Puan vermedi·144 syf.··
2026 37. kitabı
Yetenekli Çocuğun Dramı benim için bir kitap olmadı hiçbir zaman. Daha çok, içimde yıllardır sessizce var olan ama adını koyamadığım bir şeyin ilk kez dile gelişi gibiydi. Alice Miller sanki sadece bir kitap yazmamış da, benim içimde saklı kalmış bir çocuğun elinden tutup onu bana göstermiş gibi hissettirdi. Okurken en çok şu gerçekle yüzleştim: “iyi çocuk” olmak sandığım şey, aslında hayatta kalma stratejimdi. Küçüklüğümden beri uyumlu olmak, kırmamaya çalışmak, herkesi anlamak, herkese yetmek… Bunların hepsini bir erdem sandım. Ama Miller’ın anlattıklarıyla fark ettim ki bu, çoğu zaman kendi duygularımı bastırarak, kendimden vazgeçerek kurduğum bir dengeymiş. Ve bu denge, dışarıdan bakıldığında “olgunluk” gibi görünse de içeride sessiz bir yok oluş yaratıyormuş. Kitap boyunca en çok içime dokunan şey, bastırılmış duyguların yok olmadığı gerçeğiydi. Sadece şekil değiştiriyorlar. Bir bakıyorsun, açıklayamadığın bir huzursuzluk olarak çıkıyorlar. Ya da sebepsiz bir boşluk hissi… Belki de insanın kendine yabancılaşmasının en derin hali bu. Çünkü neyi neden hissettiğini bile anlayamıyorsun. Miller’ın “gerçek benlik” ve “sahte benlik” ayrımı beni çok sarstı. Çünkü fark ettim ki ben uzun zamandır başkalarının sevgisini kaybetmemek için inşa ettiğim bir versiyonumla yaşıyorum. Sevilmek için şekil değiştiren, kırılmamak için susan, anlaşılmak yerine anlaşılır olan bir versiyon… Ama o gerçek benlik, hâlâ bir yerlerde bekliyor. Belki kırgın, belki yorgun ama hâlâ var. Bu kitabı okurken kendime kızdığım anlar da oldu. “Neden bu kadar bastırdın?”, “Neden hiç kendini savunmadın?” diye içimden geçirdim. Ama sonra Miller’ın en önemli şeylerden birini hatırlattığını fark ettim: Çocuklar seçmez, adapte olur. Sevilmek için, kabul görmek için, hayatta kalmak için… O yüzden belki de
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,919 okunma
10/10
·392 syf.··
2026 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 19:36
Dizisinden olay örgüsünü aşağı yukarı bilmeme rağmen severek okuduğum bir kitaptı benim için. Dili oldukça süslü ve yer yer uzun betimlemeler, karakterlerin düşüncelerine uzun uzun anlatıldığı kısımlar akıcılığı azaltsa da keyifli bi okumaydı. Diziden farklı olarak ana karakter burada Nihal diyebilirim. Nihal henüz 12 yaşında bir çocuk, çok küçük yaşta annesini kaybetmiş, bu sebeple etrafındakiler hep ona karşı daha hassas davranmışlar hatta üzerine titremişler. Nihal bu sebeple hem şımarık büyümüş hem de gerçek dünyadan uzak bi baloncuk içinde yaşamış. Bünyesi hassas, minimini narin Nihal deniyor ona, belki gerçekten doğası öyledir ya da çevresi onu bu hâle getirmiştir… Ama bu doğasına rağmen Nihal bencil bi karakter değil tam olarak yalıda kimse Beşir’i ve onun hastalığını önemsemezken bir tek o önemsiyor. Belki de çevresinde aynı kalan sayılı kişilerden olduğu içindir. Kitap boyunca yaşanan gelişmelere tam da 12-13 yaşlarında, geçmişte kayıp yaşamış olan bir çocuk gibi davranması ayrıca hoşuma gitti. O kadar hayatın içinden bir kitap ki… Ve Bihter karakteri… Firdevs hanımın kızı olmak istemeyen ama sonunda yine ona dönüşen ve bununla baş edemeyip canına kıyan Bihter… Firdevs hanıma inat olsun hem de şaşaalı bir hayatı olsun diye Adnan beyle evlenir. Beni burda şaşırtan şey günümüzden 120 yıl önce bile erkek ve kadın arasındaki ciddi yaş farkının eleştirilmesi. Yani çevredeki hemen hemen her karakter garipsiyor bu evliliği yaş farkından dolayı. Niyeyse ben daha olağan bakılan bi durum olur diye düşünmüştüm o dönem için, meğer toplum hep aynıymış. Bihter, Adnanla evliliğinde tam olarak umduğunu bulamaz ve hep eksik hisseder. Adnanla yalnızca bedeniyle birlikte olur ruhunu sunamaz, Adnan da içten içe farkındadır aslında bu durumun. Bihter bu içindeki boşluğu Behlülle
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Nolite te bastardes carborundorum.”
