(...) Çoğu zaman tarihçi için,hatta bilgin için,uzakta bir kitapta aradıkları gerçek,tam anlamıyla,gerçeğin kendisinden çok, işareti ya da kanıtıdır,sonuç olarak vaat ettiği ya da doğruladığı bir başka gerçeğe yer bırakır ki,bu da en azından kendi zihinlerinin kişisel bir yaratısıdır.Edebiyatçı için durum hiç de böyle değildir.O,okumak için okur;okuduğunu aklına hapsetmek için okur.Onun için kitap,kendisi cennetin kapılarını açtığında kanatlanıp giden melek değil,kıpırtısız bir puttur;o bu puta,kendi kendisi için tapar ve uyandırdığı düşüncelerden gerçek bir saygınlık edinmek yerine, çevresindeki her şeyi yapay bir saygınlıkla doldurur.