Bir milletin namusunu ve toprağını kurtarmak adına o kızgın korların içine kendini nasıl gözü kapalı fırlattığını, bizzat cephe hatlarında, o barut kokusunun tam ortasında kaleme almıştır Halide Edip Adıvar Ateşten Gömlek’te. Kitabın sayfalarını araladığınız an, kendinizi o ders kitaplarının soğuk, mesafeli landmarks_tarih dünyasında değil; İzmir’in işgaliyle dünyası yıkılan bir kadının çığlığında, cephedeki Anadolu çocuklarının sızlayan yaralarında ve o dönemin kalbini tutuşturan o muazzam Milli Mücadele heyecanının tam merkezinde bulursunuz. Asıl vurucu tarafı da burada zaten yazarın; savaşı sadece askeri hamlelerden ya da kuru stratejilerden ibaret görmeyip, o can pazarının arkasındaki insan psikolojisini, aşkı, sadakati ve bir ülkenin hürriyeti için neleri feda edebileceğini o en çiğ, en filtresiz haliyle deşip önümüze koyuyor. Sahi, her yanınız yangın yeriyken, sevdikleriniz birer birer toprağa düşerken o "ateşten gömleği" sırtınıza geçirmekten bir an bile tereddüt etmemek, nasıl bir sarsılmaz inancın, nasıl bir deli sevdanın ürünüdür? Halide Edip, memleketin o en karanlık günlerini, o işgale başkaldıran Anadolu’nun o eyvallahsız ve duru ruhunu öyle içeriden, öyle içten bir dille anlatmış ki, sayfaları çevirdikçe içinizdeki o vatan sevgisi, aidiyet ve bağımsızlık duygusu adeta göğsünüzü kabartarak şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; bu toprakların hangi acıların, hangi fırtınaların içinden geçilerek bizlere vatan kılındığını ve o şanlı uyanışın arkasındaki o ağır insani bedelleri gerçekten hissetmek isteyen herkesin bu eseri satır satır dimağına kazıması gerekiyor. Kapağını kapattığınız an bile içinizdeki o hürriyet yangınını söndüremeyeceğiniz bu başyapıt; geçmişin o şanlı sayfalarını birer anı olmaktan çıkarıp, adeta her bir kelimesiyle bugün özgürce soluduğumuz