Bir kaç gündür Venezueladaki deprem izliyorum gerçekten doğal afetlerin dilini dini ırkı ayrımı olmuyor ama yaşadığım ve yaşadığımiz 6şubata bakınca bizim ülkemiz bambaşka ülkenin dibinde eğlenceler devam ediyor insanlar orda can çekişiyor futbolunuz batsın ..... Rabbim kimseye yaşatmasin .. insan anlatırken sesinin titrediği hiç birşeyi unutamıyor🥹🤲🏻
Alıntı
Yaldızlı faytonların tekerlekleri, çamurlu caddede kibirli izler bırakarak geçti. Sıçrayan çamur, yolun kenarında dikilen o eski, boyası dökülmüş ahşap konağın duvarına ve tam o duvarın dibinde bekleyen Viyola’nın solgun yanağına çarptı. ​Yanağından süzülen çamur mağrur bir sızıydı; ama yukarılardan, tül perdelerin arkasından yükselen o çiğ kahkaha kadar yıkıcı değildi. Kadife koltuklarında dünyayı unutanlar, camın hemen ardındaki bu çıplak sızıyı hiç görmediler. O yaldızlı arabanın içindekiler, kendi küçük, ipekten dünyalarında öylesine büyük bir kibirle oturuyorlardı ki, tekerleklerinin altından sıçrayan çamurun kimin ruhunu kanattığını fark bile etmediler; yeryüzünü sadece kendileri için yaratılmış bir halı, dışarıdaki insanları ise üzerlerine basıp geçilecek tekerlek izleri gibi görüyorlardı. O pencerelerden sızan kadeh çınlamaları, dışarıda, ayazın ortasında ömrünü başkaları için eritmiş bir kadının göğüs kafesine birer taş gibi inmişti.. Viyola, yanağındaki o çamurlu lekeyi silmek için elini bile kaldırmadı. Değil o lekeyi silmek, parmaklarını oynatacak, o soğuk çamuru teninden sıyıracak tek bir zerre takati kalmamıştı içinde. Eski, rengi solmuş gri hırkasının sökük manşetini biraz daha aşağı çekti; sanki üstüne sıçrayan o pislik zaten hep oraya, onun ruhuna aitmiş gibi, dünyanın bu fırlatıp atılmışlığını öylece kabullenmişti. Öyle bir yılgınlıktı ki bu, insanı isyan etmekten bile mahrum bırakan, geride sadece uçsuz bucaksız bir tükenmişlik bırakan cinstendi.. Az önce konağın o ağır, kasvetli kapısından çıkarken eline tutuşturulan buruşuk banknotu cebine bile koymamıştı. Kapının hemen dibindeki merdiven boşluğuna büzüşmüş, soğuktan morarmış elleriyle titreyen yabancı bir çocuğun avucuna bırakıvermişti..Kendi donmuş gövdesini, bir başkasının ısınma ihtimaline
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MÜBELLİĞLER ve MURABITLAR...
Bugün twitterda bir suâlle karşılaştım. Aslında bir suâl değildi. Cevaptı. Daha doğrusu: Suâl cevabını da dayatıyordu. Mâlûmunuz: Eğer bir suâl cevabını da öğretiyorsa ona "merak"tan çok "mühendislik" gözüyle bakmak gerekir. Ne mühendisliği? İnsan mühendisliği. Düşünce mühendisliği. Sosyal mühendislik. Yâni bu bir nev'i sufle vermektir. "Bu soruya şu şekilde cevap vereceksin ha. Sakın başka cevap arama. Hadi bakalım koyunum. Bu da sana yeni oyunum..." tarzı bir endoktrinasyondur. Basit zihinlere çabuk tesir eder. Fakat kendi "acaba"larınızı üretebilen bir beyne sahipseniz böylesi dayatmalara cevabınız şöyle olur: "Cevabın burada aranması gerektiği ne belli? Belki de bu sorunun başka bir cevabı vardır ha? Ne dersin?" Evet. Herkes aynı kaval sesinin peşine düşmüş gidiyor: "Din istismarcıları yüzünden bu toplumda deizm-ateizm artıyor bla bla..." Kavala kim üflüyor? Soran yok. Azıcık daha kurcalasanız, meselâ, deseniz: "Kim efendim o istismarcılar?" Hemen ehl-i sünnet ulemayı saymaya başlıyorlar. "Yahu, ötekiler de kitap satıyor, seminer veriyor, program program geziyorlar?" deyu soracak olsanız, el-Aman. Sakın. Aaaa! Nasıl