SENİN GÖNDERDİĞİN ADAM BİRAZ KAÇIK MI ? KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR İzmir'in Özdere Kasabası'nda yaşayan rahmetli E.Hv.Astsubayı-Yazar ve Şair Tayyar Tahiroğlu'nu, rahmetli Matbaacı-Gazeteci-Yazar ve Efe Gazetesi sahibi Şeref Üsküp ile tanıştırmıştım. Aradan bir süre geçtikten sonra İzmir'e gidip Şeref Üsküp'ün Konak'ta ki matbaa ve gazetesi'ne uğradığımda Üsküp bana ''Yahu senin gönderdiğin adam biraz kaçık mı ?'' diye sordu. Öyle olmadığını söyledim ama Üsküp şunu anlattı, ''Geçen gün buraya geldi, konuşurken beni bütün dünya tanıyor diye bir laf etti. O sırada bizim Efe Gazetesi'nde yazı yazan İzmir Barosu Başkanı da burada idi (İsmini Hatırlayamadığım için böyle yazdım), döndü kendisine ''Beyefendi, sizi bütün dünya tanıyorsa ben niye tanımıyorum ?'' diye sorunca ''Beni bütün dünya tanıyor efendim.'' diye tekrarlayınca baro başkanı arkadaş kendisine; -Yunanca biliyor musunuz ? -Hayır, -İngilizce biliyor musunuz ? -Hayır, -Fransızca biliyor musunuz ? -Hayır, -Almanca biliyor musunuz ? -Hayır, -Peki efendi, bu dilleri bilmiyorsanız bu insanlar sizi nasıl tanıyor ? deyince arkadaş fena halde bozuldu. dedi, ben de kendisine; -Şeref abi, bizim gazeteci-yazar ve şairler arasında bu klasikleşmiş bir deyimdir. Onun için söylemiştir ama bunun üzerinde durmaya değmez ama bu benim için de unutulmaz bir anı oldu. diye ilave ettim. *** TAHİR KUTSİ MAKAL İSTANBUL'DA BANA ''YAPMA EVLADIM, BENİ BÜTÜN DÜNYA TANIYOR.'' DEDİ... Bu konudaki ikinci anım şu şekilde; Bir gün İstanbul'a gittiğimde Ortadoğu Gazetesi'ne uğrayıp Genel Yayın Yönetmeni Tahir Kutsi Makal ile konuşuyordum, Makal o sıralar ayrıca bir edebiyat dergisi de çıkarıyordu. Hatta bir defasında çıkardığı Tarla Dergisi'nde İrfan Ünver Nasrattınoğlu ile yazdığım bir yazıyı başka bir dergiden alarak yayınlamış,
Gerçekçi bir gözlemle bakarsak, mevcut sivil toplum yapılarının ve meslek örgütlerinin çok büyük bir kısmının bu kimliksel kutuplaşmayı aşamadığını, hatta tam aksine o kutuplaşmanın birer kopyası haline geldiğini söyleyebiliriz. Türkiye'deki barolar, tabip odaları, mühendis odaları ya da sendikalar gibi güçlü meslek örgütleri, uzun zamandır kendi alanlarının profesyonel sorunlarından ziyade ülkenin makro-siyasi kavgalarının birer cephesi gibi faaliyet gösteriyor. Bu yapıların kendi iç seçimleri bile genellikle hak siyaseti üzerinden değil, sivil siyasetteki ittifakların (ulusalcı, muhafazakar, sol, milliyetçi kliklerin) birer güç provası şeklinde geçiyor. Durum böyle olunca, devlet aklı için bu yapıları yönetmek, bölmek ya da marjinalleştirmek son derece kolaylaşıyor. Bürokratik hafıza, sivil alanı kendi haline bırakamayacak kadar deneyimlidir. Eğer bir meslek örgütü ya da sivil yapı çizgiyi aşıp kitlesel bir hak arayışına girişecek olursa, devlet aklı onun içindeki fay hatlarını (etnik, mezhepsel veya ideolojik hassasiyetleri) tetikleyerek yapıyı kendi içinde kavgalı hale getirmeyi çok iyi bilir. Çoklu baro düzenlemesi gibi yasal müdahaleler veya kurumlara kayyum atama pratikleri, bu yapıların homojen bir sivil güç olmasını engellemek için geliştirilen araçlardır. Ancak tablonun tamamı karanlık değil. Klasik meslek örgütleri ve hantal sendikalar kutuplaşmanın pençesindeyken, daha mikro ölçekli, ideolojik bagajı hafif ve doğrudan "somut soruna" odaklanan yeni nesil sivil inisiyatifler ezberi bozabiliyor. Anadolu'nun farklı köylerinde toprağını veya suyunu korumaya çalışan insanlar, merkezdeki ideolojik kavgalara bakmaksızın çok güçlü ve partiler üstü bir hak siyaseti üretebiliyor. Büyük depremler veya kriz anlarında sivil toplumun gösterdiği o refleksif örgütlenme
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Avukatlık Hukuku
Her bilgi bir inci serisi Gün 45 Baro yönetim kurulunun disiplin kavuşturması açmasına yer olmadığı kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgili cumhuriyet savcılığı ile şikayet eden tarafından türkiye barolar birliği yönetim kurulunu itiraz edilebilir
BU KATI SURATLI ADAM SİGMUND FREUD ASLINDA HAKLI MIYDI?
