Başlarda komplo teorisi gibi gelse de bahsettikleri o kadar doğru ki. Çocukluğumuzda hem toplum hem ailemiz tarafından gördüğümüz birey yerine koyulmamayı, doğduğun andan itibaren anne babanın tüm tahakkümünü , çocuğun kendi iyiliği için olduğu bahanesiyle kabul ettirilmesini , baskıyla ve bazen şiddet vasıtasıyla o kadar içselleştirmişiz ki bu normalimiz haline gelmiş.
Ebeveynlerin kendi anne babalarından gördüğü, çocuğu topluma , ya da değerlere kurban etmenin mübah olduğu, çocuğa ehlileştirilmesi gereken ebeveynin uzantısı gözüyle bakıldığı, hemen hemen her şeyin çocuktan değerli olduğu anlayış sonucu , kendi çocukluklarında bunlara maruz kalarak yaşadıkları bastırılmış öfkeyi , çocuklarına farklı şekillerde yansıttıkları da o kadar doğru ki.
Annelerin , çocuğun her tür fiziksel ihtiyacına son derece hassas davranırken, çocuğun duygu durumunun , kişilik haklarının hiç kimse tarafından önemsenmemesi çarpıcı bir tespit.
Kendi isteğiyle dünyaya gelmemiş çocuğun, “ Ben senin bezini temizledim, sen böyle mi karşılık veriyorsun” vb. yaralayıcı sözlerle çocukta, kendi elinde olmayan, temel ihtiyaçları üzerinden suçluluk duygusu yaratarak çocuğu kendilerine bağımlı hale getirme , istedikleri gibi kontrol etme çabaları, hiç de fedakar anne tanımına uymuyor.Bizim için kendilerinden ödün vererek ,fedakarlık yaptıklarını iddia ederek , bizi idealize ettikleri şekle sokma rüyasına kapılan anne babalar bize en büyük kötülüğü yapıyorlar.Üstelik bunları dile getirmek bile toplumda büyük bir tabu, Anne Babalığın kutsal sayılması, bu kutsallık uğruna da çocuğun kurban edilmesi…Bu kutsallık imgesi öyle içimize işliyor ki, bunları düşünürken bile ,doğru olduğunu bildiğimiz halde anne babamıza karşı suçluluk hissetmekten kendimizi alıkoyamıyoruz.
Çocuğun en temel ihtiyacı sevgi,