Puan vermedi·480 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:58
Nina, küçük yaşta babası tarafından terk edilmiş, annesiyle birlikte hayatta kalabilmek için sürekli şehir değiştirmek zorunda kalmıştır. Annesinin dolandırıcılık yöntemleriyle büyüyen Nina, bu hayattan uzak durmak istese de şartlar onu aynı yola sürükler. Zamanla sosyal medyada lüks ve gösterişli hayatlar yaşayan insanları hedef alan başarılı bir dolandırıcıya dönüşür. Vanessa ise dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayat süren, zenginlik ve ayrıcalıklar içinde büyümüş bir kadındır. Ancak bu mükemmel görüntünün ardında yıllardır saklanan sırlar vardır. Yıllar sonra yolları yeniden kesişen Nina ve Vanessa, geçmişte gömülü kaldığı düşünülen gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Nina’nın geçmişten gelen intikam arzusu, olayları bambaşka bir noktaya taşırken kimin haklı, kimin suçlu olduğu sorusu da giderek belirsizleşiyor. Her şeyimizi paylaştığımız sosyal medyaya ne kadar güveniyoruz? Bu kitabı okuduktan sonra sosyal medyanın ürkütücü gerçekliği üzerine uzun uzun düşündüm. Artık bir şey paylaşmadan önce çok daha fazla düşüneceğime eminim. Hatta özel hayatla ilgili hiçbir şey paylaşmamak belki de alınabilecek en doğru kararlardan biri.Kitap her ne kadar dolandırıcılık üzerine kurgulanmış olsa da bana göre asıl vermek istediği mesaj, farkında olmadan hepimizin içinde yer aldığı sosyal medya yanılsamasını gözler önüne sermesi. Özenilen hayatların, kusursuz görünen ilişkilerin ve imrenilen yaşamların perde arkasında neler olduğunu sorgulatıyor. Okurken sık sık “Gerçek dolandırıcı kim?” sorusunu kendime sordum. Günümüzü oldukça başarılı yansıtan bu hikâyede, bazı olayları yanlış bulsam da zaman zaman “Ben olsam ne yapardım?” diye düşünmeden edemedim. Geçmişe dönüşlerin yoğun olduğu bazı bölümler beni biraz yordu ve temposunu düşürdü. Finali benim için çok büyük bir sürpriz
Kıymetli Küçük ŞeylerJanelle Brown · Altın Kitaplar · 2026156 okunma
Biraz da tarih incelemeleri :)
Puan vermedi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki Türkiye Hüner Tuncer Doç. Dr. Hüner Tuncer’in titiz bir arşiv çalışması ve diplomatik birikimiyle kaleme aldığı Menderes’in Dış Politikası eseri, Türk dış politikası tarihinin en radikal dönüşüm süreçlerinden birini uluslararası ilişkiler disiplininin temel yapı taşları üzerinden analiz eden sarsıcı bir kitaptır, Tuncer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ve geleneksel dış politikayı biçimlendiren Atatürkçü ilkeler ile 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti (DP) iktidarı tarafından hayata geçirilen pratikler arasındaki derin kırılmayı mercek altına almaktadır. Kitap, temelde realist bir uluslararası politika perspektifiyle yazılmış olup, bir devletin kendi ulusal gücüne dayanmaksızın, salt bir süper gücün koruyuculuğuna ve dış yardımlara yaslanarak tam bağımsızlığını sürdüremeyeceği tezini savunmaktadır. Tuncer, yapısal analize geçmeden önce, Atatürk dönemi dış politikasının "gerçekçilik", "tam bağımsızlık", büyük güçler arasında denge kurma ve ideolojik dogmalardan uzak durma gibi temel prensiplerini anımsatarak, Menderes dönemindeki "sapmanın" teorik ve pratik boyutlarını daha görünür kılmaktadır. Uluslararası sistemin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok kutupluluktan iki kutupluluğa evrilmesi ve Soğuk Savaş’ın tırmanması, Türkiye’nin jeopolitik konumunu kırılgan bir zemine taşımıştır. Eserde, bu dönemin en kritik eşiklerinden biri olan İkinci Dünya Savaşı ertesindeki Türk-Sovyet ilişkileri ve SSCB’nin Boğazlar ile Doğu Anadolu üzerindeki haksız talepleri teferruatlı bir biçimde incelenmektedir. Yazar, bu noktada önemli bir tarihsel ayrım yapmakta; İsmet İnönü dönemindeki Batı’ya yakınlaşma hamlelerinin savaş sonrası koşulların ve Sovyet tehdidinin dayattığı istisnai, konjonktürel bir zorunluluk olduğunu belirtirken, DP iktidarının bu çizgiyi
