“Çünkü karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarırmış…Babaannem,insan da aynı bu ağaç gibidir demişti o gün bize.Yarasına ilacı başka yerde arayan her zaman yanılır.Her yaranın merhemi kendi dalındadır.”
Tıpkı bunaltıcı sıcak ya da fırtına kadar,havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir,aynı şekilde ılımlı bir mutluluk da mutsuzluk kadar kışkırtıcı olabilir.
“Biliyor musunuz?”dedi,”yelkovan, Türkçe kökenli bir sözcükmüş.Yel ile koğan sözcüklerinden meydana geliyor.Yani yeli kovalayan anlamına geliyor.Yeli kovalayan bir kişi fazla akıllı olamayacağı için aynı zamanda işsiz güçsüz,başıboş,havai anlamında da kullanılıyor.Birçok sanatçı akrebi kadına,yelkovanı erkeğe benzetir.Durmadan peşinden koştuğu için.”
Ben de,bu zavallıları dinledikçe,hallerine baktıkça,uğruna savaştığım hakikatlara daha çok inanıyor,ahmaklığın,geriliğin ve namussuzluğun bir gün nasıl olsa bir gün yenileceğine daha çok güveniyordum.Yalnız,zayıf olmamak ve dövüşmekten yılmamak lazımdı.