Puan vermedi·328 syf.··
2026 9. kitabı
(Spoiler içermez) Sinan Sürücü'nün ilk romanı EyLüL. Sakın kitap'tan çıkmış. Sinan, İzmir'de avukatlık yapıyor. Aynı dönem staj yaptığımızdan bu yana tanırım kendisini. Severim de. Doğrusu bir kitap yazdığını söylediğinde benim için sürpriz olmadı. Ceza hukuku ile ilgili zaten bir kitabı vardı ve ikincisini yazmıştır diye düşündüm. Çıkarıp verdiğinde ise bir roman olduğunu gördüm ve oldukça şaşırdım. O gün güzel bir sohbetimiz oldu, konu konuyu açtı. ilk defa edebiyata olan ilgisini ve okuduklarını bu şekilde öğrenmiş oldum, doğrusu çok hoş bir süprizdi. Okumak için heyecanlandım. Hemen basladıysam da araya birşeyler girdi, okuyamadım, iki ay sonra ise kitaba ikinci bir başlangıç yaptim. Ve 300 sayfa iki günde bitti. Oldukça güçlü bir girişi var ve daha ilk sayfada okurum ilgisini yüksek bir seviyeye çeken bir hikaye ile karşılaşıyoruz. O ilgi son sayfaya kadar hiç eksilmiyor. Kitap akıp giden cinsten ve elinizden bırakmak istemeyeceğiniz kitaplardan oluyor. En azından benim için böyle oldu. Yüksek bir ilgiyle giriş yaptığım kitap kurgusu ile üç ayrı zamanda ilerleyen yapısıyla oldukça başarılı. İzmir İstanbul ve Ankara'ya ve o üç farklı zamana gidip geliyoruz. Roman kurgusal olarak bu gidiş gelişler nedeniyle okurla bağını hiç koparmiyor. Üstelik roman boyunca size bir de şarkılar eşlik ediyor. (Karakterlerin sevdiği bu sarkilardan liste de yapmayı düşündüm ben. ) Doğrusu tahmin edilmesi zor bir şekilde romandaki düğüm çözülürken okur olaylarin düşündügü gibi ilerlemedigini görüyor. Yazar ustalıkla bir yerde okuru uyutuyor okudukça olayların nasıl sonlanacagina dair guclu bir tahminiz oluşuyorsa da olaylar düşümug şekilde ilerlemiyor ve kitap farklı bir şekilde bağlanıyor. En önemlisi fazla kelimesi olmayan, okuru yormayan, canlı karakterlerine kolayca bağ
EylülA. Sinan Sürücü · Sakin Kitap · 20261 okunma
Puan vermedi·352 syf.·
2026 12. kitabı
Banu Avar, severek ve ilgiyle takip ettiğim yazar, konuşmacı, araştırmacı. Önceden birkaç kitabını okumuş ve güzel bilgiler edinmiştim. Bu kitabında da yine araştırmacı ve detaycı kimliğini ortaya koymuş. Hem geçmiş hem güncel gelişmelerle harmanlanmış yazılarının derlendiği kitapta, birçok bakış açısı, okuyucuya yol gösterip beyin fırtınası yaptırıyor. İsyan, savaş, büyük çaplı gösteri veya hareketler gibi toplumsal olayların ardındaki etkenler çoğu zaman tartışılır. Fakat büyük çaplı olmanın yanında çoğu küçük çaplı görünen, araştırıldığında ise arka planında 'ağa babaların' olduğu görülen nice gelişme var ki Banu Avar da bu noktalara mükemmel şekilde dikkat çekmiş. Mesela ilde az kişiyle gerçekleştirilen sokak yürüyüşü, protesto, eylem, hayvan veya insan hakları veya doğa haklarıyla ilgili herhangi hareketin "fonlayıcı"ları ve fikir sahipleri; dünyaya yön vermeye çalışan ve büyük ölçüde de başaran kurum, kuruluş, sivil toplum örgütleri, şirketler, istihbarat birimleri, düşünce