Eğer filmin -romanda başlangıç noktasına geri dönen- on iki bölümünün, yedi buçuk saat sürdüğü ve bu sürenin, sinemacının özellikle düşkün olduğu ve durmaksızın tekrar eden müzik temalarıyla eşlik ettiği çok yavaş dönme hareketleriyle birleştirildiği gerçeği de buna eklenirse, bir hayal kırıklığı hikâyesi ve dairesel form arasında tam bir uyum olduğu sonucuna varılır rahatlıkla. Ama bu sonuç şunu göz ardı eder: Daire ve daire vardır, tıpkı vaat ve vaat, yalan ve yalan olduğu gibi. Oysa film, dinamiğini görünüşte özdeş olanın ayrışmasında bulur.
"Zamanların en iyisiydi,zamanların en kötüsüydü."gibi bir masalımsı başlangıç ve
"Akıl çağıydı,budalalık çağıydı." gibi ikonik ifadeler aklımda kalanlardan...