Bütün bu olanlar bitenler şaşırtıyordu onu. Bu insanlar, ne insanlar böyle? Faydalarının dışında gözleri dünyayı görmüyor. Görmüyor değil, bir kuruş için bir insana kıyabiliyorlar Her yil, sirf çeltik yüzünden binlerce kisi, çocuk ölüyor. Onlara analar "Katiller!" diye bağırıyorlar. Onlar gene tınmıyorlar. Bir kasaba halkı ellerinden zar ağlıyor. Onlara, yüzlerine karsı değil ama, arkadan arkaya düşman kesilmiş. Çok zaman, yalınayak, başıkabak, imanına tak demiş bir köylü, çarşının orta yerinde bir çeltikçi ağasının suratina bütün kinini kusuveriyor. Zehir gibi. Öteki oralı bile olmuyor.
Kafasında düşünceler... Sultanahmet Park, Beyazit havuzu... Nedense gözünün önünde Beyazıt havuzu. Nedense gözünün önüne Beyazıt havuzu geliyor. Tramvaylar, otobüsler, dolmuşlar. Genç üniversite talebeleri... "Hayat" diyor kendi kendine. Gülümsüyor. "Solucan gibi yaşayan insanlar... Korkak, hilekar...Yalanci. Ama Zeyno Kadın. Kürt...Adi neydi? Eşkiya.." Bir an mesut oluyor. "Değer. Bir eşkıya bir Zeyno Kadin, gözleri kocaman çocuklar için de olsa deger...Mücadeleye değer..Bir hayat pahasina da olsa deger..."
Açlıktan hasta, utançtan kıpkırmızı, dışarı çıktım. Hayır, artık bu ișe bir son vermek gerekiyordu. Olanlar olmustu bana. Kendimi yillarca yukarıda tutmuş, en zor saatlerde bile dik duruşumu elden bırak- mamış, șimdiyse birdenbire hoyrat bir dilenciliğe düşüvermiştim. Bu tek gün, bendeki olanca düsünceyi kabalaştırmış, ruhumu yüzsüzlükle kirletmişti. En aşağalık satıcılar önünde küçülmeyi, karşılarında ağlamayip sizlamayi bile göze almıştım. Peki, neye yaramisti? Ağzima atmaya bi lokma ekmek bulabilmis miydim? Kazancım yalniz şu olmuştu: Kendimden iğreniyordum. Öyle, öyle, bu işe bir son vermek gerek!
En büyük kepazeliğim her an, en kızgın anlarda bile, hiç de kötü, hırçın bir insan olmadığımı, sadece serçeleri ürküten kaynana ziriltilari misali kuru gürültü çıkardığımı utana sıkıla idrak etmemdir. Hiddetten ağzım köpürmüşken biraz yüzüme gülüp, önüme bir bardak şekerli çay sürerek gönlümü alirsaniz, belki hemen o anda yelkenleri suya indirirdim. Üstelik duygulanırdım da; ama ihtimal, sonradan kendi kendime kızar, utancımdan aylarca uykularımdan olurdum. Huyum böyleydi iste.