böyle bir şey dersiniz? Hiç onların yaptığı ile şunlarınki bir mi? İslamoğlu'nun, Özdil'in, Saymaz'ın sattığı ile Cübbeli Hoca'nın sattığı eşitlenir mi? Cık, cık, cık. Sizin meseleyi anlayamadığınız hemen belli oluyor canım. __Yâni efendim, bu ülkede, ömür verdikleri ihtisas alanları üzerinden geçimini sağlamaya cür'et eden (başka nasıl kazanacaklarsa) sadece "ehl-i sünnet uleması" oluyor. Ne doktorlar doktorluktan, ne fizikçiler fizikten, ne akademisyenler akademisyenlikten, ne de bilmem kim bilmem neyden para kazanmıyor. Yok. Hayır. No. Hepsi eğitimlerini Allah yoluna, vatan uğruna, halkın rızasına adamış (hey maşaallah) geceleri çöplerden
Tefekkürât
Değerli alıntı ve paylaşımlarınız
berceste berceste adlı değerli kullanıcımızın alıntı ve paylaşımları elinize sağlık teşekkür ederiz Eğitimine devam edip geç evlenecek kadınların evde kalma olasılığı daha yüksek olacaktır.” İrade Terbiyesi Jules Payot insanoğlu hakkını vermeden çabasız, edinemez huzurlu hayatı tasasız” İrade Terbiyesi Jules Payot Mücadeleyi bırakmayın! Mücadele etmemiz gereken iki düşmanımız var; tembellik ve nefse düşkünlük” İrade Terbiyesi Jules Payot “birçok insan, aklını en az şekilde kullanarak hayattan gelip geçer” İrade Terbiyesi Jules Payot “Çevremizdekiler tıpkı yelkeni şişiren bir rüzgâr gibidir, sadece şişirmekle kalmaz üstelik bizi pasif bırakma pahasına teknemizi de yönlendirir.” İrade Terbiyesi Jules Payot Konuşulan dil halkı yansıtır!“Halk sıradanlığını, kinini, naifliğini veya kabalıklarını dile işler.”
1000Kitap
Değerli okuyuculardan değerli alıntılar
Değerli okuyucu berceste berceste den güzel alıntılar her alıntı tefekküre vesile olsun “aşk mıdır sinem içre gelip de câ eyleyen?” Evvela insan okuyun, sonrası sonra. “Eğitimine devam edip geç evlenecek kadınların evde kalma olasılığı daha yüksek olacaktır.” İrade Terbiyesi Jules Payot insanoğlu hakkını vermeden çabasız, edinemez huzurlu hayatı tasasız” İrade Terbiyesi Jules Payot Mücadeleyi bırakmayın! Mücadele etmemiz gereken iki düşmanımız var; tembellik ve nefse düşkünlük” İrade Terbiyesi Jules Payot “birçok insan, aklını en az şekilde kullanarak hayattan gelip geçer” İrade Terbiyesi Jules Payot “Çevremizdekiler tıpkı yelkeni şişiren bir rüzgâr gibidir, sadece şişirmekle kalmaz üstelik bizi pasif bırakma pahasına teknemizi de yönlendirir.” İrade Terbiyesi Jules Payot
1000Kitap
İran'daki yüz seksen mahsum fidanın anısın
Şeyhmus şen Suskun Vicdanlar ve Kayıp Çığlıklar Lanet olsun bugün Dünya Kadınlar Günü’ymüş, Öyle mi? Batsın keyfi yerinde olanların sahte törenleri, Daha kaç gün oldu bir okul yerle bir edileli? Yüz seksen kız çocuğu, taptaze fidanlar, Toprağa düşerken nerede o koca ağızlı feministler? Hangisi uykusuz kaldı, hangisinin yastığına hüzün düştü? Hangi vicdanın sızısı uykularını böldü? Nerede o "insanlık" diye bağıran hümanist naralar? Nerede Batı’nın ışığıyla kör olan o ünlü şarlatanlar? Aklı beş karış havada, hayranlık budalası avareler, Ve "başka bir dünya mümkün" diyen o sahte sesler... Nerede dini namazdan ibaret sanan, Kardeşini mezhebi için hor gören cahil yığınlar? Bombalar yağarken üzerlerine, Avazları çıktığı kadar bağırdılar, Çığlıkları gökyüzünü yırttı da, Bir tek Allah’tan başkası duymadı feryatlarını. Bedenleri yanarken, ruhları çekilirken, O sessiz acıyı kimse görmedi, kimse bilmedi. Siz kutlamaya devam edin, Bizim payımıza düşen yine kan, yine sessizlik.
Şiir