"Bê guman wê rojekê; ez û te di heman demê de hev bifikirin.. Bes tu di yek saniyeyê jiyana xwe de jî be min bifikire..." Nazım Hikmet Ran
Kurdî
Kitaplar, kütüphane, kalabalık ve yalnızlık
Dün hem güzel hem de biraz değişik bir kitaba başladım ve çoook uzun aradan sonra ilk kez bir kitabı okurken sabahladım: Akşamımı, uyku saatimi tamamen onunla değerlendirdim. Bunu lise de çok yapardım. İnsanların saçma Dünya sisteminde kafeste gibi hissederdim ve sanki onlar bana nasıl açacağımı ya da demirlliklerini vs. nasıl bükeceğimi öğretir gibiydi. O yüzden çoğu zaman yemekten, uykudan vs. ödün verirdim. Ve bu 16 saati bile bulabilirdi. Kitabı okurken bazen sesli düşünüp kahkaha attığım veya ağladığım için hastane gibi hissettiren kütüphaneleri sevmemiştim: Ortamı unutup bir kere kahkaha patlatmıştım. Sonrsdan ortak olduğum duyguya şükrederken fark edince kafamı deve kuşu misali gömmüştüm. Gülünce kafanı ya da bakışlarını illa kitaptan kaldırırsın ya, öyle olmuştu. -Ve çoğuna sırtımın dönük olması da şükür sebebimdi.- Bir an kaçmak isterken bir an da kütüphaneden en son çıkmayı istiyordum. Arkadaşlarım halime gülmüştü. Bir süre kitapla yüzümü koruma altına almıştım ve sonra kendime ben de güldüm. Bu tarz şeyler kütüphanede normal değil mi, burada bile bu normallik anormal karşılanıyor. Sınıfların, dışarının ve gün ortasının içinde ders çalışabilen ya da kitap okuyabilen biriydim. Biz sessizliği sınavda pek çoğaltamayacağımızın farkında olarak sesli ortamlarda bağışıklık kazanmıştık. Böylesine de çözümcüldüm. (: O ortamda biri gülseydi ilkte şaşırıp ben de gülerdim. Saçma sapan ya da kötü kötü bakmazdım. Sadece gezinmek ve kitap toplamak için güzeldi. Başka hiçbir albenileri yoktu. Ben mi gariptim onlar mı bilmem ama 1 denemeden sonra hep gitmeye hep bahane bulmuştum. Kasvetli ortam gibi geliyor ve ders çalışma alanı dahi öyle hissettirdi. O an normalde sevdiğim sessizliğin öyle hissettirişini de garipsedim çünkü oraya bayılacağımı düşünüyordum. O yüzden biraz
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her Gün Bir Özlü Söz
"Hırs ile mutluluk, birbirini hiç görmezler..." B.Franklin
B
Düşürdün yolumu gönül dağına aman...🎶🎧
Şarkı sözü
B*n-Gv*r, Filistinli bedevilerin evlerini yıkmakla övünerek, "Sadece, son bir yılda 5 bin 700 ev yıktım" ifadesini kullandı. Filistinlilere yönelik baskı ve şiddetin devam edeceğini belirten B*n-Gv*r, "Bedevi toplulukların daha fazla evini yıkmaya devam edeceğim" dedi. (_milliyet_) Dedi ve sen susuyorsun? Zalimler daha ne kadar zalimlik yapacak? Filistin özgürdür! Ve özgür kalacak! Onların evlerini yıkmak onları yurtlarından etmeyecek!
1000Kitap
İSLAM’DA ÇOCUK CARİYELER Hammad b. Seleme’nin bildirdiğine göre İyas b. Muaviye (ö. 122/740), kendisiyle cinsel ilişki kurulamayacak kadar küçük yaştaki (dolayısıyla hamile kalma riski olmayan, ergenlik öncesi) bir cariye satın alan adam hakkında şöyle demiştir: “İstibra’da (iddet bekleme süresinde) bulunmadan kendisiyle ilişkiye girmesinde bir sakınca yoktur.” (Kaynak: İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Nikâh bölümü, Hadis No: 16919). Kur’an-ı Kerim’de (Mü’minûn 5-6, Nisâ 24 ve benzeri âyetler) “sahip olunan cariyeler” ile cinsel ilişkinin meşru olduğu açıkça belirtilir. Bu uygulama, erken dönem İslam toplumunda savaş esirliği, ganimet paylaşımı ve köle ticaretiyle uyumlu bir sistemin parçasıydı. Fetihler sırasında binlerce kadın ve kız çocuğu esir alınmış, cariye olarak kullanılmıştı. Bu rivayet, İslam’ın klasik fıkıh kaynaklarında çocuk yaştaki kızların bile “mal” statüsünde görüldüğünü ve cinsel kullanıma açık olduğunu belgeleyen örneklerden biridir. Köle ticareti ve savaş esirliğine dayalı bu sistem, modern insan onuru ve hakları anlayışına temelden aykırıdır. Günümüzde IŞİD gibi radikal gruplar, bu eski metinleri harfiyen yorumlayarak “cariye” uygulamalarını gerekçelendirmiş ve bu da söz konusu hükümlerin güncelliği konusunda ciddi tehlikeleri gözler önüne sermiştir. Not: İbn Ebi Şeybe, Buhari ve Müslim’in hadis hocasıdır.