10/10
·
Beğendi
Bir zamanlar sadece barut kokusunun ve belirsizliğin sindiği Gabar’ın eteklerinde, bugün bam-başka bir destan yazılıyor. Henüz bir çocukken, gökyüzünde süzülen o ilk yerli İHA denemelerine tanıklık ettiğimde, bunun sadece bir uçuş değil, bir şehrin özgürlük ve huzur ilanı olduğunu bilmiyordum. Bugün Şırnak, gökyüzünde İHA/SİHA’ların kurduğu çelikten huzur kubbesiyle korunurken; yeryüzünde, vatan sevdalısı TPAO ve TPIC mühendislerinin alın teriyle petrolün bereketine kavuşuyor. Bu kitap; Gabar’ın tozlu yollarından gökyüzünün sonsuzluğuna uzanan bir dirilişin, terörden arınan toprakların “Petrol Başkenti”ne dönüşmesinin ve yerli millî imkânlarla yazılan gerçek bir başarı öyküsünün belgesidir. “Şırnak artık uzaklarda bir şehir değil; Türkiye;nin enerjisi ile gurur duyduğu, umudun parladığı bir fenerdir.”
Gökyüzünden Yeryüzüne ŞırnakHakan Vural · İkinci Adam Yayınları · 20260 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 50. kitabı
İsmet Özel’in bu erken dönem eserleri, dil işçiliği ve teknik açıdan başarılı bazı güzel şiirler barındırsa da genel atmosferiyle her okura hitap etmeyen keskin bir yapıya sahip. Kitabın bütününe devrim, silah, kan ve cephane gibi sert, ideolojik kavramlar hakimdir. Dönemin tarihi ruhunu hissetmek isteyenler veya "isyan" temalı edebiyattan hoşlananlar için çekici olabilir. Tekil olarak başarılı şiirler barındırsa da, genelindeki yoğun "barut kokusu" ve kavga teması nedeniyle, şiirden daha farklı bir estetik haz bekleyenlerin sevebileceği tarzda bir kitap değildir.
Şiir
Erbainİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 201211,6bin okunma
Reklam
Vatan Yahut Silistre /İnceleme/
Puan vermedi·72 syf.·
2026 127. kitabı
Namık Kemal, kalemi bir edebiyat enstrümanı olmaktan çıkarıp doğrudan doğruya vatan savunmasının en ön safına yerleştirilen sarsıcı bir barut fıçısına dönüştürüyor Vatan yahut Silistre adlı efsanevi oyununda. Sayfaları araladığınızda ya da sahnedeki o replikleri zihninizde canlandırdığınızda karşınıza saray edebiyatının o ağdalı, izole ve yapay dünyası değil; kalesi kuşatılmış bir memleketin feryadı, o feryadı dindirmek için canını ortaya koyan yiğitlerin eyvallahsız duruşu çıkıyor. Asıl dehası da buradadır yazarın; hürriyet ve vatan kavramlarını soyut birer fikir olmaktan çıkarıp, insanın içini eriten bir gönül sevdasıyla birleştirerek onu uğruna ölünecek en somut hakikat haline getiriyor. Sahi, insanın ömrünü adadığı, gözünden sakındığı o büyük aşkı bile bir kenara itip, "Vatan gidiyor!" çığlığıyla cepheye, o mutlak ölümün üstüne yürüyebilmesi için yüreğinde nasıl bir kor taşıması gerekir; yoksa gerçek sadakat, sevdiğinin gözlerinde boğulmak değil, onunla aynı kutsal dava uğruna yok olmayı göze almak mıdır? Yazar, dönemin o ağır baskı iklimine rağmen bağımsızlık ve fedakarlık ruhunu o kadar dik, o kadar samimi ve coşkun bir dille aktarıyor ki, okurken içinizdeki o toprağa bağlılık ve aidiyet duygusu adeta göğüs kafesinizi zorlayarak şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; tiyatronun sadece bir eğlence değil, bir milletin karakterini inşa eden en güçlü kürsü olduğunu anlamak ve o ilk edebi uyanışın ateşini ruhunda hissetmek isteyen her sıkı okurun bu klasiği satır satır zihnine kazıması gerekiyor. Kitabın kapağını kapatıp bugün özgürce bastığınız topraklara baktığınızda o kaçınılmaz gerçekle yüzleşiyorsunuz: Siz, geçmişin o ağır bedellerle ödenmiş bağımsızlık mirasını omuzlarında taşıyan hakiki bir emanetçi misiniz, yoksa o büyük fedakarlıkların gölgesinde sadece gününü gün
