İskelet Kadın Hikayesi- (+18)
Kurtlarla Koşan Kadınlar (Fazlaca ölüm barındırıyor. Yaş ya da psikoloji sağlanmıyor olabilir o yüzden +18) Bu hikaye nedense beni biraz zorladı: normalde kendim analiz edip sonra kadınınkilerle karşılaştırıyordum ya, nedense bunda yapasım gelmedi: üşendim ya da yorgundum. O yüzden devam ettim. Tam oturmadığı için diğer hikayeye başlamadım. Yarım bırakmayı sevmiyorum. Ve bunu saygısızlık olarak görürüm. O yüzden "Galiba bunu tam anlayacak durumda değilim. Birkaç gün sonra yine okuyacağım. O sefer de böyle olursa: "Hikayede ve içerikte sorun yok, nedense beynim bunu algılamak istemiyor: sorun bende. Neden böyle davrandığını öğrenip çözersem o zaman geri geleceğim. Kusura bakma." şeklinde not kağıdına yazıp hikayenin başlık sayfasına ekleyecektim. (: Karmaşık tarafı yoktu ama dedim ya algılamamı istemiyor gibi kendisi karmaşık hâle getirmişti. Ki ele aldığı duyguda karmaşıktı. Tam anlayabilmek için bahsettiği o Yaşam- Ölüm- Yaşam üçlemesini anlamamız gerekiyor. Ve bir yerde mi yoksa bir kitapta mı denk gelmiştim bilmiyorum şu tarz bir şey diyordu "Dünyada sürekli ölüm ve yaşam döngüsü vardır. Ama ölüm sadece bizde bedenin ölmesi olarak algılanıyor ve bundan hem korkuluyor hem de kaçılıyor. Aslında nefes alıp vermek de küçük bir ölüm içeriyor, kalp durup atıyor, göz kapanıp açılıyor. Bazen duygularımız da ölüyor, insanlarla kurduğumuz ilişkilerin de bitmesi ölümdür ama bunun yerine ölümün başka adları kullanılıyor. Hayatı kabullendiğimiz gibi ölümü de kabullenmeliyiz çünkü ikisinin varlığına yaşam diyoruz." diyordu -bazı yerleri anlam bütünlüğü için kendim ekledim- ve baktım gayette doğru. Hayatın içinde ölüm yokmuş ya da çıkarılmış gibi yaşıyorduk. Etrafımızdan birini kaybedince zaman ve algı duruyor gibi: sanki gerçekleşen bu Dünyaya ve bu zamana ait değilmiş gibi. Beyin görse de orada
1000Kitap
Bazı insanlar küçümseyerek, laf sokarak ve ima yoluyla konuşmayı güçlü olmak sanır. Oysa bu tutum, gücün değil; insanın kendi içinde çözemediği eksikliklerin sessiz bir dışavurumudur. Başkalarını aşağı çekerek kendini yukarıda tutmaya çalışmak, iç dünyadaki yaraların üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir. Böyle insanlarla her yerde karşılaşmak mümkündür; asıl zor olan, onların bu hâlin içinde yaşamaya mecbur kalmalarıdır. Çünkü sürekli başkalarını inciterek var olmaya çalışan birinin, kendisiyle baş başa kaldığında ne kadar zorlandığını düşününce, geriye sadece acı bir tebessüm kalır: Vah hâllerine..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Başımıza Ne Geldiyse İçimizden Geldi
Bir milletin yıkılması dışarıdan değil, içeriden başlar. Dıştaki düşmanın saldırısı ancak içteki boşlukla başarıya ulaşır. Bugün ümmetin yaşadığı zulümlerin en derin nedeni, içimizdeki çözülmüşlük ve körleşmiş vicdanlardır. İsrail’in yıllardır sürdürdüğü işgal, katliam ve zorbalık, sadece onun gücüyle açıklanamaz. Bir İsrailli için ayağa kalkan, ekranlarda gözyaşı döken, dünyayı ayağa kaldıran çevrelerin, binlerce masum Gazzeli çocuk, kadın ve yaşlı için sessizliğe gömülmesi, bizim için hem bir ayna hem de bir alarmdır. Bizim içimizde bir yerde, adalet terazisi şaşmış; merhamet terazisi çökmüş. Hastalık içimizde… Birbirimizin kuyusunu kazmakta mahir, kardeşini değil, menfaatini düşünen bir yığın adam var içimizde. İman, artık sadece dilde; ahlak, sadece sloganda. Dışarıdan gelen mikroplar, bağışıklık sistemi çökmüş bir bedende daha çabuk iş görür. Bizim manevi bağışıklığımız zayıflamış. Kardeşini, sırf fikri farklı diye tekfir eden, komşusunu, mezhebi veya meşrebi farklı diye düşman bilen bir anlayış, bizi içten içe çürütüyor. İhanet içimizde… Makam ve mevki uğruna değerlerini satanlar, menfaat için zalimle aynı safta duranlar, dışarıya köle içeride efendi kesilenler… Hepsi içimizde. Ümmeti temsil eden kürsülerde, ümmeti parçalayan niyetler gizli. Kalem, artık hakikati değil, sahibinin hesabını yazıyor. Mikrofon, zalime değil, onunla işbirliği yapana hizmet ediyor. Ahmak dost içimizde… Düşmanın kılıcından daha keskin, dostun gafleti. Nice hak davalar, akılsız müdafilerle zayi oldu. Zalimle mücadelede ferasetli olmak gerek. Lakin içimizdeki bazıları, düşmanın oyununa öyle kolay geliyor ki, kurşunu değil ama oyunu baş tacı ediyor. Hırsız ve hırsız savunucusu içimizde… Biri çalıyor, öteki alkışlıyor. Biri yiyor, diğeri sahip çıkıyor. Helal-haram hassasiyeti, siyasete
