HARİKA'nın HARİKALIĞI
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 23:32
Harika Bir Hayat, Hikmet Hükümenoğlu’nun kaleminde yalnızca bireysel bir hayat hikâyesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine sinmiş kırılmaların, dönüşümlerin ve görünmeyen ruh hâllerinin de bir izdüşümüne dönüşür. Roman, bireyin iç dünyasıyla toplumsal değişimlerin kesiştiği o ince çizgide yürür; bu yüzden anlatılan hayat, yalnızca “birinin hayatı” değil, bir dönemin ruhudur. Eserin merkezinde yer alan karakter(ler), çoğu zaman kendi seçimlerinin sonucu gibi görünen bir hayatın içinde sıkışmış hisseder. Ancak Hükümenoğlu, bu sıkışmışlığı sadece kişisel hatalara ya da duygusal zayıflıklara bağlamaz. Aksine, arka planda sürekli hissedilen bir tarihsel akış vardır: değişen şehirler, dönüşen ilişkiler, hızlanan yaşam ve bireyin bu hız karşısında yavaş yavaş kendini kaybedişi… Romanın geçtiği zaman dilimi, Türkiye’nin modernleşme sancılarının, kentleşmenin ve bireyselleşmenin giderek arttığı bir dönemi ima eder. Özellikle şehir hayatının yarattığı yabancılaşma duygusu, karakterlerin iç dünyasında derin izler bırakır. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlar, dışarıdan bakıldığında “yerleşmiş” hayatlar kurarken içten içe bir boşluk hissiyle mücadele eder. Bu noktada yazar, bireyin yalnızlığını tarihsel bir bağlama oturtur: çünkü bu yalnızlık, sadece kişisel değil, çağın bir sonucudur. Hükümenoğlu’nun anlatısında dikkat çeken bir diğer unsur, geçmiş ile şimdi arasındaki geçişlerin akışkanlığıdır. Anılar, bir anda bugünün içine sızar; geçmişte yaşanan küçük bir kırılma, bugünkü bir kararın temelini oluşturur. Bu yapı, romanı doğrusal bir hikâye olmaktan çıkarır; zaman, karakterlerin zihninde parçalanır ve yeniden kurulur. Böylece okur, yalnızca olayları değil, olayların karakterlerin ruhunda bıraktığı izleri de deneyimler. Romanın olay örgüsü, büyük dramatik
1000Kitap
Harika Bir HayatHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20252,681 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 22:16
Tuhaf bir düşünce dejavusu yaşatan kitap. Kendi hissiyatlarınla, korkularınla, kaygılarınla satırlar arasında giderken tekrar tekrar yüzleşiyorsun. Sevginin tedirginliği, ölümün sıradanlaşması ve bunun yarattığı korku. Evet tam olarak ölümün sıradanlaşması korkusu... Belki bu konu üzerine uzun uzun konuşulur, yazılır çizilir ancak çok kısa ve net ölümün sıradanlaşması. Kitabın yarısında Tezer ÖZLÜ için birtakım düşüncelere kapıldım. Modern insan yanılgıları ve biraz da statü/sınıf farkına inancı olan bir dili olduğunu düşündürten paragrafları vardı. Bir anlığına gitmeyi bu kadar düşünmesinin, benlik ve onun yarattığı layık görememe hissiyatından kaynaklandığını düşünmedim desem yalan olur. Ancak ön yargıyı bırakıp okumak, şimdilik öfkeyi kında tutmak en iyisi gibi geldi. İyi ki de ön yargımı kenara atmışım. İlerleyen sayfalarda köylü-şehirli, işçi-burjuva hepimizin yaşadığı buhranı ondan dinleyince tekrar aynı samimiyeti yakaladık sevgili Tezer ile. Nedir başarı? Başarı mutluluk mudur? Özgürlük vad eden bu yeni dünyada tercih hakkımızın olmaması özgürlüğün neresinde? Devam etmek gerekirse: Ne evresinde olursak olalım insan olmak ne kadar da aynı. Bir gün eve dönme isteği diğer gün kaçma. Bir gün yalnızlığın buhranı diğer gün kalabalık fotoğraflara sarılma. Kaygıların zamana göre zıtlaşması ne ilginç! Ama kaygı var, hasret var, hep var. Bazı dertlerin dermanı hakikaten yokmuş kısacası.