Edebiyat
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,5bin okunma
Ateşten Gömlek /İnceleme/
Puan vermedi·224 syf.·
2026 125. kitabı
Bir milletin namusunu ve toprağını kurtarmak adına o kızgın korların içine kendini nasıl gözü kapalı fırlattığını, bizzat cephe hatlarında, o barut kokusunun tam ortasında kaleme almıştır Halide Edip Adıvar Ateşten Gömlek’te. Kitabın sayfalarını araladığınız an, kendinizi o ders kitaplarının soğuk, mesafeli landmarks_tarih dünyasında değil; İzmir’in işgaliyle dünyası yıkılan bir kadının çığlığında, cephedeki Anadolu çocuklarının sızlayan yaralarında ve o dönemin kalbini tutuşturan o muazzam Milli Mücadele heyecanının tam merkezinde bulursunuz. Asıl vurucu tarafı da burada zaten yazarın; savaşı sadece askeri hamlelerden ya da kuru stratejilerden ibaret görmeyip, o can pazarının arkasındaki insan psikolojisini, aşkı, sadakati ve bir ülkenin hürriyeti için neleri feda edebileceğini o en çiğ, en filtresiz haliyle deşip önümüze koyuyor. Sahi, her yanınız yangın yeriyken, sevdikleriniz birer birer toprağa düşerken o "ateşten gömleği" sırtınıza geçirmekten bir an bile tereddüt etmemek, nasıl bir sarsılmaz inancın, nasıl bir deli sevdanın ürünüdür? Halide Edip, memleketin o en karanlık günlerini, o işgale başkaldıran Anadolu’nun o eyvallahsız ve duru ruhunu öyle içeriden, öyle içten bir dille anlatmış ki, sayfaları çevirdikçe içinizdeki o vatan sevgisi, aidiyet ve bağımsızlık duygusu adeta göğsünüzü kabartarak şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; bu toprakların hangi acıların, hangi fırtınaların içinden geçilerek bizlere vatan kılındığını ve o şanlı uyanışın arkasındaki o ağır insani bedelleri gerçekten hissetmek isteyen herkesin bu eseri satır satır dimağına kazıması gerekiyor. Kapağını kapattığınız an bile içinizdeki o hürriyet yangınını söndüremeyeceğiniz bu başyapıt; geçmişin o şanlı sayfalarını birer anı olmaktan çıkarıp, adeta her bir kelimesiyle bugün özgürce soluduğumuz
Edebiyat
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,3bin okunma
Çanakkale ve Sonraki Günler /İnceleme/
Puan vermedi·205 syf.·
2026 143. kitabı
Çanakkale ve Sonraki Günler, o barut kokan siperlerin, top mermilerinin ve bir milletin küllerinden doğuşunun ardındaki sessiz çığlıkları resmi tarihin o basmakalıp, soğuk sayfalarından söküp alan, kelimenin tam anlamıyla etten ve kemikten bir başyapıt. Kitabı elinize aldığınızda karşınıza sadece askeri dehaların harita üzerindeki hamleleri ya da kuru zafer istatistikleri çıkmıyor; aksine o gencecik çocukların cephedeki mektuplarına, evde yol gözleyen anaların gözyaşlarına ve madalyonun arkasında saklanan o ağır toplumsal faturaya ortak oluyorsunuz. Yazarın asıl