Şeker Portakalı’nın kapağına baktığınızda bir çocuk kitabını andırır; hatta çoğu yerde çocuk kitapları raflarında yer aldığını görebilirsiniz. Oysa bu roman, çocuklardan çok yetişkinlerin vicdanına yazılmış bir romandır . Yazar Zezé’nin hikâyesi üzerinden şu soruyu önümüze koyar: Bir çocuğu kıran şey yoksulluk mu, yoksa yoksulluğun içinde sevgisiz bırakılması mı?
1. Yoksulluğun İçinde Bir Çocuk: Zezé’nin “Ev”i
Zezé, kalabalık bir ailenin içinde yalnız kalan bir çocuktur. Yeni taşındıkları ev, daha iyi bir başlangıç vaat eder gibi görünür; ama evde sürekli geçim derdi konuşulur. Yoksulluk burada sadece “para yokluğu” değildir: sabır yokluğu, ilgi yokluğu, zaman yokluğudur.
2. Hayal Gücü Bir Sığınak: Zezé’nin İç Dünyası
Zezé’nin zekâsı ve hayal gücü, onu “şirin” kılan bir özellik değil; dayanabilmek için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Belki de romanın en vurucu yanı, Zezé’nin oyunlarının neşeden değil, çoğu zaman yaradan doğmasıdır.
3. Şeker Portakalı Fidanı: Bir Dost, Bir Sırdaş (Minguinho)
Bahçedeki küçük portakal ağacı, Zezé’nin dünyasında bir “ağaç” olmaktan çıkar; anlatan, dinleyen, teselli eden bir varlığa dönüşür. Zezé ona isim verir, onunla konuşur; çünkü konuşması gereken şeyleri duymaya hazır tek “yüreği” orada bulur. Şeker portakalı, bu yüzden romanda yalnızca bir nesne değil, sevginin yoksunluğuna karşı kurulan bir bağdır.
4. Sevgi ile Şiddetin Yan Yana Durduğu Aile: Kırılgan Bir Denge
Roman da sevilmek isteyen bir çocuk ile yorgun, öfkeli, çaresiz yetişkinler aynı çatıda yaşar. Zezé’nin yaramazlığı bile çoğu kez “şımarıklık” değildir; görülme çabasıdır.Yazar bize şunu fısıldar: Bazı evlerde çocukluk, erken biten bir mevsimdir.
5. Portuga ile Tanışma: Dünyayı Yumuşatan Bir İnsan
Zezé’nin hayatına Portuga girdiğinde romanın rengi değişir.