Babam, daha Fahim Bey'le eğlenmek için Beyoğlu'na geçtikleri ve hatıraları ruhuna işlemiş olan gençlik gecelerini de yâd ediyordu. O zamanlarda iki felsefeleri varmış. Biri, memnun ve mesut, "optimizm"; diğeri müşteki ve bedbaht "pesimizm" ki, bir gece içinde birkaçar saatlik fasıla ile, lodos ve poyraz gibi estikleri olurmuş. Nikbin, ümitli, neşeli, "Beyoğlu'na çıkış" felsefesi, geceleyin Beyoğlu'nda eğlenmeye gidilirken bir marş, bir raks havasına benzermiş. Gördükleri her şey hoşlarına gider, herkes onlara dost yüzleri gösterirlermiş. O saatlerde, dünyada her iş tıkırında gidermiş. Şairleşen Fahim Bey'e hayat toz pembe, zahmetler bile eğlence görünürmüş. Öyle tuhaf şeyler anlatırmış ki arkadaşları gülmekten bayılırlarmış. Bedbin, ümidsiz, neşesiz, "Beyoğlu'ndan dönüş" felsefesi ise, eğlenti dönüşü, bir "marş fünebr"i [marche funèbre] hatırlatırmış. Bakışları nereye değse orayı soldururmuş. Her şey, herkes boş, abes, çirkin, hırçın, kaba, ahmak, manasız, münasebetsiz, tatsız görünür ve duyulurmuş. Bu dönüşlerde Fahim Bey yorgun, bezgin, nevmit olurmuş. Öyle doğru şeyler söylermiş ki bir filozof da ancak bu kadarını bulup söyleyebilirmiş!