Menderes'in Dış Politikası Batı'nın Güdümündeki TürkiyeHüner Tuncer · Kaynak Yayınları · 20133 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·550 syf.··
2026 21. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 23:10
Okuma grubumuzun nisan ayı kitaplarında güçlü kalemiyle Nobel Ödüllü Mario Vargas Llosa’nın Teke Şenliği kitabı vardı. Bir diktatör romanı diyebiliriz. Öncelikle kitabın; karakterleri, anlatıcı bakış açısı, zamanı, cümleler arası bağlantıları, cümle aralarında verdikleri ve diğer tüm detaylarıyla kurgusuna bayıldım. Biraz uzun anlatmayı tercih ediyorum o yüzden. Dominik Cumhuriyeti’nin kaynaklarını ve insanlarını tüketen, kendisine ve ailesine büyük ayrıcalıklar tanıyan, yaptıkları unutulamayan, kendisi ölse de izleri silinemeyecek Rafael Trujillo yani namıdiğer TEKE’nin acımasız diktatörlüğünü ve acizane davranışlarını muhteşem bir kurguyla anlatmış yazar. Kitapta olaylar üç tarafın bakış açısıyla ele alınmış. Tekr’nin has adamlarından Agustin Cabral’ın kızı Urania, Teke’nin kendisi ve Teke’ye suikast düzenleyen Dominik Kahramanları’nın ağzından anlatımlar gerçekleşiyor. Trujillo, 1930-1961 yılları arasında tam 31 yıl iktidarda tek başına kalmış bir devlet başkanıdır. Devletini kendi malıymış ve halkı da kendi şahsi insanlarıymışcasına kendini her şeyin sahibi olarak gören, herkesin özel hayatına kadar tüm hayatlarına vakıf olan bir başkandır. Bildiği zaafları yeri geldiğinde hiç çekinmeden kullanır. Teke’ye en yakın adam olmak da Agustin Cabral için hiçbir zaman kolay olmamıştır. Teke hayattayken de öldükten sonra da. Kızı Urania, 14 yaşına geldiğinde veda bile etmeden babasını ve ülkesini terk eder. Bu ayrılıktan tam 49 yıl sonra yüzleşmek için geri döner. Ve tabii ki Teke’nin yaptıklarının yanına kalmamasını isteyen Kahraman bir grup. Teke’ye suikast düzenlerler ve amaçlarına ulaşırlar. Amaçlarına ulaştıktan sonra hayatları hiç kolay olmamıştır. Dominik için bir son ve bir başlangıç vardır artık. Teke yanlısı da birçok insan vardır karşıtı da. Bu son ve
Teke ŞenliğiMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 20201,603 okunma
Koca Yürekli Taras
9/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 22:10
Taras Bulba - Nikolay Gogol İnceleme Nikolay Gogol’un muazzam eserlerinden biri olan Taras Bulba hikâyesi Kazaklar ile Lehler arasındaki bir savaşı konu alıyor. Okuyucu olarak Kazakların tarafından bakma şansına sahip oluyoruz ve bu hikâye çoğunlukla savaş ortamından bahsetse de arka planda aslında bize savaşın ne kadar acımasız bir şey olduğunu gösteriyor. Bu hikayede sadece savaş değil; kıtlık, açlık, aşkın inanılmaz gücü, bir baba-oğul ilişkisi, vatan sevgisi ve bu vatan uğrunda ne kadar fedakar olmanın bilincini görmekteyiz. -Tarihi Olaya Bir Bakış- Hikayenin tam olarak incelenmesinden önce tarihi olayın perde arkasında neler olmuş önce ona bakalım. İncelemenin başında da bahsedildiği gibi "Taras Bulba" Kazaklar ile Lehler arasında bir savaşa konu alıyor ama burada çok daha fazlası kitapta yer aldığı için tarihi olayı bilmeden kitabı incelemek pek uygun olmaz. Yeni çağın ilk yüzyılının sonunda yaklaşık olarak 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başlarında " New Rossia " ( Yeni Rusya ) denilen topraklarda yani bugünkü Ukrayna'nın güneyindeki yerleri Kazaklar, Lehler ve Ruslar burayı hâkimiyet altına almak istemişlerdir. Kazaklar bu bölgede yıllar boyunca başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamaya ve ülkelerini korumak için canlarını feda etmeye her zaman hazırlardır. O zamanlar bölgede hâkimiyet iddiası ile kendi topraklarını güvenliğini sağlamak amacını taşımak isteyen Lehistan ( Bugünkü Polonya ), sınırının yakınlarındaki bu hareketli, vatansever ve gözü pek halkı kendine müttefik olarak seçmişlerdi. Dinyeper nehrinin kırımlılara bakan bu kısmında düzensiz birliklerden oluşan bir yapı vardı. Rusya'nın sınırındaki bu güney halkı her ne kadar bu şekilde yaşamak onlar için bir sorun olmasa da Kazakların asla bir konuda taviz vermeyecek bir meselesi vardı. O
Edebiyat
