Herkese merhabalar :)
Eğer beni tiktokta da desteklemek isterseniz hesabım: @bookswithemir
Diğer ciltlerine kıyasla 1 puan kırmamın nedeni diyalogların baloncuklarının sanki diğer ciltlerine göre daha küçük olmasıydı. Tek karede bile o kadar fazla diyalog sıkıştırılmıştı ki okurken diğer ciltlere kıyasla biraz dikkatim dağıldı.
Seri güncellemesi: Animesine de başladım manga ile eş zamanlı şekilde ilerliyorum.
3-4 kez tekrar tekrar animesine başlayıp gayet beğenmeme rağmen başına oturamadığım için bir türlü bitiremediğim o serinin sonunda mangasını okumaya karar verdim...
Umarım bu sefer bitirebileceğim :') Aslında izlerken de çok keyif almıştım fakat maalesef bir şeyler izlemek konusunda okumak kadar pek iyi değilim o yüzden mangasından devam edeceğim seriye en azından birkaç cilt ilerleyip o şekilde animesine geçmeyi düşünüyorum.
Animesinden de keyif almıştım aynı keyfi mangadan da aldım ki ayrıca manganın çizimlerine de bayıldım gerçekten çok güzel çizimleri.
Kitabı büyük bir merakla okumaya başladım fakat cok fazla mantık hatasının olduğunu düşünüyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve hayal kırıklığına uğradım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Su gibi akıcı... Su gibi ferahlatıcı.. Su gibi taze...
Beyhan Hoca'nın kalemiyle ilk defa tanıştım ve beni alıp götürdü.. Gündelik hayatta hepimizin karşılaştığı sorunları o kadar yalın bir dille anlatıp, cevaplamış ki. Okurken aslında tanınan kişilerin bile sıradan dertlerinin, hatalarının, sevinçlerinin , üzüntülerinin, kırgınlıklarının olabileceğini gösteriyor.
Hem içimizden biri hem de bir yol gösterici
Altını çizmekten kalemler tükenebilir
Kaleminize sağlık hocam, başka bir kitabınızda buluşmak üzere Beyhan Budak
Veda satırları Beyhan Hoca'dan ;
"Sonra yavaş yavaş şunu anlamaya başladım; bu hayatta görünür olmayı seçen, bir şeyler yapan, ortaya bir şey çıkaran biriysen eleştirinin bir kısmı senin emeğine ait değil. Sadece senin var olduğun gerçeğine ait. "
Başta sadece sürükleyici bir gerilim romanı okuyacağımı düşünmüştüm ama hikâye ilerledikçe kendimi olayların içinde buldum. En çok hoşuma giden şey, gerilimin yalnızca adada yaşananlardan değil, karakterlerin birbirlerine duyduğu güvenin yavaş yavaş yok olmasından kaynaklanmasıydı. Her bölümde fikirlerim değişti; güvendiğim karakterlerden şüphe etmeye, şüphe ettiklerimi anlamaya başladım. Ruth Ware atmosfer kurma konusunda yine çok başarılı bir iş çıkarmış. Özellikle adadaki çaresizlik hissi ve belirsizlik duygusu bana fazlasıyla geçti. Merak unsurunu son sayfalara kadar canlı tutan, karakterleriyle de düşündüren ve okurken sık sık “ben olsam ne yapardım?” sorusunu sorduran bir kitaptı.
Fabl türünde bir eser olduğunu bilmeden okumaya başladım. Metaforlar o kadar iyi ki, daha derin anlamlar çıkarmalıyım diye düşüne düşüne okudum. Toplum içindeki özgür iradeyi seçenlerin dışlanabildiğini tasfir eden ve bu yolu seçenleri anlatan bir öykü. Devrimci olma fikrinin temellerini atan ve inandığım değerlere karşı olan öz davranışlarımı sorgulamamı tetikleyen bir eser. Bence hayatın belli dönemlerinde ara ara tekrar okunmalı. Fazla bir anlam mı yüklüyorum bilinmez ama tavsiyedir.
ikinci kitaba başlarken artık bazı sırların açığa çıkacağını, karakterlerin oturup gerçekten konuşacağını ve yaşananların daha mantıklı bir zemine oturacağını düşünmüştüm. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey bunun tam tersi oldu. İlk kitapta beni rahatsız eden birçok unsur devam ettiği gibi bazı noktalarda daha da büyümüştü. Korkunç!
Kitap boyunca Mahinev, Ali Asaf'ın onu aldattığını düşünüyor. Açıkçası okur olarak bizim düşünmemiz gereken şey de bu. Çünkü kitap sürekli olarak bizi bu sonuca yönlendiriyor. Ortada Lina var, ortada başka bir kadın var, ortada yıllarca süren sessizlik var ve ortada cevaplanmayan onlarca soru var. Fakat bütün bunların içinde beni en çok rahatsız eden şey Ali Asaf'ın gerçeği biliyor olmasına rağmen hiçbir açıklama yapmaması oldu.
Mahinev soru soruyor. Ali Asaf susuyor. Mahinev cevap bekliyor. Ali Asaf yine susuyor. Mahinev acı çekiyor. Ali Asaf hâlâ susuyor. Bu döngü yüzlerce sayfa boyunca tekrar ediyor. Bakın şaka değil yüzlerce sayfa sürüyo.
Bir noktadan sonra bu durum gizem yaratmıyor. Sadece hikâyeyi uzatıyor. Karakterlerin yaşadığı sorunları değil, yazarın hikâyeyi uzatmak için karakterleri konuşturmadığını hissetmeye başladım. İlk kitapta da bu vardı ama ikinci kitapta çok daha yorucu bir hâl almış. Nefes aldırmadı..
Lina karakteriyle ilgili de karışık hisler içerisindeyim. Hikâyeye girişini etkileyici buldum. Annesini kaybetmek üzere olan küçük bir çocuğun hikâyesi doğal olarak insanı etkiliyor. Ancak Mahinev'e bağlanma süreci bana fazla hızlı geldi. Evet, travma yaşayan çocuklar hızlı bağ kurabilir ama burada yaşanan bağın yoğunluğu bana yine de yapay hissettirdi. Sanki duygusal etkiyi artırmak için bazı gelişim aşamaları atlanmış gibiydi.
Kitabın sonlarına doğru mektuplarla birlikte öğreniyoruz ki aslında Ali Asaf