Ali Barış Tongur

Ali Barış Tongur
@baristongur
Çok okur, Çok yazar. Tarih, Psikoloji, Mitoloji
Sevmek mülkiyet değil, bir insanı müze yapamazsın.
3/10
·524 syf.··
2026 4. kitabı
Bu kitabı ilk kez üniversite yıllarımda, o heyecanlı ve her şeye daha romantik baktığım dönemlerde okumuştum. O zamanlar belki de bu "büyük aşk" masalına inanmak istemiştim. Ama geçenlerde dizisinin çıkacağı haberlerini duyunca, "Dur bakayım, şu hikayeye bir daha göz atayım," dedim ve tekrar inceleme fırsatım oldu. İşte o an anladım ki; zaman geçtikçe insanın sınıfsal bilinci ve samimiyet tartısı değişiyormuş. Şu an geldiğim noktada tek bir gerçek var: Ben bu Kemal karakterine asla tahammül edemiyorum! Bu kitap sade bir aşk romanı falan değil; bu, elinde sermayesi olan bir adamın, aşkı bir mülkiyet meselesine çevirmesinin dramıdır. Kemal’in o "Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum," şeklindeki meşhur iç çekişi bile aslında ne kadar benmerkezci olduğunun kanıtı. Mutluluğu bir paylaşım değil, sanki borsada yakaladığı bir "fırsat anı" gibi görüyor. Adamın sevme biçimi bile bir burjuva alışkanlığı olan "stokçuluk" üzerine kurulu. Üniversitedeyken belki o 4174 sigara izmariti bana "melankolik bir bağlılık" gibi gelmişti ama şimdi bakınca resmen tüylerim diken diken oluyor. Bu, duyguların sömürülmesinden başka bir şey değil. Pamuk, okuru Kemal’in saplantılı zihnine hapsedip, her sayfada üzerimize biraz daha keder boca ediyor. “Füsun’un elinin değdiği şu tuzluğu aldım, şu gazoz kapağını cebime attım,” anlatıları artık bana romantik değil, patolojik geliyor. Kemal, Füsun’u bir insan olarak sevmiyor; onu bir nesne, bir koleksiyon parçası olarak "arşivliyor". Bu bir aşk hikayesi değil, bir "ölü sevici"nin eşyalar üzerinden kurduğu iktidar gösterisi. Hele o sınıfsal kibri... Kemal’in Füsun’un yoksul ailesinin evine gidip, o insanların samimiyetini bir laboratuvar faresi izler gibi gözlemlemesi beni çileden çıkarıyor. “Onların o küçük dünyalarındaki basit alışkanlıkları
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Kadir Korkmaz isimli okura yanıt verildi
Ali Barış Tongur
İyi okumalar dilerim size. İyi temenni ile okuyorsunuz. :)
Reklam
Psikolojiye dair
Klinik psikologlara ve psikiyatrlara hayranlığım, sadece zihinleri çözümlemelerinden değil, kendi zihinlerinde sakladıkları karanlığı ustalıkla perdelemelerindendir; çünkü bilirim ki analiz eden kişi, aslında analiz edilmeye en açık olanıdır.
Hayata Dair
Pınar isimli okura yanıt verildi
Ali Barış Tongur
Gerçekten hayranlıkla gıpta ettiğim tek mesleklerden biri olabilir. :)
Kitap yere basmıyor. Çok soyut.
