Kız çocuklarından biri öldüğü zaman babam her zamanki gibi yemeğini yer, anneme ayaklarını yıkatır, sonra yatmaya giderdi. Ölen çocuk erkekse babam annemi dövdükten sonra yemeğini yiyip gene yatağa yollanırdı.
Onun yaşam sevincini doyasıya paylaşan, anne babalığı zor bir sınav gibi değil de birlikte büyüme, olgunlaşma fırsatı gibi gören, ona gösterdiği şefkatle kendisi de iyileşen, hem ona hem de kendi içindeki çocuğa anne babalık edebilen insanlar olabilmek…
Herkes anne baba olmak zorunda değil. Anne baba olmak için çok büyük bir sorumluluk. Sahip çıkamayacaksanız, o çocukları sevip okşamamayacak, onlara değer vermeyecekseniz keşke onları dünyaya getirmeseniz
Kader motifini bu yüzden ısrarla anlatmak istiyorum. Birileri kırsın o zinciri, ölen de bitsin, öldüren de… İnsanlar barış içinde, sevgiyle, saygıyla büyüsün.
İnsan kendi gerçekleriyle yüzleşirse kaderini değiştirebilir.
O kadar çok şikayetimiz var ki! Bizleri bir haber bülteninin önüne huzur seviyemiz 100 olarak koyduklarında, 15 dakika içerisinde deliye dönmüş olarak ekranın başından kalkıyoruz. Yumruklarımız sıkılı, dilimizin ucunda kötü kelimeler var, dokunsalar saldıracağız sağa sola. Öfkemiz büyük. Ama pek çoğumuzun şikayet ettiklerimizden farkı yok. Çevreyi kirletenler de biziz, eşlerine el kaldıranlar da. Iyi öğretmenler olamayanlar da biziz, iyi anne babalık yapamayanlar da. "Neden yok?" dediğimiz şeyleri yapması gereken bizizdir belki de! İyi şeyleri yapmayı hep başkalarına devrediyoruz. Oysa farkında olmak sorumlu olmaktır bize göre. Farkında olduğumuz ama fayda sağlamadığımız, sorumluluk almadığımız her şey için hesaba çekileceğizdir mutlaka. İmkanlarımızı ya da mahrumiyetlerimizi öne sürerek, zamanımızı, takatimizi, malımızı, özel hayatlarımızdaki kalabalıkları sorgulayarak bir yere varamayız.