10/10
·320 syf.··
2026 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:08
Alice Feeney benim için her zaman “bir sayfa daha” dedirten yazarlardan biri oldu ve Kocamın Karısı da bunun en güçlü örneklerinden biri. Yazarın bugüne kadar okuduğum beş kitabı arasında açık ara en beğendiklerimden biri oldu. Hatta sıralama yapacak olsam ikinci sıraya rahatlıkla yerleştiririm. Çünkü bu kitapta Alice Feeney’in en sevdiğim özelliğini, yani okuru sürekli şüphe içinde bırakma becerisini sonuna kadar hissettim. Yazarın kalemine, diline ve olayları aktarma biçimine zaten hayranım. Özellikle bölümlerin farklı karakterlerin gözünden anlatılması hikâyeye büyük bir dinamizm katıyor. Her yeni bölümde olaylara başka bir açıdan bakmak, karakterlerin düşüncelerine ve sırlarına ortak olmak okuma deneyimini çok daha keyifli hâle getiriyor. Bu yüzden kitap boyunca elimden bırakmakta oldukça zorlandım. Kitabın en güçlü yanı ise hiç şüphesiz kurgusu. Bir noktada “tamam, artık suçlunun kim olduğunu çözdüm” dediğim anda yazar beni başka bir yöne çekti. Sonra tekrar emin oldum, tekrar yanıldım. Özellikle kitabın ikinci yarısından itibaren neredeyse her bölümde “yok artık!” dediğimi hatırlıyorum. Her şey yerine oturmuş gibi görünürken ortaya çıkan yeni detaylar, karakterler hakkında öğrendiğimiz gerçekler ve sürekli değişen dengeler sayesinde son sayfaya kadar merak duygusu hiç azalmadı. Hatta kitabın sonuna geldiğimde bile artık her şey açıklığa kavuştu derken Alice Feeney yine son bir hamle yaparak beni şaşırtmayı başardı. Uzun zamandır bu kadar başarılı kurulmuş ve son ana kadar heyecanını koruyan bir psikolojik gerilim okumamıştım. Karakterler de hikâyenin güçlü taraflarından biriydi. Hiçbir karakter tamamen güvenilir görünmüyor ve bu durum kitabın atmosferini daha da etkileyici hâle getiriyor. Kime inanacağınızı bilemiyorsunuz. Herkesin sakladığı bir şey var ve
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202618 okunma
9/10
·398 syf.··
2026 19. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:43
Bu, yazarın okuduğum ikinci kitabıydı ve diğer kitabına göre daha çok beğendim. Yazarın dili akıcı ve yalındı. Konusunda cinayetler yer alsa da aslında daha çok psikolojik gerilim türünde bir kitaptı. Kitabın başından sonuna kadar merak duygusunu sürekli canlı tutmayı başardı. Olaylar ilk başta karışık gibi görünse de son 100 sayfada tüm düğümler çözülüyor ve her şey yerine oturuyor. Sonunu ne kadar düşünsem de katilin kim olduğunu tahmin edemedim. Hatta yanlış tahminde bulunmuşum. Bu da kitabı benim için daha etkileyici hale getirdi. Kitabı çok beğendim. Serinin ikinci kitabı olan Oyunbaz'ı da hemen sipariş verdim. Kesinlikle tavsiye ederim.
ŞizofrenWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20166,9bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
9/10
·432 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:52
Scott Hawkins denen adamın kafa yapısına ve düş gücüne inanılmaz derecede hayranlık duymama rağmen öfkelenmeden de edemiyorum; "Böyle müthiş bir evreni neden 400 sayfaya sığdırırsın ki? Seri halinde ve uzun uzun olsaydı tadından yenmezdi ayrıca evreni daha çok kavrayabilirdik. 12 kütüphanecinin on ikisinin de kataloglarını iyi bir şekilde bilmek, sindirmek, Baba'nın varisini seçerken seçtiği müthiş yolu sonda ayrıntılı bir şekilde öğrenmek hakkımızdı diye düşünüyorum. Spoiler olmadan kısaca kitaba değinmek istiyorum. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısı bence büyük spoiler içeriyordu. Ne olacağı az çok tahmin edilebiliniyordu tabi tamamiyle değil. Son kısmı inanılmaz etkileyiciydi öngörülemezdi bence. Bu fantastik evrende bir tane kütüphane var bu kütüphaneyi Baba denilen adam yönetiyor bire bir Tanrı da diyebiliriz bu adama. Bu adamın 12 tane kütüphanecisi var. Öğrenci çırak ya da evlat da diyebiliriz. Her birinin kataloğu, uğraştıkları alan farklı hiçbiri diğerinin kataloğu hakkında bilgi edinemez. Bir gün bu Baba ortadan kayboluyor olaylar o şekilde başlıyor. Güç savaşı ortaya çıkan sırlar vs. Derken olay kitabı elden bırakamayacak bir yere evriliyor. Başta olaylar karmaşık gelecektir ama sonda bir çok şey gün yüzüne çıkıyor ve olaylar birbirne bağlanıyor. Uzun süredir fantastik kitap okumak istiyordum cidden beni tatmin etmeyi başardı.
Kül Dağı’ndaki KütüphaneScott Hawkins · İthaki Yayınları · 2017160 okunma
spoiler yok !! <3
9/10
·466 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:42
Bu kitaba oldukça büyük bir önyargıyla başladım. Nedenini tam olarak açıklayamıyorum ama okurken çok sıkılacağımı ve hikâyenin bana hitap etmeyeceğini düşünüyordum. Buna rağmen Yağmur’u çok sevdiğim için kitaba bir şans vermek istedim. Daha ilk bölümlerden itibaren ise hem kendi önyargılarımla hem de hikâyeyle ilgili büyük bir ters köşe yaşadım. Beklediğimin aksine kitap beni kısa sürede içine çekmeyi başardı. Kitabın olay örgüsü oldukça sürükleyiciydi. Hikâye ilerledikçe ortaya çıkan yeni detaylar ve gizem unsurları merak duygumu sürekli canlı tuttu. Bazı gelişmeler tahmin ettiğim gibi ilerlemediği için okumaktan daha da keyif aldım. Özellikle karakterlerin geçmişleriyle ilgili sırların yavaş yavaş açığa çıkması ve olayların birbirine bağlanış şekli kitabın temposunu güçlendiriyordu. Her bölüm sonunda bir sonraki sayfayı okumak istemem, kitabın akıcılığının en büyük göstergesiydi. Karakterler ise kitabın en sevdiğim yönlerinden biriydi. Her birinin kendine özgü bir kişiliği, düşünce yapısı ve hikâyeye kattığı farklı bir anlam vardı. Karakterlerin yalnızca olayları ilerletmek için kullanılmaması, duygularına ve iç dünyalarına da yer verilmesi onları daha gerçekçi kılıyordu. Aralarındaki ilişkiler, yaşadıkları çatışmalar ve gelişimleri hikâyeyi daha etkileyici hâle getiriyordu. Bu sayede karakterlerle bağ kurmak benim için oldukça kolay oldu. Ve çokca yanıldım bu kurduğum bağlar yüzünden. Genel olarak Wisteria Serisi’nin ilk kitabı, beklentilerimin çok üzerinde çıkan bir kitap oldu. Başlarken sahip olduğum tüm önyargıları yıkmayı başardı. Sürükleyici olay örgüsü, merak uyandıran gizemleri ve başarılı karakterleri sayesinde keyifle okuduğum bir eserdi. Kitabı bitirdiğimde elim otomatik olarak diğer kitaba gitti devamını merak ettiğimi fark ettim ve bu da benim için
