Aycan Güler

- Annen var mı senin? - Var tabiî. - Ne iş yapar? - Çamaşıra gidiyor. - Sen ne olacaksın büyüyünce? - Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım. - Ne boyacısı? - Kundura boyacısı. - Neden kundura boyacısı? - Ya ne olayım? - Doktor ol, dedim. - Olmam, dedi. - Neden ? - Olmam işte. - Neden ama? - Doktoru sevmem ki. - Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ? - Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan. - Ama annen iyileşti. - Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben. - Peki, dedim, öğretmen ol. - Ben mektebe gitmiyorum ki. - Neden? - Öğretmen beni dövüyor. - Neden? - Yaramazlık ediyorum da ondan.
Reklam
Muhafazakarlıklar o zamanlar, şimdi de olduğu gibi kendilerini fazlasıyla önemli gören, dar görüşlü, zalim, ahlaksızlık arasında sıkça görülürdü.
Sayfa 7 - Ren Kitap·Kitabı okudu
Ey Oğul! İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa bir gün ondan ayrılacaksın ve dilediğin şeyi yap, nasıl olsa bir gün bütün yaptıklarının hesabını vereceksin.
Sayfa 29·Kitabı okudu
GÜN GELECEK TEKRAR GİDECEKSİNİZ !!!
Mondros sonrasında Mustafa Kemal’e, henüz İstanbul'a yeni gelmişlerken yaveri İtilaf Devletleri’nin donanmalarını kast ederek “Paşam, gelmişler” demişti. İstanbul limanı yabancı gemilerle doluydu. İşte o gün mavi göğün altında, masmavi Marmara’ya bakarak, “Geldikleri gibi giderler” dedi. Memleket her ne surette olursa olsun, işgalden kurtarılmalıydı ve kurtulabilirdi.
Sayfa 166 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tarih