Bir yazar için, ne yazarsa okurum dediğim yaşı geçmiş olmalıyım.. Uzun süredir Ayşe Kulin, Oya Baydar, Zülfü Livaneli okumuyorum. Bu listeye "Kuru Kız" dan sonra bir şans daha verdiğim Ayfer Tunç'ta eklendi..
Herkesin sonsuz övdüğü bu kitabı okurken bende mi sorun var, yine huysuzluğum mu tuttu diye düşünürken başka okurların da benzer tespitlerine denk geldim. Zorlayarak da olsa kitabı bitirdim. Ancak en somut tabiriyle malzemesi fazla gelmiş, çok sıkı dokulu bir kek yemişte boğazımda kalmış gibi bir hisse kapıldım.
Yazar, o kadar yoğun, o kadar detay, o kadar tekrarlarla yazmış ki; okura düşünmek için bir alan bırakmadığı gibi hazımsızlık hissi yaratmış.
Edebiyat nedir?
Herhangi bir konuyu, okuyucuda hoş duygular uyandıracak şekilde anlatma sanatı mıdır?
Yoksa kişinin hayal gücünün yaratıcı fikirlerle, özgün kurgularla oluşturduğu; merak uyandıran, düşündüren ve sürükleyici bir niteliğe sahip yazılar mıdır?
EN SPEKÜLATİF YAZAR
Bana göre günümüz Türk edebiyatının en spekülatif isimlerinden biri muhtemelen Elif Şafak’tır.
Yazarın bazı romanlarıyla ilgili intihal eleştirileri alması, maalesef tüm eserlerine gölge düşürmüştür. Benim gibi pek çok okuyucu için bu durum, yazarın romanlarına karşı mesafeli durmamıza neden olmuştur.
MAHKEME SKANDALI
Edebiyat haberlerini takip ediyorsanız, birkaç ay önce mutlaka okumuş olmalısınız:
Elif Şafak’ın 2002 yılında yazdığı “Bit Palas” adlı romanının,
Mine G. Kırıkkanat’ın 1990 yılında yazdığı “Sinek Sarayı” adlı romanından intihal olduğu iddiaları gündeme geldi.
İlk anda dikkat çeken isim benzerliklerinin yanı sıra, iki kitap arasında konu bakımından da benzerlikler bulunuyor.
Her iki romanın da İstanbul’da (Nişantaşı ve Cihangir), beş katlı bir apartmanda geçiyor olması bunlardan biri.
Bu iddialar üzerine Mine G. Kırıkkanat, Elif Şafak’ı mahkemeye verdi.
TANINMIŞ YAZARLAR NE DEDİ?
Aralarında Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Murathan Mungan gibi yazarların da bulunduğu 130 yazarın “intihal değildir” yönündeki görüşlerine ve bu yönde imza vermelerine rağmen,
mahkeme Mine G. Kırıkkanat’ı haklı buldu ve “intihaldir” gerekçesiyle Elif Şafak’ın maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verdi.
Yazar ve Doğan Kitap Yayınevi bu karara itiraz etti; dava şu anda temyiz aşamasında.
İNGİLTERE’DE SEVİLEN BİR YAZAR
Bu skandaldan birkaç hafta sonra Elif Şafak,
İngiltere’nin en eski edebiyat kurumlarından biri olan
Royal Society of Literature (Kraliyet Edebiyat Cemiyeti) tarafından
2025 yılı için
Kitapta zaman karmaşası var hem de fazlasıyla. Onun haricinde devamlı aynı sözcükleri tekrarlamış yazar. Açıkçası tavsiye edeceğim bir kitap değil hatta zaman kaybı olduğunu düşünüyorum.
Hepimizin bildiği gibi Hz. Muhammed, küçük yaşta hem annesini hem de babasını kaybetmişti. Ardından onu büyüten diğer aile büyüklerini (örneğin dedesi ve amcası) da kaybetti. Yani hayatı boyunca babalar tarafından ''terk edilmiş'' gibi hissetmişti. Bu yalnızlık ve korunmasızlık duygusu, onun ruhsal dünyasında çok derin bir iz bıraktı.
"Bu terk edilmişlik, yani öksüzlük, sadece bir travma değildi, aynı zamanda bir dönüşüm kaynağıydı."
Vahyin bir süre kesildiği o ilk dönemde, o kendisini ''Tanrı tarafından bile'' terk edilmiş gibi hissetti.
Hz. Muhammed hayatı boyunca “baba” figürlerinin yokluğunu yaşadı (biyolojik ve sembolik olarak).
Bu eksiklik, onu daha derin bir sesin, yani Tanrı’nın çağrısına açık hale getirdi.
"Terk edilmek" hem bir acı hem de bir doğum gibidir.''
Lacan'a dönecek olursak bu durum: Tanrı’nın bir anlamda “baba” yerine geçen bir figür haline geldiği ileri sürebilir.
İslam’da Tanrı, Hz. Muhammed’e “öksüz” (yetim) diye hitap eder. Bu sadece bir acı değil, aynı zamanda Tanrı’nın ona özel bir yakınlık ve koruma sağladığını gösterir.Yani kısaca; Tanrı’nın Hz. Muhammed’in psikolojik dünyasında: bir baba gibi işlev gördüğü anlamına gelir.
...herkesten önce ölmüş babasının ve annesinin, ardından da onların yerine geçen babalarının ölümüyle terk edilen Muhammed, tanrısal esinin kuruduğu bir ilk dönemin ardından, Tanrı’nın da onu bıraktığına inanır. Babaların terk etmesi anlamına gelen bu öksüzlük sınavından, “İslâm” sözcüğü ortaya çıkacak ve bu sözcük terk edilişte bile kurtaran ya da terk edilişi varlığın kurtuluşu yapan Tanrı dinini belirtecektir. Ve İslâm’ın Tanrı’sının peygambere “öksüz” (al-yatîm ) diye hitap ettiği hatırlanırsa, Jacques Lacan’m peşisıra giderek, burada, İslâm’daki Babanın Adları'ndan birinin söz konusu olduğu kavranabilir.