Kısa aralıklar dışında insanlar her zaman bir seçkin azınlık tarafından yönetilmişlerdir. Seçkin (elite) kelimesini en güçlü, en enerjik ve kötülük kadar iyiliğe de yeteneği olan anlamında, etimolojik bağlamı içinde kullandım. Oysa önemli doğal bir yasa nedeniyle seçkinler sürekli bu hâlleriyle devam edemez, tükenirler. Bu yüzden insanlık tarihi seçkinlerin durmadan devam eden yer değiştirme tarihidir. Biri yükselirken diğerinin alçalması gibi... Bu gerçek bir fenomendir fakat bize başka biçimde gözükebilirler.
Eskilerin yerine geçmek için çabalayan veya sadece gücünü artırmak isteyen yeni seçkinler böyle bir niyetleri olduğunu açıkça kabul etmezler. Bütün bu baskının liderliğini üstlenmek yerine, kendi iyiliklerinin değil, çoğunluğun iyiliği peşinde koşacaklarını, bunun büyük bir mücadeleye yol açacağını fakat bu mücadelenin sınırlı bir sınıfın hakları için değil bütün vatandaşların hakları için yapılacağını ilan ederler. Tabii ki yeni seçkinler bir kere zafer kazandıklarında eski dostlarını buyrukları altına alırlar ya da onlara bazı resmi ayrıcalıklar sunarlar. Bu tarih, Roma'daki plebler ile patriciler arasındaki çatışmanın tarihidir ve burjuvanın, feodal kökenin asaletini, soyluluğunu kendi tarafına çektiği bir zaferin tarihidir ki bu zafer modern sosyalistler tarafından iyi bir şekilde ele alınır.
Spartalılar ve Romalılar bu duruma örnektir. Spartalılar, Atina ile Thebai'yi, orada az sayıda kişiden oluşan bir yönetim oluşturarak elde tutmalarına rağmen kaybettiler. Romalılar Capua, Kartaca ve Numantia'yı elde tutmak adına yerle bir ettiler ve kaybetmediler. Yunanistan'ı ise Spartalıların yaptığı gibi özgür bırakıp kanunlarına izin vererek ülkeyi elde tutmak istediler ve başarılı olamadılar, sonunda elde tutmak için ülkedeki birçok şehri yakıp yıkmak zorunda kaldılar. Aslında bir ülkeye hâkim olabilmek için yakıp yıkmaktan daha emin bir yol yoktur. Ayrıca özgürlüğe alışkın bir şehrin efendisi haline gelip onu yıkmayan biri, o şehir tarafından yok edilmeyi beklemelidir, çünkü ne zamanın ne de menfaatlerin asla unutturamayacağı o özgürlük ruhu ve eski ayrıcalıklar her zaman bir ayaklanma konusu olacaktır. Buna karşı ne yaparsanız yapın, halkın arasındaki birlik bölünüp dağıtılmadıkça o ruhu ve ayrıcalıklarını asla unutmazlar, üstelik Floransalıların boyunduruğundan yüzyıllarca sonra da olsa kurtulan Piza gibi, fırsatını buldukları anda yeniden harekete geçeceklerdir.
Şu ya da bu biçimiyle ırkçılığa tüm sınıflı toplumlarda rastlanır. Bunun üç nedeni vardır: Birincisi, artığın denetimi için rekabete tutuşan yönetici sınıfların, bu mücadelelerinde arkalarından gelecek sıradan insanları harekete geçirmeleri gerekir. Örneğin Haçlı Seferleri sırasında Ortadoğu'da soykırım, yağma ve fetih savaşlarını haklı göstermek için Müslümanlar kâfir diye şeytanlaştırılmıştı.
İkincisi, sınıflı toplum, sıradan insanları hayatta kalma mücadelesinde birbirine düşürür. Yönetici sınıf, insanların kendilerini sömürenlere karşı birleşmesi ihtimalini azaltan ayrışmaları besleyerek bu durumdan istifade eder. Örneğin Romalı soylular, yoksul yurttaşlara belli bazı ayrıcalıklar tanıyor, onları himaye ağlarına katıyorlardı; bunu yaparken "barbarlar" denilen yabancılarla köleleri aşağılamaları teşvik ediliyordu.
Üçüncüsü, emperyalizm (başka halkların topraklarını, kaynaklarını ve insan gücünü ele geçirmek amacıyla askeri kuvvet kullanma), kurbanların kültürel ya da irksal açıdan daha değersiz gösterilmesi durumunda daha kolay haklı gösterilebilir. Emperyalizm böylece bir "uygarlaştırma" görevi olarak sunulabilir.
Yordam Kitap | İlk Burjuva Devrimleri Dalgası·Kitabı okuyor
Jön Türkler, egemenliklerini yeniden kazanmayı, Avrupalılara Osmanlı egemenlik hakları pahasına imparatorluk içinde ayrıcalıklar sağlayan eşitsiz anlaşmaları, kapitülasyonları kaldırmayı umuyorlardı.
Bir toplumda en önemli şeyler unvanlar ve ayrıcalıklar olunca, Deha "o ışıltılı başını gözlerden saklamak zorundadır"; böyle bir ulusta yetenekli ama unvansız ve ayrıcalıksız bir insanın dikkat çekmesi ne denli büyük talihsizliktir.
Sayfa 19 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor