Okumaya başladığımda sıcacık, biraz neşeli bir aile hikâyesi okuyacağımı düşünmüştüm. İlk sayfalarda gerçekten de öyleydi; evin içindeki küçük atışmalar, kardeşler arasındaki tatlı rekabet ve gündelik hayatın sıradan ama samimi anları bana çok tanıdık geldi. Özellikle ailenin köpeği Sakura etrafında kurulan o sıcak atmosfer, hikâyeye yumuşak bir giriş yapmamı sağladı.
Ama sayfalar ilerledikçe ton yavaş yavaş değişiyor. O sıcaklık yerini kırılganlığa, hatta yer yer ağır bir hüzne bırakıyor. Ailenin yaşadığı sarsıcı olayla birlikte herkesin gerçek yüzü, bastırdığı duyguları ortaya çıkıyor. En çok etkilendiğim şey, her karakterin acıyı farklı şekilde yaşaması oldu. Kimisi susuyor, kimisi öfkeleniyor, kimisi kaçmayı seçiyor. Bu yönüyle kitap bana çok gerçekçi geldi.
Kanako Nishi’nin dili sade ama duyguları güçlü. Abartılı dramatik sahneler yerine daha içten, daha sessiz bir anlatım var. Bu da hikâyeyi daha vurucu yapmış bence. Özellikle kardeşler arasındaki bağın zamanla nasıl değiştiğini okumak hem güzel hem de iç burkucuydu.
Kitap bittiğinde içimde derin bir hüzün kaldı ama aynı zamanda aile olmanın ne kadar karmaşık ve kırılgan bir şey olduğunu da daha iyi hissettim. Sıcak bir başlangıç yapıp ağır bir aile dramına dönüşen, insanın kalbine yavaşça dokunan bir hikâyeydi. Benim için sakin ama etkisi uzun süren bir okuma oldu.