Türkiye'de Alevilik denildiğinde ilk akla gelen isim Bektâşîliktir. Bektâşîlik, aslında Hacı Bektaş-ı Veli tarafından kurulduğuna inanılan bir İslâmî tarikattır. Bu tarikat mensupları (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişiler) ise Bektâşî olarak adlandırılırlar.
Bektaşi fıkralarının sosyal yergi niteliğine göre örnek olarak okuyucunun dikkatini "hülle" hikayesine çekmek isterim.
Müslüman yasası karı-koca ilişkilerinde boşama hakkını erkeğe tanırdı.
Kimi boşanma hallerindeyse erkek, haksızlık ettiğini anlayıp pişmanlık da duysa, eski karısı ile nikahını tazeleyebilmek için kadının, geçici bir nikahla bir başkasına varıp sonra da ondan boşanması gerekirdi.
Bu geçici kocalara "hülleci" derlerdi.
Bektaşi o fıkrada hüllecinin koynuna, bir gece için de olsa, suçsuz kadın yerine beyinsiz kocanın verilmesi gerektiği yargısı ile meseleyi kestirip atmıştır. S:17
İşte, Tanrı ile insan arasında, efendi-kul ilişkisi yerine, birbirine nazı geçen, birbiriyle rahatça konuşabilecek iki dost varlığın alışverişini getirmek isteyen Bektaşi fıkralarında, günlük olayların çerçevesi içine yerleştirilmiş şakaların kökleri uzak geçmişe ve bu metafizik düşüncelerine varır. Yakın çağlarımızın güleç yüzlü kişisi "Bektaşi" de bir bakıma, ta XIII. yüzyıldan bu yana, özgür düşüncenin sesini duyurmaktan geri kalmamış söz erlerinin: Konyalı Celaleddin'in, Sakaryalı Yunus'un, Simavlı Bedreddin'in... soyundan sayılır...
Oğuz Tansel ile Metin Eloğlu, Bektaşi fıkraları üzerinde denemelere girişerek, bu çığırda yeni bir adım atıyorlar. Onlara bu hayırlı işlerinde başarılar dilerken, emeklerinin boşa gitmeyeceğine, kendileri gibi başka yazarlarımızın da bu konuya ilerde gene döneceklerine inancımı belirtmek isterim."
Ramazan eşiğinde Bektaşi’lerden biri;
Aman ha,