Freud'un ödipal kompleks ve elektra kompleksi olarak ortaya koyduğu teorileri fazlaca fonksiyonel ve teknik bir alana yığılmış ve işlevselci paradigmaya hapsolmuştu. Yaydığı enerji veya kullandığı analitik paradigma, kendi bilincinin bir yansımasıydı aslında. Çünkü kendisi de kuzenine aşıktı, bu aşk uzun süreli karşılıklı mektuplaşmayla devam etti ve öylece kaldı. Bir ikinci cinsel düşüncelerine etki yapan olgu ise annesine olan aşırı bağlılığıydı. (En büyük etki budur aslında.) Aşk değildi ama derin bir tutkuydu var olan... Freud, sanayi devrimi sonrası dönemde, sınıfların ve özgürlük düşüncesinin şekillendiği bir dönemde ve yazma-çizme gibi akademik faaliyetlerin yoğun olduğu bir zaman da rahatça yazabiliyordu. Aslında onun tezleri en çokta dönemin aristokrat kesimine yarayacaktı çünkü bu teoriler cinselliği kontrol etmekte dayanak olacaktı. Freudyen teori (özellikle bastırılmış duygular kısmı) devlet modernizasyonu ve kapitalizmin inşası sırasında; devlet dairesi, baro, büro, okul, işyeri, ordu, polisiye gibi kamusal alanlar da ki dönüşümlere paralel 20.YY'da 'normal' veya 'anormal' çocuğun tam olarak neye göre belirlendiğinin bilinmediği bir ortamda (hiçbir zaman normali ve anormali tanıyamayacağız) aristokrasi ve burjuvazi tarafından önceden belirlenmiş deterministik olguların etkisi altında türetilmişti. Freud'un kuramı, insanın kapitalist ilişki ağları içerisinde işlevini çatışmasız sürdürmesine odaklı çalışıyordu. Foucault'un da söylediği gibi kim neden normal veya kim neden anormaldi?... İşte, sosyoloji dünyasının iki önemli düşünürü ve yazarı olan Gilles Deleuze ve Felix Guattari psikanalizi alt üst ettiklerinde, insanın içinde yatanın en temelde ''Arzu'' olduğunu, bu arzu makinalarının devamlı ve sürekli olarak çalıştığını; tüm bürokratik yapıların bizi
Alıntı
Kimlik Dostluk, kadınların so­runu değildir." "Ne demek istiyorsun?" "Söylediğimi. Dostluk, erkeklerin sorunudur. Onla­rın romantizmidir. Bizim değil." Jean-Marc, içkisinden bir yudum aldı, sonra düşün­celerine geri döndü: "Dostluk nasıl doğdu? Düşmanlığa karşı birleşme olarak doğduğuna kuşku yok; birleşme ol­masaydı, insanlar düşmanlarının karşısında çaresiz kalır­lardı. Böyle bir birleşme bugün belki de yaşamsal bir önem taşımıyor." "Düşmanlar her zaman olacak." "Evet, ama onlar bugün görülmez ve anonim nite­liktedirler. Yönetmelikler, yasalar. Birileri, senin pencere­nin önüne bir havaalanı yapmaya karar verirse ya da seni kapının önüne koyarsa, dostun olan biri senin için ne yapabilir? Sana ancak, yine görülmez ve anonim olan biri yardım edebilir, örneğin toplumsal yardımlaşma ör­gütü, tüketiciyi koruma örgütü, baro. Dostluk artık, elle tutulabilir kanıtlarla ölçülebilen bir şey değil. Savaş ala­nında yaralanmış dostu arama ya da kılıcını çekip onu haydutlara karşı koruma fırsatı hiç çıkmıyor. Yaşamları­mızın içinden, büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmadan, buna karşın dostlukları da yaşamadan geçip gidiyoruz."
Kitap Alıntısı
Kuraklık Kapıda
Cennetti bu topraklar, bereketli bir diyar Dağlarından aşardı gürleyen soğuk pınar Şimdi hüzünle dolu o yemyeşil vadiler Ne bir bereket kaldı, ne coşkun akan sular. - Baro
Hayata Dair