5/10
·384 syf.··
2025 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 22:57
Atwood, Damızlık Kızın Öyküsü ile kadın bedeninin bir ülke tarafından nasıl bir mülke dönüştürülebileceğini, sessizliğin nasıl bir cezaya, konuşmanın nasıl bir suça dönüşebileceğini anlatır. Gilead rejiminde kadın artık bir isim değildir, bir anı, bir geçmiş, bir aşk bile taşıyamaz—yalnızca rahim olarak kayda geçer. Offred, adının silinmesiyle başlar kaybın acısı; o artık bir kişi değil, görevdir. Evin sessizliğinde çiçekler sıradan değildir; çocuk doğuramayan eşlerin süs görevini, doğurabilenlerin ise damızlık ağırlığını sembolize eder. Her krem rengi elbise bir teslimiyet, her kırmızı cüppe bir damgalanmış doğurganlık ilanıdır. Anlatımın kopukluğu bilinçli tercih—hafıza parçalanmış, zaman kırılmıştır. Offred ne geçmişini tam hatırlayabilir ne bugününe tutunabilir. Atwood okura şunu söyler: “Bir insan önce özgürlüğünü kaybetmez, önce anlatma hakkını kaybeder.” Komutanın akşam odasına çağrılışı; kadınlığın bir heves değil, devlete ait bir görev oluşunun sessiz dramıdır. Serena’nın bakışları kıskançlıktan değil, kaybedilen kadın onurunun ağıtından doğar. Gilead, bir distopya gibi görünse de aslında dünyanın karanlık aynasıdır: Kadının bedeninin sahipliğini tartışan her düzen, geleceğin Gilead’ıdır. Ve tüm kırmızıların, sessiz odaların, dua eden ellerin içinden yükselen tek cümle kalır: “Nolite te bastardes carborundorum.” Pisliklerin seni ezmesine izin verme.
Alıntı
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,6bin okunma
Puan vermedi·160 syf.·
2025 881. kitabı
Türkiye'de Alevilik denildiğinde ilk akla gelen isim Bektâşîliktir. Bektâşîlik, aslında Hacı Bektaş-ı Veli tarafından kurulduğuna inanılan bir İslâmî tarikattır. Bu tarikat mensupları (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişiler) ise Bektâşî olarak adlandırılırlar. Bektaşi fıkralarının sosyal yergi niteliğine göre örnek olarak okuyucunun dikkatini "hülle" hikayesine çekmek isterim. Müslüman yasası karı-koca ilişkilerinde boşama hakkını erkeğe tanırdı. Kimi boşanma hallerindeyse erkek, haksızlık ettiğini anlayıp pişmanlık da duysa, eski karısı ile nikahını tazeleyebilmek için kadının, geçici bir nikahla bir başkasına varıp sonra da ondan boşanması gerekirdi. Bu geçici kocalara "hülleci" derlerdi. Bektaşi o fıkrada hüllecinin koynuna, bir gece için de olsa, suçsuz kadın yerine beyinsiz kocanın verilmesi gerektiği yargısı ile meseleyi kestirip atmıştır. S:17 İşte, Tanrı ile insan arasında, efendi-kul ilişkisi yerine, birbirine nazı geçen, birbiriyle rahatça konuşabilecek iki dost varlığın alışverişini getirmek isteyen Bektaşi fıkralarında, günlük olayların çerçevesi içine yerleştirilmiş şakaların kökleri uzak geçmişe ve bu metafizik düşüncelerine varır. Yakın çağlarımızın güleç yüzlü kişisi "Bektaşi" de bir bakıma, ta XIII. yüzyıldan bu yana, özgür düşüncenin sesini duyurmaktan geri kalmamış söz erlerinin: Konyalı Celaleddin'in, Sakaryalı Yunus'un, Simavlı Bedreddin'in... soyundan sayılır... Oğuz Tansel ile Metin Eloğlu, Bektaşi fıkraları üzerinde denemelere girişerek, bu çığırda yeni bir adım atıyorlar. Onlara bu hayırlı işlerinde başarılar dilerken, emeklerinin boşa gitmeyeceğine, kendileri gibi başka yazarlarımızın da bu konuya ilerde gene döneceklerine inancımı belirtmek isterim." Ramazan eşiğinde Bektaşi’lerden biri; Aman ha,
Edebiyat Şiir
Bektaşi DedikleriOğuz Tansel · Evrensel Yayınları · 200826 okunma
Puan vermedi·514 syf.··
2025 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2025 23:08