1000Kitap
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
O bir prenses, bir peri kızı
Puan vermedi·106 syf.·
2025 9. kitabı
İlk defa bir Sevgi Soysal kitabı okudum: Tante Rosa. (Kitaba adını bahşeden kişi Düşes ş.m. Henriette Josepha Maxmillian von Berzenczy von Berzenicze et Karas Lomniez von Dondengen donna Rosa olarak da bilinir.) Tante Rosa on bir yaşındayken, ömrünce okuyacağı Sizlerle Başbaşa adlı dergide Kraliçe Victoria'nın süvari giysileriyle çekilmiş fotoğrafının altında şu haberi okudu: "Kraliçe Victoria 18 yaşında, Kraliyet Süvari Birliği'ni teftiş etti. Sayın kraliçe teftiş sırasında günün modası olan asker şapkası, mahmuzlu çizmeler ve üniforma biçimi elbisesiyle her zamanki gibi vatandaşlarının ve süvari birliğinin gönüllerini fethetti." Bu "gönülleri fethetti" ifadesini fotoğraftaki atlaria beraber belleğine yerleştirdikten sonra at cambazı olmaya karar verdi. Ama Kraliçe Victoria'nın o zamanki yaşına geldiğinde at cambazı olma hayaliyle girdiği sirkte ona düşen tek görev hayvan gübrelerini torbalayıp köylülere satmaktı. Yine Sizlerle Başbaşa dergisinde Kraliçe'nin at üzerindeki fotoğrafını görünce anladı: At cambazı olmayacaktı. Çünkü o bunun için kendini hırpalamayacak bir prenses, bir peri kızıydı. Savruldu: Bir gün rahibe okulunun mahzenine kapatıldı; başka bir gün bombardımanda evi yıkıldı. Savaş bittiği gün bir kaplumbağa buldu-evini sırtında taşıyan hayvan-, neredeyse onu sevecekti ama bir yardım derneği lojmanında kaldığını hatırlayınca vazgeçti, ilgisi başka hayvanlara kaydı. Bayağı aşk romanlarındaki gibi ilk birliktelikte hamile kaldı; sırf o romanlardaki "namusu kirlenmiş" kızlardan sayılmamak için o üç danslık Hans'la evlendi. Sonra romanlar yüzünden hata yaptığını düşünüp Hans'ı da, ondan olma üç çocuğunu da terk etti, kilise de bunun ardından onu aforoz etti. Bütün bunların sonunda şöyle düşündü: "Şimdi beklenen bir intihardır, bir uçurumdur, bir
Tante RosaSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20195,3bin okunma
Puan vermedi·87 syf.·
2025 841. kitabı
Salınmak nedir? yürürken, uyumlu devinimlerle, hafifçe bir sağa bir sola eğilmek salmak eylemine konu olmak. "Günümüzün büyük haz hırsı ve mutluluk salgını hep pozitif kutupta kalmayı salık verse de, tatsız zamanlarla ve savrulmalarla baş edebilmek doygun bir hayatın vazgeçilmezidir." Hayatımızda ihtiyacımız olan şey tam da salıncakta sallanmak değil mi? İvme verir, donup kalmayı önler. Bütün hayatı bir o yana bir bu yana sallanmak olarak anlayamaz mıyız zaten? S:9 " Wilhelm Schmid , Salınmak: Hayattan Sevinç Duyma Sanatı’nda, hayatın dayattığı yük ile kişinin güçlerini yeniden toplamasını sağlayan hafiflik arasında denge bulmayı öneriyor. Her şeyi akışta tutmaya çabalamak yerine, hem güzelliklerle hem gerilimlerle barışıklık içinde salınmanın yaşam sevincinin ön koşulu olduğunu örnekler eşliğinde tartışıyor." kendimizi bırakarak, hayatla akışa geçerek ve gereksiz yüklerden kurtularak daha hafif ve anlamlı bir yaşam sürebileceğimizi salıncak metaforunu kullanarak anlatıyor. "Herkes hayatın kutupsallığının suretlerini tanır: Sevinç ve hiddet, uyum ve çatışma, huzur ve huzursuzluk, zevk ve acı, sağlık ve hastalık, güzellik ve çirkinlik, başarı ve başarısızlık, anlam ve anlamsızlık. Benliğimiz aralıksız evreler halinde, her birini deneyimleyerek gelişir ve var olur. Uçlar arasında, hayatın ritmini dengelemek mümkün müdür peki? İstikrar ve süreklilik nasıl temin edilir? Dipleri ve zirveleri tecrübe etmek zenginlik olarak görülebilir mi? Duyuların yaşama sevinciyle nasıl bir bağı vardır? Doya doya görmek, işitmek, koklamak, dokunmak ve tatmak, hayatın anlamına nasıl katkıda bulunur? Hayatın sarkacıyla uyumlanma becerisi doğuştan mı gelir, sonradan mı öğrenilir? Salınma eylemi, sorun çözme yöntemi olarak kullanılabilir mi? Dijital ile analog dünyalar arasında denge noktası
Edebiyat
