Batuhan Şener

Önsöz
John Lennon'un ünlü şarkısındaki gibi, hiçbir dinin olmadığı bir dünya hayal edin. İntihar bombacılarının olmadığı,11 Eylül'ün, İngiliz Metro Bombalamalarının, Haçlı Seferlerinin, cadı avlarının, mezhep savaşlarının,Hintlilerle Pakistanlıların ayrılmasının, İsrail Filistin savaşlarının, Sırp/Hirvat/Boşnak katliamlarının, Yahudilerin "İsa katilleri" diye idam edilmelerinin, Kuzey İrlanda "sorunlarının" hiç olmadığını, din sömürüsü ile televizyonlarda servet kazanan uyanıkların olmadığını düşünün. Antik heykelleri havaya uçuran Taliban'ın olmadığını, kâfirlerin halk içinde kafalarının kesilmediğini, derilerinin bir fıskiyesini gösterdiler diye kadınların suratına kezzap atılmadığını hayal edin.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Önsöz 3
Değerli insanları, yaratıcı bireyleri, iş adamlarını her parçası kendilerine ait ürünleri üretmekten, sahip oldukları şeyleri, çalışkanlıklarını, zekalarını ve egolarını kendilerinin en çok yararına ait olduklarını düşündükleri şekilde kullanmaktan alıkoymak, insanlığın en kutsal haklarının açık bir ihlalinden başka bir şey olmadığı gibi, insanoğluna yapılacak en büyük kötülüktür...Buna rağmen, bugün dünyanın pek çok yerinde hukuka ve düşüncelere hakim olan eğilim tam ters istikamettedir. Yani, açık veya örtülü bir şekilde, yetenekli olanın ahlaki görevinin yetenekli olmayana hizmet etmek ve kendini herhangi birinin ihtiyaçları için feda etmek olduğunu öne sürerek, aklı ödüllerinden mahrum bırakmayı talep etmek hâlâ baskın bir eğilim...Oysa, rasyonel bir beyin zorlama altında çalışmaz, bilgisini ve bu yoldaki eylemlerini hiç kimsenin refahına kurban edemez. Yetenekli olanın ahlaki görevi yetenekli olmayana hizmet etmek ve kendini herhangi birinin ihtiyaçları için feda etmek değildir. Bundan şüphe duyuluyorsa, bu tip insanların varlığına müsaade edilmeyen ülkelerin yarattıkları “eser”e, buralardaki yaşama standartlarına göz atılabilir. Pek çok insanın onun yaratıcılığı sayesinde hayatını sürdürebildiği yaratıcı sınıf bir gün çalışmaktan vazgeçerse ne olur?
Önsöz 2
Bir an gözlerinizi kapatın bir azınlığa (ki yaratıcı insanlar, iş adamları oldukça dar bir azınlığı teşkil eder) bu şekilde bir muamele yapılacak olsa kopacak feryadı hayal edin. Örneğin, bir filmde; kadınları, eşcinselleri, etnik veya dinî bir azınlığı aşağılayıcı diyaloglar, sahneler olsaydı, vakit kaybetmeden film “ihbar” edilir, filmin kurgusu yeniden gözden geçirilir, ardından “affedilemez” mahiyetteki bu hata için özür dilenir, dahası film vizyondan kaldırılırdı. Peki ya iş adamları, para kazananlar ve kâr amacı güdenler? Bunlar aleyhine yapılacak her şey mübahtır, zira onlar affedilemez bir suç işlemekte, her geçen dakika büyük bir günah ile yaşamaktadırlar, çünkü onlar BENCİLdirler. İnsanlığı modern/hür/müreffeh bir dünyaya doğru getiren; çok uzak değil, günümüzden yalnızca birkaç asır geriye gittiğimizde karşılaşacağımız fakirlik, sefalet ve kölelik ile bugünün dünyasındaki zenginlik ve hürriyet arasında muazzam bir farkın oluşmasını sağlayan dinamiklere baktığımızda sürecin temel bir düstur üzerinde yol aldığını kolayca keşfedebiliriz: Bu, gönüllü ilişkiler ağı olarak tanımlayabileceğimiz “piyasa” (ekonomisinin) yaygınlaşması, yani bireyin kendi öz-çıkarlarının peşinde koşması önündeki engellerin bertaraf edilmesidir. Bunun pratikteki manası, mevcut kaynakları fakirler arasında dağıtmaktansa,müteşebbislerin kendi çıkarlarının gereklerini takip ederken daha fazlasının üretilmesini mümkün kılmaları, böylece mevcut sınırlı kaynaklarla binlerce insanın ihtiyaçlarının temin edilmesidir. Şüphesiz, sürecin bu şekilde, yani çoğunluğun refahının artmasını sağlayacak biçimde ilerlemesi ve böyle davranmanın bireyler için ahlaki bir ödev haline gelmesi, yaratıcı bireylerin hemcinslerine daha büyük yararlar sağladıklarını kavradıklarından ve bu durumdan duydukları
Önsöz
Atlas Silkindi Ayn Rand’ın felsefesinin bütün unsurlarıyla ve en mükemmel şekilde ortaya serildiği felsefi bir romandır. Rand’ın felsefesinin en önemli ve kurucu unsuru bireyciliktir. Rand, bireyin temel ve esas beşeri varlık olduğuna inanır. Ona göre, birey, akıl sahibi bir varlıktır ve hiçbir kollektivite uğruna feda edilemeyecek, kurban edilemeyecek bir değerdir. Akıl sadece insanın sahip olduğu bir hazinedir ve insanın varlık mücadelesindeki en önemli aracıdır. Akla uygun davranmak insanın tabiatının gereğidir. Ancak, insanlar arasında aklını “gerektiği gibi” kullananlar azınlıktadır. Yani, bütün insanlar değil sadece aklını kullananlar, yani kendi çıkarı için çalışan, işini iyi yapan, hiçbir zaman “biz” demeyen benciller yaratıcı olabilirler, keşfederler, icat ederler, geliştirirler; geriye kalan “biz”ciler ise bu azınlığın, yani yapıp edenlerin yarattığı şeyleri tüketirler, hatta bazen sömürürler...İnsanlar çoğu zaman farkında değildir ama, modern, medeni toplumlar bu yaratıcı azınlık sayesinde sefaletten kurtulur, zenginleşir, özgürleşir...Yaratıcı insanların engellenmesi bütün insanların engellenmesi ve dolayısıyla sefaletin ve barbarlığın yayılması anlamına gelir. Ve insanlık tarihi yaratıcı insanların engellenip onların, onlara rağmen başarmasının tarihidir
Maymun Adası
"Şov bu, bize özel bir gösteri. Ses çıkarma da izle, tadını çıkar." Bana hızlıca bunları söyledi, bir eli hâlâ vücudumu sarmalıyordu, diğer eliyle ise geçen insanları gösterip fısır fısır kim olduklarını anlatıyordu. Şu geçen, birinin karısıymış, hayatını kocasının oyuncağı olarak mı yoksa efendisi olarak mı geçirse bilemiyormuş. İnsanların göbek deliği denen şey, şu şekil bir şey olabilirmiş... Oradaki adam alimin tekiymiş. Vefat etmiş dahi insanların fikirlerini çalan, yaşayan dahiler hakkında ise atıp tutarak ekmeğini kazanan, tuhaf biriymiş. Nedendir bilmezmiş ama o adamı her gördüğünde uykusu geliyormuş. Aralarından bir tanesi aktrismiş... Gündelik hayatta sahnedekinden daha iyi rol yapan yaşlı bir hanımmış. Ahbabım laf arasında "Haydaa, bak yine dişim ağrımaya başladı," diyerek dedikoduya devam etti. Şuradaki adam ise toprak ağasıymış. Sürekli kendisinin de emekçi olduğundan bahsedip duran ürkek bir adammış. Ahbabım bu adamı gördüğünde, sanki burnunun üstünde pireler zıplıyormuş gibi sinirleniyormuş. En çok ötedeki bankta oturan,beyaz eldivenli adamdan nefret ediyormuş. "Baksana. O adam kendini gösterdiği an sanki etrafı pislik dolu sapsarı bir duman bulutu kaplıyor gibi."
Sayfa 14·Kitabı okudu