1000Kitap
serbest çağrışımlar
Esas soru bu işte Bunları neden istiyorsun? Gerçekten neden…? İstek dediğin şey motivasyondan doğar, peki ya buradaki motivasyon ne? Hani diyelim bin yıl yaşadın, bütün şehirleri gördün, bütün işleri yaptın, bütün tarifleri tattın… hepsi bu kadar mı? Hayır, yetmez. Çünkü ilk aklına gelenler sadece başlangıç, daha sonra içinden bir galaksi açmak isteyecek ruhun, sonra başka bir evreni, sonra zamanı. Ama neyle doyacak bu iç? Hiçbir şeyle. Yaşam bir an. Bunu kavrayamıyorsun, çünkü insan kendi anıyla baş başa kalamıyor. Hep başka şeylerde kayboluyor. Bir ülke yetmez, bir şehir yetmez, bir deneyim yetmez. Tokyo’da bir sokak restoranında aşçılık, Ağrı’da kuş uçmayan bir yaylada sessizlik… hepsi birer sahne, ama sahneyi sahne yapan, senin orada durman. Duramazsın, durduğunda huzursuz olursun. Çünkü sen orada sadece kendini görürsün, ve kendin çoğu zaman katlanılmaz bir boşluktur. Bütün bu “daha fazlasını istemek” hali… bu bir merak değil, bir tutku değil, bir yaşam arzusu da değil. Bu sadece kaçış. Kendinden kaçış. İçindeki boşluğu, eksikliği, yalnızlığı örtme çabası. Huzur yok. Huzur varlığın farkında olmaktır, ama insan kendinden kaçtığı sürece, o farkındalık bir yük olur, bir sancı, bir boşluk. İçindeki dipsiz kuyu… doldurulamaz. Binlerce hayat, binlerce deneyim, binlerce şehir, binlerce galaksi… yine de yetmez. Hep daha fazlasını ister insan. Çünkü hiçbir şey insanın kendisinden uzaklaşmasını durduramaz. Kaçtığın her yer, seni orada bekleyen bir yansımadır. Nerede kaçarsan kaç, yine kendinle baş başa kalırsın. Ve işte o zaman, hayat kendiliğinden bir kaçış hâline gelir. Hareket edersin, duramazsın; durduğunda düşersin. Düşmek serttir, çünkü orada yüzleşirsin, boşluğunla, kendinle, hiçliğinle… “İnsan olmadığı yerde mutludur” derler ya, işte tam o… Bu söz bir reklam,
Düşünce
KURAN’DA SAÇLARI ÖRTMEK GEÇİYOR MU? Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Hımarlarını (örtülerini/başörtülerini) yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz. (24- Nur Suresi 31) Kadınları, kendi zihniyetlerine göre yaşatmak isteyenlerin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesinin temel anlamı “örtü” olup, sözlüklerde “örtü” ve “başörtüsü” anlamları verilmiştir. Önemli olan husus ayette kapatılacak yerin açıkça “yaka açığı” olarak geçmesidir. Ayetin kapatmayla ilgili dikkat çektiği yer saçlar değil, yaka açığı bölgesidir. Birçok kimse parmağın işaret ettiği yere bakması gerekirken parmağa odaklanmıştır, oysa açıkça parmağın işaret ettiği yer “yaka açığı”nın kapanmasıdır, saçların değil. Abdest almayla ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı “res” ile vurgulanır. Bu ayette kapatılacak bölgeyle ilgili böyle bir “baş” veya “saç” vurgusu yoktur. Yani “hımar”ın saçları örtmesi değil, “yaka dekoltesi”ni örtmesi istenir. (“Yaka açığı” manasına gelen “cuub” kelimesi hem bu ayette kapatılacak bölgeyi belirtmek için, hem de Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayette
Din İslam
Allah’ım duamın üstünü örtme, isteğimi geri çevirme, beni kederimle baş başa bırakma. Benim kendi gücüm ve kuvvetimle yalnız bırakma. Acziyetimden ötürü bana merhamet eyle. Göğsüm daralıyor, yolumu kaybettim, işim hususunda doğruyu bulamıyorum. Sen Âlim ve subhân olan Allah’ım… Gizlediğimi de açığa vurduğumu da bilensin. Bana fayda ve zarar verecek şeylere de Mâliksin. Sıkıntımı gidermeye, işimi kolaylaştırmaya, ihtiyacımı gidermeye gücü yetensin..!