Aşk iyidir bak
Duyumunu artırır insanın
Hele don gömlek sabahları
Tıraş olacağını duyarsın
Yeni gömleğini giyeceğin gelir
Bir yeni biçim eklersin insan olacağa
Masaya, merdivene, aynalı dalaba
Derken ardından şıpınişi bir kahvaltı
Amanın dersin bu ne delice gidiş
Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı
İspinoz düşünür müydü?
Deli olan kaşınır mıydı?
Kolların upuzun Walt Whitman'ı okumaktan
Ağzın desen bir karış açık
Sokaklar, amanın o sokaklar
Önce bir yeşile işkilli
Evlerde büyümeler, alıp başım gitmeler olacak
Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza
Televizyondaki işe
Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi
Cin ifrit kesileceksin birden
Hey gidi duyumuna yandığırnın dünyası
Alıp vereceğin olacak ille
Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın.
Önemi yok artık benim için hiçbir şeyin. Aynalı çarşıların silik, gümüş aydınlığı dökülmüş aynalarında bile derdimi dinlemiyor on binlerce görüntüm. Oysa Sevgi'yi anlatmak istiyorum herkese.
Çevreme kaygılı gözlerle baktım:şimdiden başka tek şey yoktu. Şimdilerin içinde kabuk bağlamış, hafif ve sağlam
mobilyalar; bir masa, bir yatak, bir aynalı dolap ve ben. (Şimdi'nin gerçek özü kendini açığa vuruyordu. Şimdi
varolandı, şimdi olmayan hiçbir şey varoluşmuyordu. Geçmiş varolan bir şey değildi. Hem de hiç değildi. Ne eşyada
hatta ne de düşüncemde varoluşmuyordu. Kendi geçmişimin benden kaçmış olduğunu çoktan beri anlamıştım.
Ama benim alanımın dışına kaçmış olduğuna inanmıştım.Benim gözümde geçmiş, bir çeşit emekliye çıkarına; bir
başka. varoluşma biçimi, bir tatil ve hareketsizlikti. İşi biten her olay, kendi kendine bir kutunun içine usulca
giriyor ve bir fahri olay niteliği alıyordu. Hiçliği düşünmek bu kadar zordur işte. Ama şimdi anladım , eşyanın,görünüşünü aşan bir varlığı yok. Olan ardında ... hicbir
şey yok.
Bir tren kazasında ölenlerin tamamının üçüncü mevki yolcuları olmasının bir teselli vesilesi olarak anılabildiği bir dünyada, birinci mevki yolcularının keyfi daha ne kadar gıcırlaşabilir?