Ey benim Asya ile Avrupa kavşağı kutsal yurdum! Ey benim tanrısal bir ibre gibi hem doğuya, hem batıya ölçülü âhenkle cevelan uran Türk milletim! Yeryüzünde insanlığın bir baştan bir başa yarattığı birbirine zıt mânâların hepsini tadan, ayrıksı ve küskün âlemleri kendi vücûdunda bir araya yoğurarak "yeni insan"ı kalıba dökmek namzetliğini nurdan çelenk gibi alnında taşıyan yurt kardeşlerim! Bizim bayrağımızda doğunun hilâliyle batının yıldızı kucak kucağa görünmez mi? Ben bu bayrağın öz çocuğuyum, onun çizdiği yüksek mânâlı rotanın izinden ayrılamam. Hiçbir garplı Kerem'in ardından gidemezdi, ben Türk olduğum için gidebildim. Son menzile ulaştım, gemimi yokluğun sınırından geçirdim. Hiçbir şarklı bu bölgeden geri dönemezdi, ben Türk olduğum için geri dönebildim. Kıtalar arasında sefer etmek, hem Asya'ya, hem Avrupa'ya yurdum diyebilmek bana dedeler mîrâsıdır. Doğu ülkemi gezdim dolaştım, oradaki zenginliklerden gemime seçme bir yük yükledim. Fakat dip-doğunun ifrit suratlı tanrı taslaklarına el vermedim. Dümen kırdım, batıya gidiyordum. O diyârın mahsûlünü de seçe seçe devşirmeye alışkınım. Onların da soysuzlaşmaya yüz tutmuş yaratıkları gözümde değer bulamaz. Beğenlik, övünlük matâı bir bakışta ayırt ederim. Hazînem kabaracak, yeryüzünde biricik olacak. Onu kendi döküm evimde eritip kendi görüşümün, anlayışımın mücevherini ortaya çıkardığım zaman isterim ki hem batıdaki, hem doğudaki dostlarım benim numûnemde kendilerini, kendi eksiklerini, üstelik de yeni çağın müjdesini bulsunlar.
Kitap Alıntısı
Çocuk sahibi olmama kararını alalı epey yıl oluyor ve bunun altını doldurabileceğim gerekçeler de zamanla güçlendi ve gayet de mantık çerçevesine oturtulacak hale geldiler. Kendimi açtığım, en açık görüşlü olduğunu düşündüğüm kişiler bile bu kararımı duyduklarında şaşırıp, sunduğum gerekçelerin üzerinde fazla düşünmeden beni içlerinden de olsa garip ilan ettiler. Hatta bazılarının bu kararın altında mutlaka ki bir travmanın yattığına inandıklarını da sezmedim değil. Henüz yaşım genç belki ama bundan en fazla 10 yıl sonra bu konuyla ilgili yoğun soru bombardımanına tutulup ayrıksı ve anormal olarak etiketleneceğimi biliyorum. Ama gardımın sağlam olduğuna inanıyorum. Burada, bu konu üzerinde az çok kafa patlatmış olanların gerekçelerim hakkında isabetli tahminleri olacağını düşünerek bu gerekçeleri sunma derdine düşmeyeceğim. İleride kararım değişir mi [ki umarım değişmez :)] bilmiyorum ama bu kararın benim hayatımda çok ciddi hafifletici bir etkisi var. Bir çocuğun dünyaya getirilip yetiştirilmesi bence bu hayatta alınabilecek en büyük sorumluluk ve -yine belki bazılarınızın karşı çıkacağı bir ifadeyle- en büyük yük. Bu yükü hiç sırtlanmayacağımı bilmek de en özgürleştirici kararlardan biri benim için.

Aylin

@bilincinkiyisinda
·
Sahiden de, toplumumuzda itiraf edilmesi bundan daha zor bir şey yoktur. Yanıldığınızı, anne olmak için yaratılmadığınızı ve bu işten pek de tatmin olmadığınızı itiraf ettiğiniz anda sorumsuz canavarın tekine dönüşürsünüz. Bununla birlikte, toplumun bütün sınıflarında bu gerçeği yaşayan, yeterince sevilmemiş, iyi yetiştirilmemiş ve tek başına bırakılmış bir sürü çocuk vardır!