Aşk-ı Memnu•Halit Ziya Uşaklıgil Nedendir bilmem dizisi olan bir kitabın öncelikli olarak kitabını okurum. Evet hayatında isteyerek açıp izlemediğim nadir popüler dizilerden birisi benim için. Kitaptan sonrada açıp izleme isteği uyandırmadı açıkcası. Sebebini kitabın incelemesinin sonunda sizinle paylaşacağım. Olaylar Adnan Bey’in kızı yaşlarında olan Bihter’le evlenmesi ile başlıyor. Bihter hayatının dönüm noktasındaydı belkide. Babası hayata gözlerini kapatırken Bihter annesinden nefret ettiği ana geçiş yapmıştı. İşte babasından kalan boşluğuda tahmin edersiniz ki Adnan Bey’le doldurmayı tercih etti. Bu evliliğide annesinden kurtuluş yolu olarak gördü. İnsanlar Adnan Bey’in Bihter’den böyle faydalanmasını değilde Bihter’i zengin koca düşkünü olarak suçladı. Ve o dillere destan olan hemen hemen her yerde denk geldiği Behlül ve Bihter sahneleri. Bihter hep kaçtı ondan. Ama o hiç vazgeçmedi. Bihter toplum tarafından ayıplandı. Babası yaşında adamla evlenip gizli gizli Behlül’le buluştu denilerek. Ama kimse demediki babası yok artık ve bu annesinin ihaneti yüzünden. Hayatı boyunca hayıflanması hiç bitmeyecek bir anneyle aynı evde yaşayacaktı. Ama o Adnan Bey’le evlenmeyi tercih etti. Behlül.. Ondan kaçmasına rağmen peşini bırakmayan Behlül.. Bu sonu sence kim hazırladı? Toplum tarafından asla değiştirilemez olarak kabul edilen yargılar var. “Kadın ve erkeğin olduğu bir olayda suç hep kadının olur.” diye. Kimse neden niçin diye sorgulamaz. Direkt tepkisini koyar. İşte kadına karşı toplumda sergilenen bakış açısını gözler önüne seriyor yazarımız bu eserinde. Okura verilmek istenen mesaj bu kadar fazla betimlemelere yer verilerek anlatılmasaydı severek okuyacağımı düşünüyorum. Üzgünüm betimlemelerin fazlalığından ve duyguları anlatırken fazlasıyla detay verilmesinden dolayı
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Özgür Yayınları · 200822,8bin okunma
Anarşist Banker - Fernando Pessoa
8/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2025 121. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2025 12:46
Fernando Pessoa’nın Anarşist Banker adlı kısa ama çarpıcı eseri, bir akşam yemeğinde 2 eski dost arasında geçen sıra dışı diyaloğu -genellikle banker konuştuğu için monoloğu- anlatıyor. İki dosttan biri, başarılı bir banker, diğeri ise anlatıcı konumundadır. Sohbet, bankerin kendini hala bir anarşist olarak tanımlamasıyla sıra dışı bir hal alıyor. Okur olarak biz de tıpkı anlatıcı gibi şaşırıyoruz. Kapitalist sistem içinde çok zengin olmuş bir banker gerçekten anarşist olabilir mi? Kitap boyunca bankerden bu durumun mantıklı açıklamasını merakla bekliyor insan :) Banker, gençliğinde sokaklarda eylem yapan, sisteme karşı duran biriyken, zamanla bu tür mücadelelerin bireyi gerçekten özgürleştirmediğini fark ettiğini söylüyor. Ona göre gerçek özgürlük, sistemin dışına çıkmakla değil, sistemin içinde güçlenerek ona bağımlı olmadan yaşamakla mümkün. Bu yüzden para kazanmak, onun için bir özgürlük aracına dönüşüyor. Anarşist Banker, bankerin ağzından dile getirilen bu düşünceleri okura doğrudan benimsetmiyor aslında tam tersine, zihnimizde çelişkiler uyandırıyor. Anlattıkları mantıklı gibi görünse de, nedense tam ikna olmadım ama farklı bir bakış açısı ortaya koyduğu için eseri beğendim. Banker, anarşist olup sisteme karşı gelip kaybetmektense, sistemi kendi silahıyla alt etmeyi deniyor ve başarıyor. Bence kendi içinde mantıklı bir bakış açısı. Sonuçta zafer var. Merak edenlere tavsiye ederim. Kitaba 7.9/10 puan veriyorum.
Anarşist BankerFernando Pessoa · Can Yayınları · 20202,006 okunma