SalınmakWilhelm Schmid · İletişim Yayınları · 2024259 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 551. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 00:00
"EPİKTETUS'TA BİLGELİK" "Çoğunlukla insanlar kendi hataları sebebiyle mutsuz olurlar, acı çekerler. Çünkü iyi olduğuna inandıkları şeyden mahrumdurlar. İyiye sahip olsalar bile onu kaybetmekten korkarlar. Bu tür inançları ortadan kaldırırsanız ,tüm kötülükler yok olacaktır. Şüphe, hâkiki iyinin ta kendisidir..." Stoacı felsefe, çağlar öncesinden günümüze uzanan ve modern insanın karmaşık dünyasında hala geçerliliğini koruyan bir bilgelik hazinesidir. Kitap, işte bu hazinenin kapısını aralayan, Epiktetus’un kadim öğretilerini anlaşılır, derinlikli ve pratik bir şekilde sunan önemli bir çalışma. Sadece bir felsefe tarihi incelemesi değil, aynı zamanda hayatı nasıl daha anlamlı ve sakin bir şekilde yaşayabileceğimizi gösteren bir rehber niteliğinde. "Bilgelik, mutlu bir şekilde yaşama sanatıdır," der filozoflar. Peki nedir bu sanatın inceliği? Aslında her insanın hayatı boyunca arayış içinde olduğu temel soruya odaklanır: Nasıl mutlu ve anlamlı bir hayat sürerim? Bu sorunun cevabı, "mutlu yaşama bilgisi"nde gizlidir. Ancak bu bilgiyi elde etmek için öncelikle toplumun dayattığı kalıpları fark etmek ve onların ötesine geçmek gerekir. Kolektif bilinç bize nasıl yaşamamız gerektiğini söylerken, gerçek bilgelik bu sesten sıyrılıp kendi yolunu çizebilmekte yatar. Bilgeliğe giden yol, her şeyden önce toplumla aramıza sağlıklı bir mesafe koymayı gerektirir. Bu, bir yalnızlık hali değil, özgürleşme eylemidir. Cemiyetin dayattığı "doğru"ları, "başarı" tanımlarını ve "iyi" kavramlarını sorgulayabildiğimiz ölçüde, kendi gerçek mutluluk reçetemizi yazma şansını elde ederiz. · Tüm insanlık için geçerli, mutlak erdemler ve değerler var mı? · Yoksa her kültürün, hatta her bireyin kendine özgü bir bilgelik anlayışı mı mevcuttur? Antik Yunan stoacıları evrensel bir ahlak yasasından
Edebiyat
Epiktetus’ta BilgelikFuat Erman · h2o Kitap · 202529 okunma
10/10
·67 syf.··
Beğendi
·
2025 510. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 00:00
"YATILI OKULDA MÜKEMMEL BİR GÜN" "Şiir yazmanın bir güzelliğini tatsan, duygularını kağıda döküp insanlarla paylaşmanın lezzetini bir alsan inan bırakmasın..." Bazen öyle bir gün geçiririz ki, her detayıyla kusursuzdur, âdeta hayat bize kocaman bir hediye paketi uzatmıştır. Aslında mükemmel olan, o günün ta kendisi değil, içine saklanmış anlardır. Kimi zaman küçücük bir mutluluk, kimi zaman da zorlu bir sınavın ardından gelen başarı, hayatımıza değer katar. Tıpkı yatılı okul yıllarında hissettiğimiz gibi... O bazen sıcacık, bazen zorlu atmosferde, hayatın ta kendisini öğrenmenin lezzeti başkaydı. O lezzet, bugün bile damağımda bir tat bırakır. Yatılı okulun atmosferi bazen sıcacık bir aile ortamı gibi, bazen de insanı olgunlaştıran zorluklarla doludur. Ancak her koşulda, bu deneyimler gençlerin geleceğe daha sağlam adımlarla yürümelerine yardımcı olur. Bir sınavdan başarıyla çıkmanın verdiği sevinç, sevilenlerden gelen iyi bir haberin mutluluğu, ya da sadece doğanın güzellikleriyle iç içe geçirilen huzurlu anlar… Hepsi ayrı birer mükemmel gündür. Kitapta anlatılan öğrenciler minik ama yürekleri kocaman. Ailelerinden uzakta, dostluklara tutunarak, küçük mutlulukları kocaman heyecanlara dönüştürerek yaşamayı öğreniyorlar. Yazar, bu öykülerle birlikte olmanın, paylaşmanın ve dayanışmanın nasıl bir güç olduğunu çok güzel yansıtmış. Birlikte olmanın, arkadaşlarla paylaşmanın, küçük bir mutluluğun bile bütün çocuklar üzerinde kelebek etkisi yaratabileceğini hikâyeler bize samimiyetle gösteriyor. Her öykü bağımsız bir anlatıya sahip olsa da, yatılı okulun temel dinamikleri üzerinden bir bütünlük oluşturuyor. Yazar; öğrencilerin yaşadığı zorlukları, hasretleri ve özlemleri aktarırken, aynı zamanda küçük mutlulukların hayatlarına nasıl umut kattığını gösteriyor. Birlikte
Edebiyat
Yatılı Okulda Mükemmel Bir GünPolat Onat · Mavi Nefes Yayınları · 202539 okunma