Ya! Kadınlar işte böyledir.
Ama biz yine de onlara yardım ederiz. Evet, gerçekten de onlara yardım ederiz. Ancak korkak benliğimizi anlayamadığımız zaman, onları anlayamadığımızı söyleriz. İlk önce suçlanması gereken bir kimse olmam durumundan kendimizi kurtaramadığımız, erkek olarak üstümüze düşeni yapamadığımız zaman, onları anlayamadığımızı ileri süreriz. Sonra da hiç utanmadan, işlenen günaha -bu kelimenin de canı cehenneme- katılabilmemiz için onlara ilk heyecanın yükünü yükler ve şeytana uymak gibi, Havva gibi, insanların zaafları gibi birtakım saçmalıklarla, her şeyden inciniveren o ahlak duygumuzu pekiştiririz. İçimizde doğruluk yoktur. Onu arayıp bulmak için en ufak bir çaba da harcamayız. Aslında bizler erkek değil, birer korkağız. Kral Arthur'un yaşadığı çağda bir erkek bir kadının onuru için ölesiye dövüşürdü. Ama bugün, kendilerine erkek diyenler, işleri güçleri başkalarının üzerine çirkef sıçratmaktan başka bir şey olmayan birtakım iğrenç muhabbet tellallarının ve ona buna kuyruk sallayan sokak süprüntülerinin diline düşmekten bile korkuyorlar.
Dedikodu.
Bunu hepimiz işitiriz.
Dedikodu. Bunun sesi her zaman duyulur.