Puan vermedi·44 syf.·
2026 68. kitabı
Müze gezisinde ressamların nasıl gördüğünü merak eden Alya kendini bir ressamın atölyesinde bulur. Göz bozukluğu nedeniyle gözlük kullanan küçük kız sırayla 5 ressamla tanışır. Birbirinden farklı göz rahatsızlıkları bulunan ressamlar farklı görüş özellikleri ve bakış açılarıyla çok farklı eserler ortaya çıkarırlar. Farklılıklar kusur değil zenginliktir, teması göz rahatsızlıkları bağlamında işlenmiş. Orijinal bir tema. Bazı ressamların göz rahatsızlığı tarihi olarak kesin şekilde bilinse de bazılarınınki uzmanlarca eserleri değerlendirilerek kitaba alınmış. Beğendim. Çocuklara da yetişkinlere de farklı bakış açısı katabilecek bir kitap. Dinlediğim için resimlerini göremedim ama kapağı güzele benziyor. Öncelik verilebilir bir kitap. 5-6 yaştan itibaren okunabilir bence.
Müzede Gördüklerime İnanamayacaksınMelike Kapıcıoğlu · Dünya Göz Vakfı Yayınları · 20246 okunma
Puan vermedi·168 syf.·
2026 19. kitabı
Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor. Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş. Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış. Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018250 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Güç ve Ütopya
7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 14:34
Robert Kagan, Güç ve Ütopya ile iki farklı bakış açısına odaklanıyor. Lakin buradaki bakış açısı da yine Batı'nın ve Beyaz Adamın dünya görüşüdür. Güç ile ABD; ütopya (cennet) ile Avrupa bakış açıları ele alınıyor. Bugün bile bu bağlamda (Ukrayna- Rusya çatışması; İran'a ABD- İsrail terör saldırısı) çok değişen bir şey olmadığı apaçık ortadadır. Avrupa, Avrupa Birliği adı altında tek parça halinde ilerlemeye çalışsa da şu aşamada çok da başarılı oldukları sayılmaz (Bu kitap 2003 öncesi yazılmıştır. Ben ilave olarak 2026'dan da geriye baktığımızda durum bu şekildedir diye ifade ediyorum). Bir yanda tek parçalı ABD diğer yanda ise her kafadan farklı sesin çıktığı ve önceliklerin ülkeden ülkeye değiştiği bir AB. İki tarafta en büyük olmak için mücadele ederken, dünyaya bakış açılarının da tamamen farklı olduğu örneklerle açıklanıyor. ABD ve AB'nin (AB derken özelde Almanya ve Fransa'dan bahsediyorum) hem Irak hem de Avrupa'nın göbeğinde meydana gelen çeşitli çatışmalara karşı tutumları da bu bakış açılarına farklılığa güzel örnek olarak verilmiş. Uluslararası toplum, Birleşmiş Milletler ya da benzer yapıların varlığını kabul etmekle birlikte işine gelmediğinde hiçbirini de tanımamak gibi bir düşünceye de sahip olduğunu yine kitap içindeki örneklerle anlatıyor. Robert Kagan, lafı evirip çevirmeden ve orta yolcu olmadan doğrudan yazıyor. Bunlar "devlet aklının" dışa vurumu olarak da görülebilir. Hatta yazar, Condoleezza Rice'nin 2000 yılındaki bir makalesinde Clinton yönetimini "ulusal çıkarları değil", "uluslararası toplumun çıkarları" nı savunuyor diye eleştirmesini de ele alırken, kendi içlerindeki görüş farklılıklarına da değiniyor. Buna rağmen yine "ulusal çıkarların" uluslararası çıkarlardan daha üstündür ilkesi ön planda olduğunu özellikle vurguluyor. Robert
Siyaset
Güç ve ÜtopyaRobert Kagan · Destek Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi
İnsan yalnızca bir kimlikten ibaret değildir. Din, millet, mezhep ya da siyasi görüş; insanı tanımlayan parçalardan sadece birkaçıdır. Ancak insanlar birbirini sadece bu kimlikler üzerinden değerlendirmeye başladığında ayrışma, öfke ve çatışma ortaya çıkar. Ölümcül kimlikler, farklılıkları düşmanlığa dönüştüren dar bakış açısının sonucudur. Oysa toplumları güçlü yapan şey, farklılıklarla birlikte yaşayabilme kültürüdür.