Vârislerin OyunuAdora Yağmur · İndigo Kitap · 20233,646 okunma
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
Bir insan kendi hikâyesinin kahramanı olduğunu ne zaman fark eder? Sıradan bir otobüs yolculuğuyla başlayan hikâye, bizi 2000'li yıllardan alıp 1890'ların İstanbul'una götürüyor. Galata'nın, Beyoğlu'nun ve Üsküdar'ın sokaklarında dolaşırken yalnızca geçmişin izlerini değil, karakterlerin iç dünyalarındaki kırılmaları da keşfediyoruz. Bu kitapta en çok dikkatimi çeken şey, insanın zamanla kendine bile yabancılaşabilmesi oldu. Bazen yıllarca taşıdığımız yüklerin farkına varmıyoruz. Bazen de geride bıraktığımızı sandığımız geçmiş, hiç beklemediğimiz bir anda yeniden karşımıza çıkıyor. İstanbul ise bu hikâyede sadece bir şehir değil; her sokağıyla yaşayan, nefes alan ve anlatıya eşlik eden bir karakter gibi... Benim için olaylardan çok hislerin ve sorgulamaların ön planda olduğu bir kitaptı. Yer yer yavaş ilerlese de geçmiş ve bugünü iç içe geçiren atmosferiyle beni hikâyenin içinde tutmayı başardı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan soru şuydu: "İnsan gerçekten geçmişinden kaçabilir mi?" Sizce insanın en zor yüzleşmesi geçmişiyle mi, yoksa kendisiyle mi olur?
Son AldanışSevda Poyraz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202416 okunma
Eksiklerine rağmen sevdim.
8/10
·648 syf.··
2026 137. kitabı
Quicksilver benim için uzun zamandır okuduğum en güçlü atmosfer kitaplarından biri oldu. Teknik açıdan kusursuz değil; yer yer yazım ve çeviri hataları var, bazı mantık hataları da gözüme çarptı. Özellikle sonlara doğru bazı betimlemelerde bir belirsizlik hissettim ve dövüş sahneleri bana yeterince iyi aktarılmadı. Final kısmı da biraz aceleye getirilmiş, daha üstünkörü yazılmış gibiydi. Ama bütün bunlara rağmen kitap beni içine çekmeyi başardı. Çünkü yazarın atmosfer kurma ve duygu aktarma konusunda gerçekten çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Mekânları yalnızca tarif etmiyor; hissettiriyor. Karakterlerin duygularını doğrudan söylemek yerine mimiklerle, beden diliyle, fiziksel tepkilerle aktarması çok başarılıydı. Bu yüzden bazı sahnelerde karakterlerin hislerini sadece okumadım, adeta yaşadım. Bazı çok popüler fantastik seriler inanılmaz zekice olay örgülerine sahip olabiliyor ama duygu ve atmosfer tarafı eksik kaldığında geriye yalnızca “iyi fikirler” kalıyor. Bence edebiyatı gerçekten güçlü yapan şey ise teknikle birlikte o hissi okuyucuya geçirebilmek. Çünkü bazen bir roman sadece olay anlatmaz; susar, nefes alır, hatta nefes keser. Quicksilver’da beni en çok etkileyen şeylerden biri buydu. Uzun betimlemeler olmasına rağmen tempo hiç düşmüyor. Kitabın daha ilk yarısında birden fazla mekâna geçiyoruz ve hikâye sürekli ilerliyor. Buna rağmen atmosfer kaybolmuyor. Özellikle Kingfisher’ın bir tirat sahnesinde öfkesi, kıskançlığı ve baskısı o kadar canlı geçti ki ardından gelen tek bir “GÜM” kelimesiyle camların patlayışını gerçekten zihnimde gördüm. O sahneyi okumadım; yaşadım gibi hissettim. Hatta hayatımda ilk kez bir kitapta bir tiradın altını çizmek istedim. Bazı insanların evrenin yeterince doldurulmadığını söylemesini anlıyorum ama bana göre ilk kitap için gayet
QuicksilverCallie Hart · İndigo Kitap · 2025327 okunma