Mütevazılık hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz. Nuri Bilge Ceylan
Keşif
Tüm keşifler hayal ve cesaret ile başlar
1000Kitap
Reklam
Seni ekledim ömrüme..
Altı yıl... İnsan altı yılda şehirler değiştirir, yollar değiştirir, hayaller kurar, yıkılır, yeniden başlar. Bir dil öğrenebilir, bir ömürlük dostluklar biriktirebilir, nice kitaplar bitirebilir, nice mevsimler eskitip yenilerine kavuşabilirdi. Ben de yapabilirdim. Fakat bütün bunların arasında kalbim, kendine tek bir istikamet seçti: seni sevmek. Sana kavuşmak için değil bu çaba, seni sevebilmek için. Sevgim vuslatla değil, sabırla demlendi . Ben altı yıl boyunca içimde taşıdığım bu sırrı, Rabbimin bildiği bir dua gibi sakladım. Herkes hayatına bir şeyler eklerken ben seni ekledim ömrüme; herkes bir yerden bir yere yürürken ben aynı histe yürümeyi seçtim. Bu bana verilen en güzel imtihandı.. Tasavvuf ehlinin dediği gibi, bazı yolculuklar menzile varmak için değil de yolda pişmek içindir. Ben de bu altı yılda sana değil, sevgime yürüdüm. Dönüp baktığımda görüyorum ki geçen zamanın bana bıraktığı hasret değil; sadakat, sabır ve kalbin bir şeyi Allah için temizce sevebilme kudretiymiş. Bu sevda bana seni değil de kendimi tanımayı öğrettiyse, yine de hamdolsun. Hayatıma kalbimde bir ömür iz bırakmak için geldin belki de... 🌻
“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.” Sait Faik Abasıyanık
Alıntı
AYNA GÜNEŞİ İNCİTMESİN!..
İmam-ı Rabbânî (r.a) Mektubat'tan "Melikin atiyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Size de böyle olmuş mudur bilmem: Namaza başladığım ilk dönemlerde kendimle şu "al-ver"i çok yaşardım: "Şu hayatına bak, amellerine bak, arkadaşlıklarına bak. Şu boş sohbetlerine, kemliklerine, serseriliklerine bak. Şu, şu, şu... Bak, bak, bak..." En nihayet bu "al-ver"ler sonunda kendimi "namaz kılmaya layık olmaktan" öyle uzak görürdüm ki seccadeyi bırakırdım. Derdim: "Namaz kılmak için onu kılmaya lâyık bir hayat yaşamak lâzım. Sende böyle bir hayat yok. Kusurun bini bir para. O hâlde beynamazlığa devam." Elbette bugünden bakınca yaşadığımın bir "şeytan hilesi" olduğunu farkediyorum. (Elhamdülillah.) Çünkü buna ayılabiliyorum: Allah'a ibadet etmek, benim ibadet etmeye layık olmamla değil, Onun ibadet edilmeye lâyık olmasıyla ilgilidir. Allah Allah'tır. Ve dahi Rahman'dır, Rahîm'dir, Kerîm'dir, Rabbü'l-Âlemîn'dir. Tabiî ki koşulsuz ibadete lâyık olandır. Şükrüm Rabliğinin hakkıdır. Hukukullahtır. Ben ister öyle olayım, ister böyle, ister daha başka bir şekilde, bu beni ibadet etme ihtiyacımdan/borcumdan kurtarmaz. Çünkü Allah'ın Allahlığı değişmez. İltifatın sahibi ister bülbül olsun, ister karga, ister çekirge, gülün iltifatı haketmesi önemlidir. Gülün güzelliği gül yüzünde durdukça iltifatı da sesten sese bürünüp ona ulaşır. Ulaşmalıdır. Sesin çirkinliği gülün haketmişliğine zarar vermez. Kıbleyi göstermek parmağı kıble etmez. [...] Efendim, şöyle-böyle İslâmî konularda konuşmayı-yazmayı bir vazife olarak edinen herkesin, eğer haddini bilen birisiyse, şöyle bir vesveseye düştüğü olur: **Bir yanına kirli hayatını koyar. Diğer yanına hakkında kelâm edeceği hakikatlerin pir u pâklığını yerleştirir. Ve kara kara düşünmeye başlar: "Benim haddim mi bunlar hakkında söz
Tefekkürât
ilkim
MİRAN İnsan unutmanın bir lütuf olduğuna inanıyor. Ben de inanmıştım. Yıllar boyunca her sabah uyandığımda biraz daha eksileceğini sandım o gecenin. Bir anının da taş gibi aşınacağını düşündüm. Fakat zaman tuhaf bir bahçıvanmış. Ben unutmaya çalıştıkça o hatırayı suladı. Şimdi dönüp baktığımda yüzünü bile seçemediğim insanlar var hayatımda… Ama o gece, bütün ayrıntılarıyla hala burada. Gözlerimi kapattığımda karşımda duruyor. Sanki yaşanmadı da yaşanmayı bekliyor. Bazen düşünüyorum da insanın en ağır yükü işlediği günahlar değildir. Çünkü günahın bir sahibi vardır. Onu işleyen bellidir. Onunla hesaplaşılır. Belki affedilir, belki affedilmez. Fakat ya emin değilsen? Ya yıllardır taşıdığın suç aslında sana ait değilse? İşte o zaman ne yaparsın? (Bir anda cevap verilir.) KUZEY Yine aynı yalana sığınıyorsun. MİRAN Yalan mı? (Miran’ın yüzü düşer.) KUZEY Evet. Gerçeği bilseydin… böyle konuşmazdın. Sen yalnızca acı çekiyorsun ve acı çekmenin seni masum göstereceğini sanıyorsun. (Acıyla bir fısıltı duyulur.) MİRAN Ben masum olmak istemiyorum. KUZEY O halde neden hala kendini savunuyorsun? MİRAN Zincirlerimin anahtarını elimde tutuyordum. Fakat kendimi serbest bırakacak kadar sevemiyordum. Beni yaralayan insanların isimlerini unuttum ama onların ağzından bana söylediğim sözleri hala ezbere biliyorum. (Miran’ın lafı bittiği anda başka biri konuya dahil olur.) SAYE
Tiyatro
Reklam
Reklam