5/10
·248 syf.··
2025 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2025 02:15
Eckhart Tolle’nin anlattığı kavramlara yabancı değilim. Ego dediğinde neyi kastettiğini, farkındalıkla neyin hedeflendiğini, acı bedenin nasıl devreye girdiğini zihinsel olarak anlayabiliyorum. Zaten uzun süredir bu alanlara ilgi duyuyorum. Yani kitabı okurken “ne diyor bu adam?” demedim. Aksine, birçok satırda içimden “evet, bunu biliyorum” dedim. Ama ne yalan söyleyeyim, bir noktadan sonra fazla spiritüel buldum. Sanki ayaklarım yerden kesiliyor gibiydi. Gerçekliğe temas eden düşünceler birden soyut bir bilinç okyanusunda eriyip gidiyor. Tolle’nin dili bazen öyle hafif, öyle uçucu ki, düşünceye değil inanca yaslanmak zorunda kalıyorsun. Oysa ben, sezgiye değer versem de, bir fikri yere bastırmadan ona kendimi bırakamıyorum. Kitabın en güçlü tarafı belki de aynı zamanda en zayıf yönü: Sessizliği kutsuyor ama açıklamaktan çekiniyor. Her şeyin cevabı “şimdi”de gibi sunuluyor. Bu güzel bir fikir, evet. Ama hayat, sadece bir şimdiden ibaret değil. Geçmişin tortusu, geleceğin baskısı var. Bunları sadece fark ederek aşmak... bana biraz fazla sade geldi. Belki de bu sadelikte bir derinlik var, ama ben o derinliğe ulaşmakta zorlandım.
Edebiyat
Şimdi'nin GücüEckhart Tolle · Akaşa Yayınları · 20014,127 okunma
Pınar isimli okura yanıt verildi
Ali Barış Tongur
Bu durumda, metnin hedeflediği yerle buluştuğunu görmek sevindirici. :)
“Tanrı’ya şükür Tanrıtanımaz…”
“İnanmak veya inanmamak, ikisi de birdir. Şu anda bana Tanrı’nın aydınlatıcı varlığını kanıtlasalar bile, tutumumda bir farklılık olmazdı. Tanrı’nın sürekli beni gözetlediğine, sağlığım, dileklerim ve yanılgılarımla ilgilendiğine inanmıyorum. Beni sonsuzluğa kadar cezalandırabileceğine de inanmıyorum, böyle bir şeyi kabul edemem. Ben onun için neyim? Bir hiç! Çamurdan bir gölge. Sahnede o kadar az kalıyorum ki iz bile bırakmıyor. Zamanda ve mekânda bir değeri olmayan zavallı bir ölümlü insan. Tanrı bizimle ilgilenmez; varlığı da tıpkı yokluğu gibi.”
Sayfa 232·Kitabı okudu
Edebiyat
Gizem Demircan isimli okura yanıt verildi
Ali Barış Tongur
Gizem DemircanGizem Demircan Şu anda görmemeniz çevresel koşullara bağlı haklısınız ancak hakikatin dayanılmaz cazibeligini de bilmek ister. Beynimizkn dopamin mekanizmasi sürekli iyiliği bulamıyor. bir noktada anlam krizine gireceğiz
“Tanrı’ya şükür Tanrıtanımaz…”
“İnanmak veya inanmamak, ikisi de birdir. Şu anda bana Tanrı’nın aydınlatıcı varlığını kanıtlasalar bile, tutumumda bir farklılık olmazdı. Tanrı’nın sürekli beni gözetlediğine, sağlığım, dileklerim ve yanılgılarımla ilgilendiğine inanmıyorum. Beni sonsuzluğa kadar cezalandırabileceğine de inanmıyorum, böyle bir şeyi kabul edemem. Ben onun için neyim? Bir hiç! Çamurdan bir gölge. Sahnede o kadar az kalıyorum ki iz bile bırakmıyor. Zamanda ve mekânda bir değeri olmayan zavallı bir ölümlü insan. Tanrı bizimle ilgilenmez; varlığı da tıpkı yokluğu gibi.”
Sayfa 232·Kitabı okudu
Edebiyat
Gizem Demircan isimli okura yanıt verildi
Ali Barış Tongur
Gizem DemircanGizem Demircan Bu dediginiz kısa vadede insanı huzura kavuşursa da uzun vadede maalesef topluma yabancılaşmayı getirecektir.