Önce kelime vardı. Sonrası hiç olmadı belki de. Aslına bakarsan bunun şiirleştirilebilecek bir tarafı da yok. Ve belki zamansız hatta gereksiz bir girişim bile olabilir.
Ey dünya sana sesleniyorum. Başkaca muhatabım yok. Ve belki de sen de yoksun. Sürekli aynı iz üzere dairesel bir döngü bu. Aynı yerden tekrar tekrar geçen maket tren. Yükü yokluk.
Bir iz üzere gidiyorum bu aşikâr. O izi ben mi yaptım yoksa o iz zaten ben miydim.
Rabbim bana yeni sorular bahşet. Belli bir mantık dahiline aldığım her şey kaçınılmaz olarak artık sürdürülebilir değil. Bu sürdürülemez halin kendisinden başka hiçbir şey sürdürülebilir değil.
Rabbim bana yeni sorular bahşet, yakışıklı cevapları olsun.
İnsan, neresinden tutsan tutarsız. Mütemmim bir cüz olaydım tapu evraklarında değil belki ama sabahın o doğurgan dinginliğinde.
Neyi kaldırıp atmalı, neyi tutmalı, varılacak bir yer var mıydı?
Bazı şeyler oluyor rabbim güzel müzikler gibi, hızla akan suların coşkunluğu ve dingin göllerin huzuru gibi. Bazı şeyler oluyor ve insan saatin pilini çıkartmak istiyor rabbim.
Cennetin böyle bir yer mi?
Başkaca şeyler de oluyor rabbim, yakınmak değil de bu öyle şeyler ki insan insan kalamıyor o zamanlar. Sonra zaman geçiyor ya da 'zaman sonra' geçiyor rabbim. Geçmeyenler de var, doğum lekeleri mesela.
İnsan bir kere doğmuyor ve sonraki anneler ilkine hiç benzemiyor.
İnsanlar eşit demişsin ama ben hüzünden biraz fazla aldım umarım sorun olmaz rabbim. Bu durumu diğerlerinin çok problem yapacaklarını sanmıyorum.
Önce kelime vardı, artık kelimeler var. Bu bizden öncekiler rabbim –en iyi sen bilirsin– sıkıntıdan olsa gerek yüklenmişler kelimelere.
O ilk kelime neydi acaba, o her şeyi kapsayan, noksansız ve eksiksiz, tam ve bütün, şimdi benim tanımlamaya çalışırken bile kıvrandığım, beni, kelimeyi