Sayfa 23
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Haziran bir gece yarısı Tenimde serin, gizemli ayışığı Altın kıyıları Nemli, baygın tütsüler yayan Dingin zirvelere Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları Usulca evrensel vadiye kanatlanan Ulaşılmaz, gizemli ayışığı... Eğiliyor biberiyeler mezarına, Zambaklar dalgalara Çürüyor suskun yıkıntılar Göğsüne sarıp gecenin sisini Çekiliyor sonsuz uykuya Lethe gibi, bak! Nehir, bile bile Uyukluyor yatağında Hiç uyanmayacakmış gibi Irene'in yazgılarıyla yattığı yerde Uyuyor tüm güzellikler! Ah, görkemli prenses! Gerçek olabilir mi- Bu pencere, kara geceye açılan? Ürkünç kımıltılar perdelerde Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde Sesleniyor her aralıktan Arsızca odanda dolaşan Bedensiz ruhlar, büyücüler Süslü kapağı altında gömütünün Gizlenmiş uyuyan ruhun, Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler
yaşasın popüler kültür - sıra yeni penguenlerde
İnternette dolaşan videoda bir penguen, grubun çizgisinden ayrılıp başka bir yöne gidiyor. İnsanların hemen bir anlam bulması normal. Çünkü anlam bulmak, çoğu zaman anlam taşımaktan daha kolay. Birkaç saniyelik görüntü, uzun zamandır konuşulan her şeyi tek hamlede çağırıyor. Yalnızlık, uyumsuzluk, özgürlük, vazgeçiş. Herkes kendi cümlesini penguenin sırtına yerleştirip gönderiyor. Beni rahatsız eden, insanların duygulanması değil. Duygulanmanın bu kadar çabuk tamamlanması. Video bitiyor, vicdan çalışmış sayılıyor, içimizde kısa bir temizlik hissi oluyor. Sonra aynı el, aynı hızla başka bir şeye uzanıyor. Bugün penguen, yarın başka bir görüntü. Değişen konu değil, ritim. Duyarlılık burada bir bağ kurmuyor, bir iz bırakmıyor. Sadece kendini kanıtlıyor. Ben hâlâ hissediyorum demenin kolay yolu oluyor. O penguenin gerçekten neden ayrıldığını bilmiyoruz. İşte tam bu “bilmiyoruz” hâli önemli. Belirsizlik, sabır ister. İnsan, belirsiz bir sahnenin karşısında iki şeyden birini yapar. Ya durur ve bilmediğini taşır. Acele etmez, ihtimalleri açık bırakır, kendini rahatlatmak için hemen bir hükme sığınmaz. Ya da belirsizliğe dayanamadığı için onu hızlıca kapatır. Bir hikâye seçer, bir anlam yapıştırır, “kesin budur” diyerek içindeki gerginliği indirir. İnternet çoğu zaman ikinci yolu sever. Çünkü belirsizliği taşımak düşünce ister, düşünce zaman ister, zaman da burada en az bulunan şeydir. Belki bu bir seçim değil, bir şaşmadır. Belki hastalık, belki yorgunluk, belki basit bir yön kaybı. Ama internet, bu ihtimallerin ağırlığını sevmez. Onun sevdiği şey, tek cümlelik bir kaderdir. Belirsizliği kahramanlığa çevirir. Yalnızlığı romantikleştirir. Yanlış yönü “kendini seçmek” diye paketler. Böylece herkes kendini bir an için daha derin, daha ayrıksı, daha doğru hisseder. Camus’nün
1000Kitap
Kendi yüzyılımızda, kendi zamandaşlarımıza Sokrates'in Savunması gibi söyleşiler yapan; fakat onunla aynı kaderi paylaşan, yani ki anlaşılamayan, ayrıksı otlarız…
HAYAT KÖŞELİ DEĞİLDİR!..
Italo Calvino Görünmez Kentler kitabında: “Bir kentte hayran kaldığın şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği cevaptır” diyor. Modern mîmârîde sert çizgiler var, kareler, dikdörtgenler, uzun çizgiler, onları kesen kısa çizgiler, dikey ve yatay formlar… Cephelerde içeriyi göstermeyen camlar… Standart konumlamalar, sürprize ve farklılığa yer bırakmayan katı, köşeli, kendini tekrarlayan tasarımlar… Mümkün olan her şeyi otomasyona bağlayan akıllı uygulamalar… Griler, koyu griler, yapaylığı bağıran geometrik desenler, renklendirmeler… Tabiî olana dair plastik, yapay ve aslında tabiatın epeyce dışına çıkan yine sert çizgilerle biçimlendirilmiş iliştirmeler… Yakından bakınca şunu görüyoruz: Bu aslında sadece yapıların değil, modern insanın da, modern hayatın da mîmârîsi… Katı, köşeli, içini göstermeyen, standart formlara ve tasarım tekrarlarına dayalı ve fazlasıyla yapay… Neredeyse hepimizin içinde yaşadığı mîmârî bu ve neredeyse hepimizin hayatını biçimlendiren vak'alar bunlar! Hayatın fıtratından çok uzakta yaşıyoruz! “Sizi anlamıyorum” diye bağırdı genç iş adamı, “bana köşeli kelimelerle konuşmayın!” Birbirine baktı çalışanlar, ne diyeceklerini bilemediler. Çünkü kafalarının içinde köşeli olmayan bir şey bulamadılar. Uzunlamasına dikey bir "center"ın herhangi bir oval ofisinde, yuvarlak bir masanın etrafında diziliydiler oysa! **Hayat köşeli kelimelerle ifâde edilmeye çalışıldığında ister istemez ayrıntılarından soyunuyor. Rengini, zenginliğini, mâhiyetini aldığı ayrıntıları fedâ ediyor, düzleşiyor, kurulaşıyor, sığlaşıyor. Anlamın çoğu hayatın girinti çıkıntılarında çünkü! Bunlardan vazgeçtiğimizde, elimizde kalan bir mühendisin bir makinede gördüğü kadar bir şey oluyor. İşleyişi açıklıyor bu bakış belki ama bu
gökhanözcanyazıları