Puan vermedi·232 syf.··
2026 73. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:45
Öyküler boyunca kendimi sıradan ama bir o kadar da karmaşık bağların içinde buldum. Evlat acısıyla kavrulup, sanki acısını somutlaştırabilirmiş gibi kaybettiği her şeyin çaresizce listesini tutan o yaslı annenin kederi içime işledi. Bir üniversite profesörü ile onun saçlarını kesen kuaförün arasındaki o tuhaf, sınırları belirsiz ama bir o kadar derin bağda kendi yalnızlığımı gördüm. Ya da kendisinden iki kat yaş büyük bir adamdan her yıl düzenli olarak mektuplar alan o kadının içsel ıssızlığında, ömrünün son demlerindeki yaşlı bilim insanı ile bakıcısının ortak yaşam mücadelesinde hep aynı şeyi aradım: Tutunacak bir kırıntı. Yiyun Li’nin kahramanları büyük, mucizevi kurtuluşlar yaşamıyorlar. Ölümün, şiddetin, göçün veya köksüzlüğün o soğuk nefesiyle bir kez sarsılmışlar. Mutluyken sahip oldukları o eski adları, eski kimlikleri geride kalmış. Ama teslim de olmuyorlar. Hayata devam etmenin yolunu bir kavanoz balda, yaralı karıncaların o sessiz yürüyüşünde ya da yıllarca sandıkta saklanmış eski bir fotoğraf karesinde buluyorlar. Kitap bana en çok bu yüzden dokundu; hayata tutunmanın büyük sloganlarda değil, akıllardan çıkmayacak küçücük anlarda saklı olduğunu hatırlattı.
Mutluyken Başka Adlarımız VardıYiyun Li · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264 okunma
8/10
·62 syf.··
2026 124. kitabı
Bağ… Təkcə bir bağ deyil. O, həm cənnət, həm də cəhənnəmdir. Hər çiçəyin ləçəyində ölüm gizlənir. Hər qoxu, hər rəng bir zəhər daşıyır. Və bu bağın ortasında Beatris dayanır. Gözəl, tənha bir qız. Atası onu sevir, amma bu sevgi bir çiçəyin qəfəsində böyüdülmüş bir qızı dünyadan ayıran bir elmdir. Mənə elə gəlir ki, Paz bu pyesdə insanın ən qorxunc arzusunu yazıb: əbədi, lakin təcrid olunmuş bir həyat. Beatris bağda ölümsüzdür, amma kimsə ona toxunsa, ölər. O, həyatın özünün bir zəhəridir. Və bu, dəhşətlidir – çünki sevmək istəyəndə, sevdiyin adamı öldürəcəyini bilirsən. Gənc Juan gəlir. Saf, axmaq, idealist. O, Beatrisi “lənətdən” qurtarmaq istəyir. Atasının elminə qarşı durur. Amma əslində o, nəyə qarşı durur? Təbiətə? Təbiətin öz qanununa? Çünki bu bağ artıq ikinci bir təbiətdir – süni, zəhərli, lərzi içində gözəl. Juan bir antidot tapır. Beatrisə verir. Və sonra… o ölür. Çünki onun bədəni artıq o bağa, o zəhərli həyata uyğunlaşıb. Antidot onun üçün ölüm olur. Xilas etmək istəyəndə məhv edirsən. Bu, faciənin ən acı yeridir. Mən bunu oxuyanda düşündüm: neçə dəfə biz sevdiklərimizi “yaxşılıq” adı altında öldürürük? Onları öz dünyamıza çəkmək istəyəndə, əslində onları məhv edirik. Pazın dili isə… onu təsvir etmək çətindir. O, səhnəni şeir kimi qurur. Hər bir dialoq bir misradır. Hər bir susqunluq bir hecadır. Məsələn, Juan deyir: “Mən sənin bağında itmiş bir səyahətçiyəm”. Beatris cavab verir: “Sən itməmisən, sadəcə hələ öləcəyin yeri tapmamısan”. Bu cür sözləri adi pyesdə eşitməzsən. Bu, Pazın şair ürəyinin teatr pəncərəsindən atdığı bir fəryaddır. Mən bu kitabı bağlayanda bir sual qaldı beynimdə: Həqiqətən, yaşamaq nədir? Təcrid olunmuş, toxunulmaz, təhlükəsiz, amma kimsəni sevməyəcək qədər qorxulu bir ömürmü? Yoxsa bir dəfə sevib, bəlkə də ölmək, amma ən azından
Edebiyat
Ölüm ÇiçekleriOctavio Paz · Okyanus Yayıncılık · 1996191 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·144 syf.··
2026 66. kitabı
Gerçekler -ki artık göreceli olmak gibi bir marifetleri var- ve onlara dair anlattığımız hikâyeler… Sınırlayıcı, etiketleyici, benzer, yargılayıcı ve sığ ama bir yandan da derinlikli, çok katmanlı, düşünsel, sözel ve biricik. Ve bütün bu hikâyelerin içindeki ilişkiler; kendimizle olan da dahil olmak üzere, inkârı kabil olmayacak şekilde tekrar tekrar gösterdiği üzere aynı zamanda güce dayalı, bedensel ve ilkel. Kurmaca olan ve olmayanlar. Lafazan ve eksik. İnsanlık… Ben çok sevdim bu seriyi. Övgü’de ağırlık edebiyat, kadınlık, erkeklik, evlilik ve çocuk üzerineydi ama genel olarak sanırım en sevdiğim; üzerine düşündüğü konular, düşünme biçimleri, öne çıkardıkları vb. şeylerden de öte Faye oldu. Dinleme biçimi ve söylemeyi tercih ettikleriyle ben en çok onu tanıdığımı hissettim, en çok ona yakınlık duydum. Bana çok iyi geldi ve tam zamanında geldi bu seri. Bunun kitaplarla kurduğumuz bağda, bağlantıda her zaman büyük bir etkisi