Aynı Ateşin Başında İki Yabancı; Coğrafyanın Yetim Bıraktığı Adamlar
İstanbul’da yaşayan anlatıcı 6 Şubat sabahı yüzyılın felaketiyle uyanır.Hatay’daki kuzeni Ferit’ten haber alamayınca tüm tehlikeleri göze alıp yola çıkar.
Şehre vardığında karşılaştığı manzara tam bir kıyamet tasviridir tanıdığı tüm sokaklar silinmiş binalar yerle bir olmuştur.
Ferit’in yıkılan apartmanının önünde,dondurucu soğukta ve yetersiz iş makinelerinin gölgesinde çaresiz bir nöbet başlar.
Anlatıcı enkaz başında günlerce umutla beklerken, yanı başında kendisi gibi donmuş halde duran bir adamı fark eder:Irak’taki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan Ali Kader. Ali’nin de hamile karısı ve küçük kızı aynı enkazın altındadır.
İki yabancı, dondurucu soğukta bir ateşin başında ısınmaya çalışırken acılarını paylaşır. Ali, bombalar altında geçen Bağdat çocukluğunu, Suriye'de uğradığı insanlık dışı işkenceleri, ardından Van ve İstanbul’a uzanan zorlu öyküsünü anlatır.Tam Hatay’da geçmişi unutup yeni bir sayfa açmışken,bu kez yerin altından gelen o amansız sarsıntı vurmuştur.
Biri Batılı, eğitimli ve düzenli hayatı olan bir adam; diğeri ise ömrü savaşlardan,işkencelerden kaçmakla geçmiş bir mülteci... Ancak bu enkazın başında ikisi de eşit; sadece sevdiklerinin sesini duymak isteyen iki çaresiz insan.
Günler süren bekleyiş ağır bir trajediyle sonlanır.Önce Ferit sonra Ali’nin hamile eşi ve çocuğunun cansız bedenleri çıkarılır enkazdan.
Ali,onca şeyden ailesini korumayı başarmış,ancak Hatay’da yerin altından gelen bir sarsıntıya yenik düşmüştür.
Kitap,Ali'nin bu korkunç kayıpla tamamen sessizliğe gömülmesi ve anlatıcının "Coğrafya gerçekten bir insanın kaçamayacağı mutlak kaderi midir"sorusuyla baş başa kalmasıyla sonlanıyor.Ağır bir keder duygusuyla perdesini kapatıyor;
Bazı insanların ayaklarına