Bade

Bade
@badediyebri
Önce kendin, sonrası sonra.
9/10
·112 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 13:40
Yabancı romanını ilk açtığımda karşıma çıkan “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” cümlesi beni oldukça şaşırttı. Bir insan annesini kaybettiğinde bu kadar tepkisiz olabilir mi diye düşündüm. Doğal olarak baş karakteri hemen yargıladım. İnsan, annesini kaybettiğinde hayatında büyük bir boşluk oluşmasını bekler; oysa Meursault’nun sinemaya gitmesi ya da denize girmesi garipti.. Olayların gelişmesi ve Meursault bir kavga sonucunda birini öldürmesi kitabın devamında olanlar. Ancak beni asıl etkileyen nokta, onun bu olaydan sonra da neredeyse hiçbir şey olmamış gibi davranmasıydı. Hapse girdiğinde avukat istememesi ya da papazla konuşmayı reddetmesi, onun hayata karşı ne kadar kayıtsız ya da hayatın yaşamaya değer olmadığını düşündüğünü gösteriyor. Mahkeme sahnelerinde ise dikkatimi çeken başka bir durum vardı: Sanki Meursault’nun asıl suçu bir insanı öldürmesi değil, annesinin ölümüne karşı duyarsız, tepkisiz kalmasıydı. Çevresindekiler, onun duygusuzluğunu ve alışılmış tepkileri göstermemesini yargılıyor gibiydi. Bakıldığında kitabın can alıcısı noktası burada, toplum insanlardan belirli duyguları göstermelerini bekliyor ve bu beklentiye uymayan kişilerin “yabancı” kalıbına girdiriyor..
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma
Reklam
Korku
8/10
·80 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 20:25
Korku adlı eserde, korku duygusunun bireyi nasıl adım adım ele geçirdiğini Stefan Zweig’ın anlatımında açıkça görüyoruz. Korku ve tehdit, somut bir cezadan çok daha ağır bir etki bırakır. Çünkü insanı asıl yıpratan şey, atılan bir iftiranın nasıl bir sonuç doğuracağını bilememek, yani bilinmezliğin kendisidir. Belirsizlik, cezadan daha fena bir hâl alır; kişi zihninde ihtimalleri büyüttükçe korku da büyür. Korku büyüdükçe Irene toplum içinde kendini yalnızlaştırır; kalabalıkların arasında olsa bile giderek daha yalnız ve çaresiz birine dönüşür. Bu yönüyle Korku’ nun Zweig’ın diğer eserlerinde olduğu gibi insan ruhunu çözümleyen etkileyici bir eser olduğunu düşünüyorum.
KorkuStefan Zweig · Kızıl Panda · 2021124,9bin okunma
Ölüm kalana mı zor, yoksa gidene mi?
7/10
·208 syf.··
2026 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 12:14
Ölüm kalana mı zor, yoksa gidene mi? Gidenin ne yaşadığını bilmiyoruz. Hep kalan taraf olduk, belki de ondandır kalana zor gelmesi. Gidenin hikâyesi biter. Peki ya kalan ne yapsın? Hele giden bir de babansa… 12.02.2012. Bundan tam on dört sene önce ölümü, babamın gitmesiyle tanıdım. Yedi yaşında bir kız çocuğu için “artık hiç gelmeyecek bir baba” gerçeği ne kadar ağırsa artık.. O yaşta ölümü tam anlamadım belki Ama yokluğunu hep hissettim. Bir daha sesini duyamamak… Akşam olunca “Ben geldim.” deyip o kapının hiç açılmaması… Çocuk aklımla ölümü kavrayamadım ama eksikliği öğrendim. bir ismin neden artık yüksek sesle söylenmediğini öğrendim. __En kötüsü, en ağırı o günden sonra hayatıma yeni bir sıfatın eklenmesi oldu. İstemediğim, seçmediğim, hazır olmadığım bir kelime: Yetim. Hiç seçmedim ki ben bu sıfatı… __ Süregelen bir inanç vardır; doğru mudur bilinmez: Ölen kişinin eşyaları evde bırakılmaz. Gidenle birlikte evden çıkarılır, dağıtılır. Sanki eşyalar gidince acı da gidecekmiş gibi… Bizimkiler de öyle yapmış. Babamdan geriye pek bir şey bırakmamışlar. Bir yeşil ceket. Birkaçta gömlek. Ve bir de askerde tuttuğu o defter. Hani derler ya, “Çocuğu küçükmüş, dayanamamıştır babasına.” Evet, dayanamıyorsun babana. Ama çocukken acının şekli bir başka oluyor. İnsan bir şekilde avunuyor. Hele bir de aileni yanındaysa, o acı dayanılmaz olmaktan çıkıyor. Eksik ama taşınabilir bir hâle geliyor , en azından bende böyle oldu. Asıl zor olanı büyüyünce anlıyorsun. Büyüyüp gerçeği bütün çıplaklığıyla görünce “ keşke” diyorsun. Bir şey başarıyorum, keşke babam olsaydı. Üniversiteyi kazanıyorum yine aynı cümle: Keşke babam olsaydı. Ağladığımda, yorulduğumda, mutlu olduğumda hep aynı soru: Babam olsaydı acaba nasıl olurdu? Farklı mı olurdu? Büyüdükçe anılarda artıyor, evet ama
