Milletimizin gerçek büyük devlet ölçüsüyle 13’üncü Asrın sonundan 19’uncu Asrın başına kadar beş asırlık empriyal asliyet ve şahsiyet hayatına bakınca görürüz ki, üstün fikri derin tahassüs edâsına kavuşturmuş azîm yaratılışlar çıkmakta karşımıza...
Yunus Emre’de maveraî hasret...
Fuzulî’de beşerî rikkat...
Bakî’de sultanî haşmet...
Nefî’de hamâsî belâgat...
Nedim’de garamî hassasiyet...
Şeyh Galip’de bediî zarafet...
Ve hepsinde, teker teker bu kıymetlerin hepsi...
Bunlar, alacak karanlıkta İstanbul’a bakarken kubbe ve minare şeklindeki silûetlerini gördüğümüz devlerdir; ve metafizik temel üstünde fizik, plâstik ve ideolojik nakışlarını âbideleştirmiş bir «devlet-i ebedmüddet»in edebiyatta işaretçileridir.
Bizse bugün onların yanında, Süleymaniye Camiine bitişik arsız arsız dilini çıkarmış, «Bu kubbeyi babam yaptı ama metelik etmez!» diyen bir gecekondu manzarası arzediyoruz.