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
Bir Çin Mantısının İmparatorluk Macerası ve Salaklığı
6/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 17:36
Konusu: Larriet Belois, sıcak bir yaz günü giyotinin altında hayata gözlerini yumar. Ailesi, yeni İmparator tarafından vatana ihanet gerekçesiyle acımasızca katledilmiş ve en sona da o bırakılmıştır. Larriet ölürken İmparator Lupert'a lanet eder ama gözlerini yeniden açtığında kendini cennette değil, geçmişe dönmüş bir vaziyette bulur. (Biliyorum, bu konu artık bayıyor ama yapacak bir şey yok; yazarı, çizeri ben değilim sonuçta.) Larriet durumunun farkına vardıktan sonra gelecekte nasıl kendini ve ailesini hayatta tutabileceğini düşünmeye başlar ve çözümü ileride imparator olacak çocukla, yani Lupert'la çok yakın bir ilişki kurmakta bulur. Eğer kendini yeterince sevmesini sağlarsa onun elinden gelecek olan ölümü engelleyebileceğini düşünür fakat işler sandığı kadar kolay hallolmayacaktır elbette. Çünkü Lupert, henüz çocuk olduğu o dönemde kendisini destekleyebilecek kimsesi olmadığından ötürü diğer kardeşleri tarafından bir tehdit olarak görülmemek adına hayatını bir kız olarak sürdürmektedir. (Çünkü Lupert ve abisiyle ablasının anneleri farklı, ayrıca Lupert'ın annesi alt tabakadan bir dansçı olduğu için de işi ayrıca zor.) Larriet ise ailesinin tüm itirazlarına rağmen bir şekilde saraya gitmeyi başarır ve kimsenin sevmediği en küçük, güçsüz prensesin nedimesi olmak istediğini söyler. Bu şekilde, her ne kadar Lupert'tan nefret etse de en başından itibaren onu destekleyecek ve ileride de kendisine merhamet etmesini umacaktır. Şimdi ben bu webtoonu daha önce okudum. Tabii o zamanlar hâlâ devam eden bir seriydi. Sonunda tamamlandığı için de tekrardan okumak istedim. Bu arada hikâyeyi internetten fansub çevirileri ile okuduğumu da belirtirim; yani herhangi bir ad, vs. farklılığı varsa suçlusu kesinlikle ben değilim. Aslında 폐하, 또 죽이진 말아주세요 1 (Your Majesty, Please Don't Kill
1000Kitap
폐하, 또 죽이진 말아주세요 1Eclair · 파인툰 [FineToon] · 202218 okunma
felsefe, bir noktadan sonra suskunluğa ve eyleme dönüşmelidir
10/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 05:50
Wittgenstein bu eseri yazdığında 25 yaşındaydı. I. Dünya Savaşı yıllarında, cephede ölüm kalım mücadelesi verirken, küçük notlar alarak eserini ortaya çıkardı. Dünyanın mantığını anlayıp huzura kavuşma çabasındaydı. Birçok filozof felsefeye yeni yapılar ekleyerek büyütmeyi hedeflemiştir. Wittgenstein ise bu eserinde felsefeyi kökten yıkmak için çabalamıştır. Ona göre binlerce yıllık felsefe tarihi, aslında "dilin yanlış kullanımından kaynaklanan devasa bir yanlış anlaşılmalar silsilesidir." Felsefi problemleri çözmek yerine, onları dildeki yerlerine bakarak "dağıtmayı" hedefler. Bu yıkım esnasında matematik, fizik gibi pozitif bilimleri de yanına alır. Kitabı oluşturan düşünceleri biraz kurcalayalım. Kitabın ilk önermeleri atomcu bir yapıdadır. Wittgenstein dünyayı bir nesneler yığını (masa, sandalye, atom) olarak değil, bu nesnelerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler ağı (olgular) olarak görür. Eğer dünya sadece olgulardan ibaretse, "anlam" nerede? Wittgenstein’a göre anlam, bu olguların mantıksal bir resmini çizebilmemizdedir. Resmedemediğimiz şey, dünyanın bir parçası değildir. Buradaki resmetmekse dil aracılığıyla gerçekleşir. Dilimiz dünyayı resmedebildiği ölçüde anlamlıdır. Wittgenstein, dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır der. Biz dilin içindeyiz. Dilin dışına çıkıp dünyaya "dışarıdan" bakamayız. Bu yüzden dilin sınırlarını çizmek, aslında düşünülebilir olanın da sınırlarını çizmektir. Kısacası dil ile ifade edilemeyen yoktur. Özne, dünyanın içinde bir nesne değildir. Özne, görüş alanındaki göz gibi, dünyanın sınırıdır. Wittgenstein’a göre dünyada olan her şey rastlantısaldır. Dünyada bir olgunun gerçekleşmesi, diğerinin gerçekleşeceğini garanti etmez. Örneğin, "Güneş yarın doğacak" bir hipotezdir, mantıksal bir zorunluluk değildir. Güneş’in
Tractatus Logico-PhilosophicusLudwig Wittgenstein · Metis Yayınları · 2011624 okunma