Ay

Ay
@aybukethewriter
Ig:rasperdin yazılarım- öykülerim: yildizaybuke.wordpress.com Doğu Türkistan özgür olana dek-
veteriner hekim
izmir
55 okur puanı
Mart 2017 tarihinde katıldı
B.k gibi
3/10
·824 syf.··
2025 30. kitabı
Çok ağır konuşacağım o yüzden bu kitap favoriniz falansa incelememi okumayın. Ayrıca ful spoilerlı olacak. Açıkçası yazarın düşük zekalı olduğunu düşünüyorum çünkü bu kadar bok gibi bir kitap epeydir görmemiştim. Ben romantikleri sadece arada kafa dağıtmalık okurum bunu da öyle yaptım ama çok pişmanım. Zaten yarıdan sonrasını atlayarak okudum. Konu almanların 2. dünya savaşında rusları kuşatması, zaten biliniyor. Kitapta tek takdir edebileceğim savaş anlatısıydı, gerisi çöp. Nereden tutup da anlatayım ki? Ana karakterimiz tatyana’nın ona bok gibi davranan, her fırsatta aşağılayan ablasına aptal gibi kendini ezdirmesinden mi? Omurgasız, karaktersiz ve yavşak Alexander’ın iki kızı aynı anda idare etmesinden mi? Yoksa alex’in kendi gibi boktan asker arkadaşı Dimitri’nin tatyanayı zorla taciz etmesinden mi? O kadar kötü ki her şey. Tam bir wattpad hikayesi. Yazar aileyi ve kızın ablasını o kadar çıkaramamış ki hikayeden, çözümü herkesi öldürmekte bulmuş. Gerçekten trajikomik. Bununla da yetmiyor, sonrasında tatya yine hizmet edeceği aptal bir aile buluyor kendine. Çünkü dediğimiz gibi hiç beyin hücresi yok. Doğuştan köle ruhlu. Alex onu yüz yıl önceki teknoloji şartlarında her nerede olsa buluyor ne hikmetse. Dahası mı? Savaşın başlarında Alex’in eve gelip kızlar onun çamaşırlarını yıkarken DONLA oturmasından bahsedeyim mi size mesela? Ve evet, burası kalabalık bir aile ve olay rusya’da geçiyor. Sonra yetmezmiş gibi tek karyolada ablası yani nişanlısı, alex ve tatya beraber yatıyorlar. Yazarımız o küçük aklında romantik bir sahne olarak içliklerinin ve yün çoraplarının birbirine sürtünmesini yazmış… Cringe olmaktan ölen yıldızlar gibi içime çöktüm. Bu kadar köylü aşkı gerçek köylülerde yoktur. Sonrasında saçma sapan bir sürü şey. İlk kez birlikte olacaklar o da saçma
Bronz AtlıPaullina Simons · Pegasus Yayınları · 20161,557 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sıkıcı kurgu ve hayal kırıklığı
5/10
·352 syf.··
2026 1. kitabı
Açıkçası son çeyreği atlayarak okudum, daha doğrusu göz gezdirdim çünkü artık dayanamadım. Kitabı alma sebebim kendi yazdıklarıma kaynak oluşturmasıydı çünkü şuanki kurgu çalışmamda savaş anlatısı da mevcut. Aradığımı kısmen buldum, sağlık açısından bilimsel terimler çok yoktu bu arada. Bundan şikayet edenler biraz google araştırmasıyla rahatça okuyabilirlerdi, yazarın ve baş karakterin doktor olduğu bir metnin ne kadar sokak diliyle yazılmasını bekliyorsunuz ki? Her neyse asıl eleştirim buna değil zaten. Kitap çok gereksiz detaylarla uzatılmış, kötü kurgulanmış ve duygusal mesafeyle yazılmış. Anlatılan aşk ve ilişkiler neredeyse hiç etki uyandırmadı, tek çarpıcı yanı psikiyatri temelli hastaların başlarına gelenler oldu benim adıma. Oradaki irdelemeler güzeldi. Karakterleri sevmedim, zaten derinlikleri de yoktu. Kitap eşiklerle ilerliyor, karakter değişimleri de bu şekilde yapılmış. Lucius’un ailesinin onca kıyametin ortasında aynı kalması çok gözüme battı mesela, genel olarak karakter gelişimi çok zayıftı. Ayrıca erkek yazarlarda sık görülen şekilde çok fazla cinsel göndermeler ve olaylar vardı, bu herhalde hedef okuyucu kitlesini rahatsız etmez ama beni etti. Ahlaki olarak bile değil ama kadın bedeninin bu kadar metalaştırılmasını okumaktan hoşlanmıyorum. Sonuç olarak benim gibi kişisel meraklarınız varsa okuyabilirsiniz ama büyük beklentileriniz olmasın. Para da vermeyin, en yakın kütüphanededen alın okuyun naçizane tavsiyem.
