Ya edebiyat, ayna nöronları harekete geçirmek ve eylemin ürpertilerine az bedel ödemek için bakılan bir televizyonsa? Ya, daha kötüsü, edebiyat, ıskalanan her şeyi bize gösteren bir televizyonsa?
Ne olursa olsun, babam asla yemek yemeden yatmazdı. Bazen evde yiyecek hicbir şey olmazdı; hepimiz yatağa boş midelerle girerdik. Ama babamın yemek yemediği hiç olmazdı. Annem onun yemeğini ocağın deliklerinden birinin dibinde gizlerdi. Babam tek başına tıkınırdı, biz de onu seyrederdik. Bir akşam elimi tabağa uzatacak oldum, elime sert bir şaplak indirdi.
Çoğu insan gibi benim de bir sürü kız ve erkek kardeşim vardı. Baharda çoğalan, kışın titreyip tüylerini döken, yazınsa ishal olup zayıflayan, birbiri ardına köşeye büzülüp ölen civcivler gibiydiler.
Nihayet bir uzlaşmaya vardılar. Benjamin saçını boyamaya devam edecekti. Kendi yaşındaki çocuklarla oynamak için daha fazla çaba sarf edecekti. Sokağa çıktığında gözlüğünü takmayacak, bastonunu götürmeyecekti. Bu tavizler karşılığında da uzun pantolon giymeye başlamasına izin verilecekti...