başarısı da burada; savaşı sadece siperlerle sınırlamayıp, o mahşer yerinin hemen ertesi gününü, yani açlıkla, yoksullukla ve kaybedilen koca bir neslin acısıyla yoğrulan o "sonraki günlerin" sosyolojik arka planını muazzam bir çıplaklıkla deşiyor. Sahi, top sesleri sustuktan sonra başlayan o derin sessizlikle yüzleşmeden, bugün bastığımız toprağın kıymetini hakkıyla anlamak mümkün müdür? Kitap, kantarın topuzunu kaçırıp ucuz bir hamasete sığınmadan, yaşanmışlıkları o kadar eyvallahsız ve duru bir dille aktarıyor ki, sayfaları çevirdikçe içinizdeki o milli duygular, gurur ve aidiyet hissi göğsünüzü kabartarak şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; bu toprakların neyin pahasına vatan kılındığını ve o şanlı zaferin arkasındaki ağır insani bedelleri gerçekten hissetmek isteyen herkesin bu eseri satır satır hatmetmesi gerekiyor. Bu kitap size sadece bir zaferi anlatmıyor; kapağını kapattığınız an damarlarınızdaki o asil kanın ağırlığını hissettirerek, bu topraklara bastığınız her adımda o gencecik kahramanların gölgesini aratacak ve içinizde o hiç sönmeyecek milli gururun ateşini yakacak sarsılmaz bir uyanış sunuyor.
Edebiyat
Çanakkale ve Sonraki GünlerH. Hüseyin Maltepe · Özener Matbaacılık · 200919 okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2026 64. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 17:22
Merhabalar değerli kitapseverler, bugün sizlere Samet Biricik’in kaleminden çıkan Nar Çiçekleri Barut Koktuğunda adlı kitabı tanıtmak istiyorum. İdris derslerinde oldukça başarılı, parlak bir öğrenci. İdris’in edebiyat ve tarih öğretmenleri berrak zihninden büyük başarılar elde edeceğini düşünüyorlar. İdris’in babası Hacı Abdullah Bey ise İdris’in gelecekte bir devlet dairesinde memur ya da kürsü başında bir öğretmen olduğunu hayal ediyor. Ama tüm bunlara rağmen İdris okulu bırakıp terzi olmaya karar veriyor, bu karar üzerine babası Hacı Abdullah ise oğlu İdris’i çırak olarak usta Habib’in yanına veriyor. İdris’in dünyasında artık okul kitapları yerine mezuralar, sabunlu tebeşirler ve makaslar yer alıyor. İdris çalıştıkça diktiklerinin üzerine beyitler işlemeye başlıyor. Ve çalıştığı dükkâna bu beyitleri okumaya gelen Leyla isimli bir kız geliyor. İdris Leyla’yı görünce âşık oluyor. Leyla’nın babası Süleyman Bey, İdris’in Leyla için ceketinin astarına şiirler işlediğini fark ediyor ve Leyla’ya terzi İdris ile görüşmesini yasaklıyor. Ertesi gün Süleyman Bey İdris’in çalıştığı dükkâna gidiyor ve İdris’i tehdit edip ona ait olan defteri parçalıyor. Bu olaylardan sonra İdris Peşaver’e gidiyor. Sonra neler mi oldu? Sonrası kitapta. İdris ve Leyla kavuşabilecek mi? Bu sorunun cevabı ise kitabın içerisinde saklı. İdris ve Leyla’nın o saf, temiz aşkını okuyoruz; ayrıca birçok insanın çatışmaların ortasında yaşam mücadelesi verirken ölümle sonuçlanan yaşanan olayları da okuyoruz bu kitabın içerisinde. Kesinlikle herkesin okuması gereken etkileyici bir kitap. Yazarımızın kalemine sağlık, okuyucusu bol olsun.
Nar Çiçekleri Barut KoktuğundaSamet Biricik · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20264 okunma
Reklam
Reklam