilimsel kısımları biraz okurken göz yoruyor olabilir ama o da zaten ana konusu yani.
Karakterlerden bahsetmek istiyorum biraz. Olive ve Adam kitabın ana karakterleri, hikaye onların etrafında şekilleniyor. Yan karakterlere gereksiz önem verip hikayeyi bunaltmamış tamamen ana karakterlere odaklanmış bu kısım güzel. Olive belki biraz sinir bozucu olabilir. Şahsen ben bazen kitabın içine girip Olive yerine Adam ile konuşmak istedim. Konusu kısada sahte bir ilişki yaşıyorlar karşılıklı çıkar ilişkisi ama çok iyi anlaştıkları için gerçek duygular beslemeye başlıyorlar. Klasik bir hikaye ama gerçekten güzel işlenmişti. Sürekli yazılan bad boy hikayelerinden sonra Adam gibi bir centilmen aşık görmeye ihtiyacımız vardı gerçekten. Bu arada Adam herkesin nefret ettiği bir bilim insanı olarak anlatılıyor ama okuyan herkesin Adam’a hayran olduğuna eminim. Kim niye nefret ediyor hala çözemedim. Bana çok mantıklı geliyor tavırları. Kısaca karakterler ve hikaye çok yerli yerinde, gereksiz abartı duygular ve olaylar yer almıyor.