kuruluşları çıkabiliyor. Masum ve tamamen insancıl görünen hareket, aslında birilerinin amacını gerçekleştirmek için düzenlenmiş ve maddi açıdan desteklenmiş eylemler olabiliyor. Bunu çözmenin yolu da Attila İlhan ın vurguladığı gibi "parayı takip etmek"ten geçiyor. Hareketin başındaki başkan, öğrenci, temsilci, üye, öncü vs çoğu zaman kökü dışarıda kurum ve kuruluşların maddi/manevi desteğini alan piyon, kukla, köle, maşa, oyuncak ya da ABD'li birinin dediği gibi "eldiven" rolünde. Devlet yöneticileri de küçük topluluk önderi de eldiven rolünde olabilir. Kullanılırlar, iş bitince de atılırlar. Saddam Hüseyin, Şah, Pinoşe, Kenan Evren, Adnan Menderes, Kadir Kadirov, Hüsnü Mübarek gibilerinde olduğu gibi. Ya da siyasi ve menafaatine uygun emelleri için hareket eden baro başkanları, parti
Gün O GündürBanu Avar · Remzi Kitabevi · 2019223 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·622 syf.··
2025 14. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2025 17:07
Klasiklerin neden klasik olduğunu bir kere daha anlamamı sağlayan kitap oldu Oblomov. Kalın olduğu için cesaret edip başlayamıyordum ama Baro Edebiyat Komisyonu sayesinde elime alıp okudum. Diyaloglara da fazlaca yer verdiği için gayet akıcı bir kitaptı diyebilirim. Oblomovluk terimini edebiyata kazandıran bir eser, kitabın ilk bölümünde bir günde karakterin odasına giren çıkanlar, odanın durumu, sorunlardan kaçmak için sürekli uyuması ve ertelemesi detaylıca anlatılmış. Sonraki sayfalarda Oblomov’un davranışları için bu tahlilleri referans alabiliyorsunuz. Bir şeylere başlamak için sürekli erteleyen, üşenen hayatı çocukluğumdaki çiftlikte Oblomovka’da gördüğü gibi yaşayıp tüketmek isteyen bir karakter. Ataları gibi bir çiftlikte yaşayıp ölecek, bir çorabını bile kendi giymeden yetiştirilmiş bir soylu. Zamanın dönüşümü ile tiyatro opera gibi faaliyetler gitmeyi soyluluk göstergesi olduğu için zoraki yapıyor çoğu kez buna bile gitmiyor. Bu karakterin tam zıddı ise ailesi tarafından genç yaşta dışarı gönderilmiş ve sorumluluk verilmiş yarı alman Ştolts. Oblomov’un ilkel yönü olan id e sürekli süperego figürü olarak değişim baskısı yapıyor Olga ile beraber. Ancak Oblomov’un ego su burada denge kuramayıp kendini kaçışa yani yatağa ve uyumaya itiyor. Klasiklerde yer alan bu tarz psikolojik gönderme ve dokundurmalar bireylerin iç yüzü ve davranışlarını anlamlandırmada gayet keyifli oluyor. Olga ile yaşanan imkansız aşk, alevlenme ve sönüş, oysa böyle olacağını biliyordu Oblomov kendini biliyor değişmek istemeyeceğini de biliyor. Koşturmacalı bir yaşam ona çok zor ve de gereksiz geliyor. Cahil değil halbuki aksine gayet kültürlü ve donanımlı ne de olsa o bir soylu:) ama değişim isteği yok, kendimden memnun konfor alanı onun için yeterli zira maddi kaygısı yok. Gerçi
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202150bin okunma
“İnsanların en büyük dostu zorluklardır”
Puan vermedi·320 syf.··