Taras Bulba ve Mirgorod ÖyküleriNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2010533 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 41. kitabı
Herkesin girmek istediği kulübe hoş geldiniz. Ama bir kez içeri girdiğinizde, çıkmanın o kadar kolay olmadığını kimse söylemiyor. Princeton Üniversitesi’nde yalnızca seçilmişlerin adım atabildiği bu gizli kulüp; güç, ayrıcalık ve dokunulmazlık vaat ediyor. Kuralları yazılı değil, bedelleri ise herkes için aynı değil. Maya, yıllar sonra kız kardeşi Naomi’nin şüpheli ölümüyle bu dünyaya geri dönmek zorunda kalır. Resmi kayıtlara göre her şey bir kazadır. Ancak Maya, bu kampüste bazı olayların hiçte göründüğü gibi olmadığını bilir. Naomi’nin ölümünün ardındaki sır perdesi aralandıkça, Maya kendini yalnızca bir cinayetin değil; sessizlikle beslenen, yıllardır korunan bir sistemin tam ortasında bulur. Bu kulüpte sadakat hayatta kalma meselesidir.Gerçeği aramak ise tehlikeli bir cesaret ister. • • Son zamanlarda akademi temalı kitapları çok sık görür olduk. Bu kitap da o dünyanın karanlık tarafını anlatan örneklerden biri. Kitap farklı bakış açılarıyla, geçmiş ve günümüz arasında gidip gelerek anlatılıyor. Özellikle Maya’nın geçmişine dönülen bölümlerde bazı yerlerde kitaptan koptuğum anlar oldu. Olay örgüsü genel olarak hızlı başlasa da bir yerden sonra yavaş ilerliyor. Ve kitap fazla uzun. Burada finale giden taşlar döşeniyor ama yazar bu noktada dozu biraz kaçırmış. Anlatılanların çoğu final için gerekli olsa da, biraz sabır sınıyor. Buna rağmen kitap, finale yaklaştıkça bambaşka bir ivme kazanıyor. Merak duygusu artıyor ve insan kendini “Tahminlerim doğru mu çıkacak?” diye düşünürken buluyor. Açıkçası final bölümünden aldığım keyif, kitabın genelinden aldığım keyiften çok daha fazlaydı. Dağınık ilerleyen anlatım, güçlü bir finalle toparlanıyor. ️Artıları • Dark academia atmosferi ve elit toplulukların karanlık yüzü ilgi çekici. • Kimlik arayışı, aidiyet ve suç
Yalanlar CemiyetiLauren Ling Brown · Yabancı Yayınları · 202627 okunma
9/10
·480 syf.··
2026 20. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 14:35
#KitapYorum #KıymetliKüçükŞeyler #JanelleBrown #AltınKitap #Roman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Altın Kitap Yayınları'ndan çıkan, çevirisini Füsun Doruker'in yaptığı, Janelle Brownie'ye ait "KIYMETLİ KÜÇÜK ŞEYLER" isimli psikolojik, gerilim türünü tanıtmaya çalışacağım.🫆 İlk sayfalardan itibaren okuru kendine bağlayan, heyecanın ateşini hep diri tutan, merak ve gizemi baş rol yapan, sürekli bir sonraki sayfayı çevirmeye zorlayan, zihni sağlam kuşatan bir eser "KIYMETLİ KÜÇÜK ŞEYLER". Sanki büyük, ulu bir ağaç var, en üstte ise sizi cezbeden, aklınızı satırlara tutkalla yapıştırmış bir büyücünün bıraktığı bir meyve. Ve sizin aklınız daima bir mide gibi aç. Sürekli beslenmeyi bekleyen bir bebeğin telaşlı çırpınışlarıyla o meyveye ulaşma isteği. Sonunda sevimli zaaflarınıza yaklaştıran, bir okadar tatlı yorgunluğa sürükleyen, zamanla dostluğunuzun temellerini attıran bir hikâyenin baş rol oyuncusu olarak kitabı sonlandırıyorsunuz.🫆 Konu penceresinden Tahoe Gölüne bakarsak; "KIYMETLİ KÜÇÜK ŞEYLER" Psikolojik gerilim, dram, gizem / suç türünde. Yavaş başlayıp giderek “bağımlılık yapan” bir kurgu. Janelle Brown’un dünya çapında ses getiren (Orijinal adıyla: Pretty Things) adıyla raflarda yerini alan roman, New York Times’ın en çok satanlar listesinde. Kitap, sürükleyici bir psikolojik gerilim ve dolandırıcılık öyküsü. ​Hikâye, iki bambaşka dünyadan kadının yollarının kesişmesiyle başlıyor. ​Nina; annesinin tedavisi için para bulmak zorunda olan, sanat tarihi okumuş, dolandırıcılığı bir sanat haline getirmiş zeki bir genç kadın. ​Vanessa ise zenginlik içinde büyümüş, sosyal medya fenomeni (influencer) olan ancak arka planda yalnızlık ve geçmişin travmalarıyla boğuşan bir varis. Roman ​çift bakış açısı yöntemiyle hem Nina’nın hem de Vanessa’nın ağzından anlatılır. Bu
Kıymetli Küçük ŞeylerJanelle Brown · Altın Kitaplar · 2026156 okunma