Kış AskeriDaniel Mason · Holden Kitap · 2022213 okunma
Tuhaf korku ve ilginç fikirleri okumayı sevenlere
7/10
·430 syf.··
2025 25. kitabı
Aslında kapağı okuyup heyecanla başlarken daha delice şeyler beklemiştim ama bu haliyle de güzeldi. Ana karakterleri kadın olarak yazmayı ve çoğu yazarın es geçtiği detayları açıkça yazmayı seviyor Jeff abimiz :) Okurken güldürmeyi de başardı. Ayrıca tuhaf korku janrını da sevdiğimi anladım. Hikaye hiç tam olarak söylemese de kıyamet sonrası bir dönemde, açlık ve sefaletin kol gezdiği, tuhaf yaratıkların mafyalaştığı karanlık bir şehirde geçiyor. İsimler ve yerler yok. Yalnızca Şirket, Büyücü ve Mord var; Şirket şehri mahveden büyük şeytan, Mord şehirde terör estiren dev ayı ve Büyücü de zafere giden her yol mübahtır kafasındaki garip kişilik. Bu kaosta erkek arkadaşıyla birlikte hayatta kalmaya çalışan Rachel bir gün Borne isminde ne olduğu anlaşılamayan ucube bir yaratık bulur. Ne insan, ne hayvan ne de bitki olan bu yaratık bizi sürekli şaşırtmayı başarır. Hikayenin temposunu düşüren, yazarın tarzından kaynaklı eksiklikler var. Bana kalırsa tasvirler yeterli değildi ve bazı olayların çözülme şekli oldu bittiye gelmişti. Karakter değil olay örgüsü temelli bir gidişat vardı, bu da benim okumayı sevmediğim bir yazım şekli. Yine de sürükleyiciliğini koruyan, yer yer hüzünlendiren, hızlı okunan ilginç bir kitaptı. Son olarak da orijinal kapağını çok beğendim, keşke aslında sadık kalınarak basılsaymış.
BorneJeff VanderMeer · Alfa Yayınları · 201814 okunma
Sihirli şehirlerde derinlik eksikliği
6/10
·400 syf.··
2025 24. kitabı
Kitap başlarda ilgimi çekerek başladı, en azından yeterli sürükleyiciliği sağlamıştı. Ancak ilerledikçe beklediğim gibi çıkmadı pek çok unsur. O yüzden biraz zorlamayla bitirdiğimi ve hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Ana karakterimiz farklı sihir güçlerine göre renklerine ayrılan -kırmızı, gri, siyah ve beyaz- Londra’lar arasında yolculuk yapabilen bir büyücü ve klasik şekilde bir noktada işler ters gitmeye başlayınca bir maceranın içine atılıyoruz. İlginç fikirlerle açılan hikaye asla zenginleşmiyor; fantastik öykülerde alışık olduğumuz farklı yaratıklar, yerler, yan olay örgüleri ve ilginç karakterler gibi detaylar kitapta yok. Tek bir hedefimiz var ve yalnızca onu takip ediyoruz. Yaratılan evrene bakınca yazarın detaylara inmemesine üzüldüm açıkçası. Ayrıca karakterlerin aldıkları kararları saçma buldum, bir diğer kitaptan soğutan mevzu da yazarın çok yorum yapması :) Keşke sadece olayları anlatıp yorumu bize bıraksaymış. Eğer lise çağlarımda elime geçmiş olsa daha çok beğenirdim muhtemelen. Yine de kampanya döneminde yazarın hem farklı bir kitabını hem de bu serinin ikincisini aldığım için bir ara devam etmeyi düşünüyorum. Belki fantastiğe başlangıç olarak okunabilir ama yetişkin okuyucuları tatmin etmez diye düşünüyorum.
Sihrin En Koyu TonuVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Pegasus Yayınları · 2019368 okunma
Bu neydi ki şimdi
Farseer’dan sonra tutunamıyorum resmen. Yine yarım bıraktım. Ödüller almış, takip ettiğim nadir yayıncıların bile beğendiği bir kitaptı ve beklentim yüksekti. Maalesef yine fos çıktı. Hikayenin zaten Güzel ve Çirkin’den esinlenme olduğunu biliyorum ama ana karakterler arasında bu kadar mı çekim olmaz. Ejderha görünümlü ejderha olmayan aşırı itici erkek karakterin sevilecek tek bir yanını göremedim. Yakınlaştıkları sahnelerde bile toksik davranışlarını sürdürdüğünü gördükten sonra iyice soğudum. Ayrıca neden bu tarz hikayelerdeki love interest mutlaka beş yüz yaşında ve kız da on altısında olmak zorunda? Gerçekten okurken tiksiniyorum ve bir an önce bu dengesizliğin modasının geçmesini umuyorum. Kız yine bir noktaya kadar normal davransa da bir noktadan sonra alâkasız olayların sıralandığı bir tiyatrodan farksızdı yaşadıkları. Bir bakıyorsunuz sağda solda günü kurtarıyor, bir bakıyorsunuz kuleye kapanmış yemek yapıyor. Hikayeyi umursayamadım çünkü karakterler sizinle bağ kurmuyor ve anlatımın masalsılığı da ayrıca okumaktan soğutan bir etmen. Bazı yorumcular sihrin de bir temele oturmadığını ve çok rastgele gözüktüğünü eleştirmiş, benim gözüme o kadar batmasa da haklılık payları var. Yazarın Amerikalı olduğunu bilmesem bizim coğrafyalara yakın olduğunu düşünürdüm çünkü bazı sahnelerde o kadar ani duygu geçişleri var ve sahneler o kadar ucuz ki. Karakterler büyük büyük oynuyor, ağlıyorlar, feryatlar ediyorlar, sonra özürler ve sarılmalar derken en son İstiklal Marşı ve kapanış. Show don’t tell’i tersinden anlayıp anlatmış da anlatmış yazarımız. Ana kadın karakterin en yakın arkadaşıyla ne muhteşem bir arkadaşlık var diye buyuruyor yazar bize, biz de okuyoruz da okuyoruz. Bu sırada yine cengaverlikler ve gözyaşları havada uçuşuyor tabi yine. O olmazsa olmaz. Ama keşke
KöklerNaomi Novik · Pegasus Yayınları · 2019202 okunma