Sokrates yönteminin başarısı şaşırtıcıdır: Atina'nın tüm genç kuşağı onun büyüsüne kapıldı ve öğretileriyle kalıcı olarak değişti. Bu gençlerin en ünlüsü, Sokrates'in fikirlerini adeta kutsal kitaptan alıntılarmış gibi yayan Platon idi. Üstelik Platon'un Batı düşünce tarzı üzerindeki etkisi herkesten daha çoktur. Sokrates'in yöntemi son derece stratejikti. Kendini kötüleyip başkalarını överek dinleyicilerin doğal savunmalarını kırıyor, duvarlarını belli belirsiz indiriyordu. Ardından onları çıkış yolunu bulamadıkları, inandıkları her şeyin sorgulandığı bir tartışma labirentine çekiyordu.
Sonra havarileri gelip, "Niçin onlarla benzetmelerle konuşuyorsunuz?" diye sormuşlar. Şöyle yanıtlamış: "Sizlere cennet krallığının sırları verildi ama onlara verilmedi. İradesi olanlara daha fazlası verilecek ve bolluğa kavuşacak ama iradesi olmayanlardan ellerindeki bile alınacak. Bu nedenle onlara benzetme öyküleri anlatıyorum, çünkü görmediklerini görüyorlar, duymadıklarını duyuyorlar ve anlamadıklarını anlıyorlar. Onlar açısından İşaya'nın şu kehaneti gerçekleşiyor: 'Duyacaksınız ama asla anlamayacaksınız, göreceksiniz ama asla algılamayacaksınız'."
MATTHEW 13:1-15
Aynı gün Hz. İsa evden çıktı ve denizin kenarına oturdu. Çevresine kalabalık toplanınca, gidip bir kayığın içine oturdu; kalabalığın tümü sahilde kaldı. Onlara benzetmelerle çok şey anlattı: "Bir tohum ekicisi tohum ekmeye gitmiş. Tohum ekerken, bazı tohumlar yolun kenarına dökülmüş ve kuşlar gelip yemiş. Bazısı taşların üstüne düşmüş ve toprağın derinliği fazla olmadığı için derhal uzamış ve toprak olmadığından güneşten kavrulmuş; kökleri olmadığından kurumuş. Çalıların arasına düşenleri ise büyüyen çalılar boğmuş. İyi toprağa düşen tohumlar ekin haline gelmiş, bir kısmı yüz kat, bir kısmı altmış kat, bazıları kırk kat tahıl vermiş. Kulakları olanlar bunları duysun."
Bizi ve davranışlarımızı değiştiren şey bir başkasının söylediği sözler değil, bizim kendi deneyimlerimizdir. Bizi duygusal olarak sarsan, dünyaya bakma modelimizi değiştiren ve üzerimizde kalıcı etkisi olan olgulardır. Okuduğumuz ya da ünlü bir eğiticiden duyduğumuz sözler bildiklerimizi sorgulamaya, belirli bir konu üzerinde derin düşünmeye ve bu süreçte düşünme biçimimizi değiştirmeye bizi yönlendirir. Bu fikirler içselleştirilir ve bireysel deneyimler gibi algılanır. Bir filmin imgeleri bilinçaltımıza girer, konuşma öncesi biçimde iletişim kurar ve düş yaşamımızın bir parçası olur. Yalnızca benliğimizin derinliklerinde kaynayan, düşünce ve deneyim olarak aklımızda kök salan şeyler davranışlarımızı kalıcı biçimde değiştirir.
"Affectus, qui passio est, desinit esse passio simulatque eius claram et distinctum formamus ideam."
Yani, acı duygusu, buna ilişkin net ve kesin bir tablo oluşturduğumuz an, acı olmaktan çıkar.