oluyor. İnsanlarda olduğu gibi… Önceki kitaplarda da sonunu çok iyi bağlamıştı, bu son kitapla da bence harika tamamladı. Herkese ya da her zamana hitap edecek bir seri olduğunu söyleyemem. Biraz uzaklaşmak istediğinde, düşünmek istediğinde, yavaşlamak istediğinde; biraz tek başına kalmak ama çok da yalnız kalmak istemediğinde okuyabilirsin. Herkesle değil de biriyle konuşmak istediğinde belki Bir de gitmeden, aynısını paylaştığım şu dileğimi buradan evrene ve sana hatırlatmak isterim: “Ben oğlumun erkek olmayı öğrenmesini istemiyorum. Ben onun tecrübe yoluyla erkek olmasını istiyorum. Nasıl davranacağına, bir kadına nasıl muamele edeceğine, kendi adına düşünmeyi yaşayarak bulup çıkarmasını istiyorum. İç çamaşırlarını yere atmayı öğrenmesini istemiyorum ya da erkek tabiatını mazeret olarak kullanmayı öğrenmesini istemiyorum.” #rachelcusk
ÖvgüRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2019115 okunma
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 102. kitabı
Bazı kitaplar vardır; size bir hikâye anlatmaktan çok, ruhunuzun sessizce yanına oturup “yoruldun biliyorum” der… Ruhum Mutlu Kal tam olarak böyle bir kitap oldu benim için. Ahi Aratoğlu’nun kaleminde insan, kendi iç dünyasına doğru sakin ama derin bir yolculuğa çıkıyor. Kitap boyunca mutluluğun dış dünyada değil; insanın kendisiyle kurduğu bağda saklı olduğunu hissediyorsunuz. Özellikle “İnsan insanı en çok inandığı yerden kırıyor.” cümlesi kitabın ruhunu en iyi anlatan satırlardan biriydi benim için. Bu eser; kırılmanın, yorulmanın ve bazen sadece durup nefes almak istemenin ne kadar insani olduğunu hatırlatıyor. Yargılamadan, acele etmeden, insanın kendi ruhuna şefkat göstermesi gerektiğini fısıldıyor. Farah’a yazılan kısa deyişler ise kitaba ayrı bir samimiyet katmış. Okurken sanki biriyle dertleşiyormuş hissi oluşuyor. Benim için bu kitap, karmaşık hayatın içinde küçük bir iç huzur molası gibiydi. Altını çizdiğim o kadar çok cümle oldu ki… Bazı satırlarda durup uzun uzun düşündüm. Eğer siz de son zamanlarda ruhen yorulduğunuzu hissediyorsanız, kendinize biraz sakinlik ve anlayış hediye etmek istiyorsanız bu kitaba bir şans verebilirsiniz. “Dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, insan ruhunu iyileştirmeyi seçebilir.” Peki sizin ruhunuza en iyi gelen kitap hangisi?
Ruhum Mutlu KalAhi Aratoğlu · Flora Yayıncılık · 202521 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 104. kitabı
Merhaba bugün size kalbe dokunan bir kitaptan bahsetmek istiyorum, Duayı Yeniden Keşfetmek Bu kitap aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman unuttuğu bir gerçeği hatırlatıyor, insanın en büyük ihtiyacı bazen çözüm değil, huzurdur. Günlük hayatın telaşı içinde zihnimiz geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında sıkışıp kalıyor, düşünceler çoğaldıkça içimiz daha da yoruluyor. İşte tam bu noktada kitap bize çok sade ama derin bir kapı açıyor, dua Yazar duayı sadece bir şey istemek olarak değil, insanın kendine ve Yaradanına dönmesi olarak anlatıyor. Dua ettikçe insanın içindeki gürültü azalıyor, yalnızlık hissi hafifliyor ve kalp yavaş yavaş dinginleşiyor. Kitap boyunca şunu fark ediyorsun, aslında insan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmeyi unuttuğunda kayboluyor Benim için bu kitap bir hikaye değil, bir hatırlatma oldu. İçsel huzurun dış dünyada değil, insanın kendi içinde kurduğu bağda saklı olduğunu yeniden fark ettim. Okurken bazı satırlarda durup düşünmek, hatta kendinle yüzleşmek istiyorsun Eğer son zamanlarda zihnin çok doluysa, içini toparlayacak bir şey arıyorsan bu kitap sana iyi gelebilir. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey yeni bir yol değil, bildiğimiz yolu yeniden hatırlamaktır
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202696 okunma
Puan vermedi
Temel mesaj Augustinus’un *İtiraflar*’ın ana fikri, insanın kendi gücünden değil, Tanrı’nın lütfu ve iradesiyle dönüşü olduğudur. İnsan, bedensel ve duygusal arzulara kapıldıkça Tanrı’dan uzaklaştığını ama içsel bir boşluk ve huzursuzluk yaşadığını itiraf eder. Bu kitapta Augustinus, insanoğlunun gerçek huzurunun yalnızca Tanrı’da, yaratıcıyla kurulan bir bağda bulunabileceğini vurgular; bu da Ortaçağ Hristiyan teolojisinde merkezî bir tema haline gelir
Alıntı
İtiraflarAugustinus · Eko Matbaacılık · 1997658 okunma