2025 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 01:19
İşte Hayatım adlı eser, 1 Aralık 2022’de kaybettiğimiz büyük hukukçu Prof. Dr. Baki Kuru‘nun otobiyografisidir. Prof. Kuru’nun ömrünün sonlarına doğru tamamladığı bu eser aynı zamanda son yüzyılımıza da tanıklık ediyor.  Eser, 3 Mart 1928’de o zaman Bolu‘ya bağlı bir nahiye iken, bugün Düzce‘ye bağlı bir ilçe olan Akçakoca‘da yoksulluk içinde başlayan bir mücadeleyi anlatıyor.  Daha ilkokuldayken bir müsamerede kendisine ezberletilen, anlamını bile bilmediği “olacağım avukat, dava kazandığım gün şanım olur iki kat” cümlesi ile adeta kaderini dile getiren Baki Kuru, Akçakoca‘da ortaokul olmadığı için ortaokulu Kastamonu ve Düzce‘de okur. Ortaokuldan sonra, parasız yatılı olduğu, bitirdikten sonra da iş imkanı sunduğu, aynı mahalleden arkadaşı Tacettin Gören de orada okuduğu için Bolu Orman Okulu’na başlar ve 1946’da buradan mezun olur. Baki Kuru, sonrasında Orman Bakanlığı’na bağlı farklı taşra teşkilatlarında yaklaşık üç buçuk yıl çalışır. Orman Okulu, lise dengi kabul edilmediği için üniversiteye devam edemez. Askerlik için 1949’da Ankara’ya giden Baki Kuru, kendisi gibi Orman Bakanlığında çalışan arkadaşı Tacettin Gören’in lise bitirme sınavlarına çalıştığını ve hedefinin Ankara hukukta okumak olduğunu söylemesi ve kendisini de bu yolda teşvik etmesi ile zaten düşündüğü okuma öğrenme idealine dört elle sarılır. Kitaplar alır, askerliği boyunca fırsat buldukça çalışır. Askerlik sonrası lise bitirme sınavlarına giren ve başarılı olan Baki Kuru, Ankara hukukta okuyabilmek için tayinini Ankara’ya aldırmak için uğraşır, muvaffak olamayınca çalıştığı kurumu değiştirir, tayinini Toprak ve İskan Genel Müdürlüğüne aldırır. Gecikmeli de olsa 1951’de Ankara Hukuk Fakültesi’ne başlayan Baki Kuru o dönemi şöyle anlatır: “ Şimdi düşünüyorum da ileride hukuk fakültesinde
Hukuk
İşte HayatımBaki Kuru · Alfa Yayınları · 202138 okunma
RÊYA ZILMÊ NAÇE BIHUŞTÊ
5/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
Rêya ku naçe Bihuştê bi du vegotinan ve hatiye lêkirin: tevlî monologan kesê yekem û kesê sêyem.Bi vî awayî çîrok yekalîbunê difilite. Berhemê de a herî sereke mijare. Ew fermana 74.("Ev fermana heftê û çaran e" Çakar,2019, r.153) a li qewmê Êzîdî hatiye dayîn. Wekî ku tê zanîn fermana dawî bi destê xwediyê ala reş Daîş ê hat dayîn. Zilmeke wusa qewma Êzîdî tê kirin destê xwêner erd û esmanan diqede. Bi vegotina nivîskarê jî xwenêr behn çikyayî dixwîne. Çîrok bi sehneya yekemîn di ramoka pîqaba Apê Elyas be destpêdike. Bi ditîna xwêner reşahiyan gund desteserkiriye û gundî tên nefî kirin. Di rûpela 18. de em dibin hemî cîwanên gund tevlî kal û piran ramoqa pîqabê siwar dibin "Çi qas ciwanên gund hebûn li ser romorkê bûn: Zizė, Alê, Çînê, Rustem, Baro, Xêro, Şêro... Keleşo" tevlî kujerên xwe cara dawî diçin goristanê, ser mezelên xwe. Ger nafikirin, gund şewitandina hebe ev reşahî çawa dihêlin ew herin xatirê