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
9/10
·355 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 11:29
Bülbülü öldürmek günahtır; çünkü bülbül kimseye zarar vermez, yalnızca şarkı söyler.” Bu sözle Harper Lee , bana göre masumiyetin ne kadar kolay incitilebildiğini anlatır. Yazar, bu romanında ırkçılığın, adaletin ve ön yargının insanları nasıl etkilediğini bir çocuğun gözünden göstermeye çalışır. Olaylara Scout’un bakışıyla tanık olmak, bu kavramların ne kadar acı ve haksız sonuçlar doğurabildiğini açıkça gösterir. Tom Robinson’un hiçbir suçu yokken, sadece ten rengi yüzünden adaletin dışında bırakılması bana göre kitabın en can alıcı noktalarından biridir. Yazar, mahkeme sahnesiyle adaletin bile ön yargılardan arınamadığı bir düzeni gözler önüne seriyor. Atticus’un cesareti, sonucunu değiştiremese bile sessizce doğruyu savunabilmesinde gizlidir. Tom’un cezalandırılmasından sonra içine kapanması, bana bu mücadelenin onun için bir kabulleniş değil, ağır bir yalnızlık anlamına geldiğini düşündürdü. Belki de bu yalnızlık, vicdanının hâlâ susmadığını gösteriyordu. Kitapta üzerinde durulması gereken bir diğer noktanın, kasaba halkı tarafından “öcü” olarak görülen Boo Radley olduğunu düşünüyorum. Kasaba, onu dışarı çıkmayan ve çocukları korkutan biri olarak tanımlar; bu yüzden hakkında güçlü bir ön yargı oluşmuştur. Ancak kitabın sonunda, Jem yaralandığında evden dışarı çıkıp ona yardım etmesi, Boo’nun anlatılanlardan çok farklı biri olduğunu gösterir. Bu sahne aslında onun kötü değil, aksine merhametli, sadece içine kapanık ve sessiz bir insan olduğunu anlamamızı sağlar. Özünde Bülbülü Öldürmek bize şu mesajı veriyor: Dünyada dört tür insan var: Biz ve komşularımız gibi sıradan insanlar, Cunningham’lar, Ewell’lar ve siyahiler.”(s.288) Bu cümleden yola çıkarak, yazarın insanları ayıranın gerçekten farklılıklar değil, toplumun yarattığı sınıflar ve ön yargılar olduğunu vurguladığını
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,7bin okunma
Geçmiş ile Gelecek Arasında: Şimdi
9/10
·304 syf.··
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 10:37
Momo , çocuk kitabı olmanın ötesinde, zamanı ve insan ilişkilerini sorgulayan bir eserdir. Kitabı okurken zamanın saatlerden ibaret olmadığını, asıl önemli olanın o anın içinde yaşanan zaman olduğunu hissedeceksiniz. Michael Ende, zamanı ölçülen bir şey olmaktan çıkarıp hissedilen, yaşanan ve anlam kazanan bir durum hâline getirir. Kitap okuyucuya , zamanın hızla tüketilmesi gereken bir şey değil; içinde durulması, keyif alınması gereken bir alan olduğunu düşündürüyor. Duman Adamların ortaya çıkmasıyla birlikte, insanın kendine ayırdığı küçük anlar anlamsızlaşır. Bir çocuğun yüzünü güldürmek, bir kediyi sevmek ya da sadece durup nefes almak gereksiz bir uğraş, hatta zaman kaybı olarak görülmeye başlanır. Oysa yazar, tam da bu küçük anların hayatı anlamlı kıldığını anlatmaya çalışır. Anı yaşamanın, zamanın içinde acele etmeden durabilmenin ve küçücük bir tebessümün bile ne kadar değerli olduğunu fark ettirir. Momo’nun en önemli özelliklerinden biri dinlemektir. O, konuşarak değil dinleyerek insanlara dokunur. Yazara göre insanı iyileştiren şey, hemen anlamaya çalışmak değil; karşısındakini gerçekten ve sabırla dinleyebilmektir. Bu noktada Momo’nun sessizliği, insanların kendilerini bulmalarına yardımcı olur. Belki de herkes hayatında bir Momo’nun olmasını ister; çünkü insan bazen yalnızca anlaşılmak değil, gerçekten dinlenilmek ister..
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
Reklam