Avukatının karşı tarafla anlaşması, karşı taraftan
para alması şikyetleriyle, diğer meslektaşlarım gibi,ben de çok karşılaşmış, özellikle baro idareciliği yaptığım sıralarda, göreyim gereği, şikayetlerin üzerinde önemle durmuş, belge, kanıt bir tarafa hiç değilse
bu şüpheyi yaratan olayı öğrenmek istemiştim. Bir defa bile üzerinde durulmağa değer bir açıklamaya rastlamadım. Sırasında duruşmadan ya da yeterince konuşmamış olmak bile karşı taraftan para almış
sayılmak için yeterli sebep oluyordu. Hele dava kaybedilmişse, avukatın davanın görüldüğü sıradaki tutum ve davranışları, sözleri bir bir hatırlanıyor, hepsi
de davayı satma anlamına gelmek üzere çeşitli şekillerde yorumlanıyordu.
Karalama, yalnız taraf avukatları ile sınırlı kalsa,
açıklama bulmak pek zor olmayacaktı; yurt ölçekli olarak avukatlık çok yeni bir meslekti, çağdaş bir
anlayışla örgütlenip, yaygınlaşması Cumhuriyet ile birlikteydi. Daha önceleri İstanbul, İzmir gibi büyük
ticaret şehirlerinin dışında değil avukata, dava vekillerine bile rastlamak pek mümkün değildi. Dava vekillerinin çoğu ise genellikle adliyeden rüşvet vb. gibi
suçlarla atılmış kimselerdi. Mesleğe karşı genel bir güvensizlik duygusu bir bakıma normaldi.