xwe miriyên xwe bixwazin, heta bi nanê germ û hêjîran şîva wan jî bibin? Xwêner di sehneyekî de dibîne Keleşo tê Şemsîxanê dixwaze. Di hîn diyalogên din be jî hezr dike ew Dezgir tîne. Û axirya çîrokê de bi gotina Şemsîxanê a " Buka bêmiraz" xwêner têdigihîje kû wan dewat nekir. Lê çi hat serê Keleşo kuda hat û kuda çu malîqe. Tenê serkêlke reş de navê tê dîtin. Piştre em rûpela 114 dibînin ku hemî jinê gund dîsa di ramokekîde ne û ber bî zulmatê ve tên birin. Di berhemê de alî rêbazî hêyama herî serkeftî a navmetnî bû: çîroka berdest û a Hûtê Heftserî heya dawiyê bi hevre herikî. Hîn caran gihêjtine hev hîn caran agahiyên hevdu didan. Bi çîroka "Gûno û Hût" û xewna Şemsîxanê jî hêmanên kolajî lê zêde bibûn. Her wiha pir nîk ( motîf) jî hebûn: Siwarê sibê/ Siwarê êvarê, nanê germ û hêjîr, dara zeytûnê, genim, deriyê
Edebîyata Kurdî
Ev Rê Naçe BihuştêYıldız Çakar · Lis Basın Yayın · 20199 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2025 11. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2025 18:49
Baro Edebiyat Komsiyonu ile okuduğumuz başka bir kitap oldu Cebelavi Sokağı’nın çocukları. Okuma sonrası yaptığımız değerlendirmede genel anlamda sevilmişti. Teması, tarihsel sembolizmi gayet başarılı olmakla birlikte üslup olarak bazı kısımları yavan bulduğumu söyleyebilirim. Eleştirel bakış ve peygamberler üzerinden yapılan hikaye anlatımı, bazı tarihsel olayları ve karakterleri aktarmayı mecbur kılıyor ve yazar bu nedenle kurgu ve üslup anlamında eli bağlı kalmış diye düşünüyorum. Bir etken de muhtemelen çevirinin İngilizceden yapılmış olması, her şeye rağmen Mısır edebiyatından bir kitap okumak güzel bir deneyimdi. Cebelavi Allah olarak tasvir edilmiş ve oğullarından Edhem’e konağın yönetimini vermesi, İdris’in buna itaat etmeyip kendine hak görmesi ve konaktan kovulması ile ilk bölüm akıyor. Sonrasında Edhem’in eşi Umayma’nın babasının vasiyetine bakmak için Edhem’i cesaretlendirme ve kışkırtması, Cebelavi’nin bu nedenle onları da konaktan kovması ile klasik bir Adem Havva hikayesi okuduğunuzu anlıyorsunuz. Çölde ilk yaşamı kuran insanlar bu iki kardeş ve Edhem’in çocuklarından birinin diğerini öldürmesi ile Habil ve Kabil şeklinde hikaye devam ediyor. İkinci kısımda sert karakterli, Cebelavi’nin kendisiyle kısa bir görüşmesi sonrası lider olan, kısasa kısas uygulayan, adalet ve eşitliği halkına belleten Cebel; diğer kısımda ise yumuşak karakterli, bir yanağa vurunca diğerini çeviren, vakıftan yani dünya malından bir beklentisi olmayan, hastaları iyi eden Rıfat ki Cebelavi onunla görüşmüyor sadece sesini duyuyor ve Rıfat bu şekilde lider oluyor, sonunda Yasemin (Yahuda) tarafından ihanete uğruyor ve öldürülüyor. Cebelavi de onun cesedini konağına alıyor. Devamında adalet ve insanları eşitlik etrafında toplaması, Cebelavi’nin hizmetçisini göndererek lider
Cebelavi Sokağı’nın ÇocuklarıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20232,586 okunma