Bavulda Biriken Kelimeler ve 'Ferhanca' Bir Göçebelik
Puan vermedi·330 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 18:34
Eğer benim gibi iflah olmaz bir Ferhan Şensoy hayranıysanız, onun dünyasında hiçbir nesnenin sadece bir nesne olmadığını zaten bilirsiniz. Bir daktilo sadece yazı yazmaz onun dünyasında; tıkırdadıkça ömürden harfler döker. Bir bavul sadece kıyafet taşımaz; içine sığdırılmış koca bir yaşamı, hayal kırıklıklarını ve bitmeyen göçebeliği sürükler peşinden. Oteller Kitabı da tam olarak böyle bir yolculuk. Usta bizi şehir şehir, otel otel, oda oda gezdirirken, aslında o loş ışıklı koridorlarda insanın kendi içsel sürgününü yüzüne vuruyor. Arka planda hep o bildiğimiz zarif, incelikli hüzün geziniyor ama öyle ağlak bir yerden değil; tam Şensoyvari, hayata bıyık altından gülümseyen bir yerden. Dilimize kazandırdığı o benzersiz kelime oyunları, cümlelerin o kendine has ritmi bu kitapta da tam gaz, eksilmeden devam ediyor. Kendini hiçbir yere ait hissetmeyenlerin, yolda olmayı evde oturmaya tercih edenlerin ve kelimelerin o büyülü gücüne fena halde inananların dönüp dönüp okuması gereken bir başucu serüveni bu. Ama bu kitapta beni asıl vuran şey başka: Ustanın o zekice, keskin gözlemleri... Özellikle kadınlarla ilgili o şahane betimlemeleri, duygularını ifade edişindeki o fütursuz çıplaklık ve sarsıcı samimiyet... İnsanın içine işliyor. Hiçbir maskeye sığınmadan, olduğu gibi, çırılçıplak anlatıyor sevmeyi de, yalnızlığı da. Velhasıl kelam; bavulu toplama vaktidir, yolumuz yine Şensoy’un odalarına düşüyor.
Oteller KitabıFerhan Şensoy · Ortaoyuncular Yayınları · 2018493 okunma
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 174. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:38
"FİGARO'NUN DÜĞÜNÜ" "İntikam, oh, tatlı intikam Onurlu bir adam için bir ferahlıktır; Utanç ve onursuzluğu unutmak, Alçaklık ve adiliktir. Zarif ve esprili, keskin ve nükteli, Her zaman eleştirel ve her zaman politik, Evet, yapabilirsin... Dava önemlidir! Ama inan bana, onu mahvedeceğim. Ve tüm yasaları çarpıtmalıysam, Ve tüm kayıtları gözden geçirmek zorundaysam, Entrikalarla ve müdahalelerle, Başarısız olunamaz, zafer benimdir. Ve eğer tüm yasaları ben yaparsam..." Figaro’nun Düğünü, sahnelendiği dönemde pek çok kişiyi güldürmekten çok tedirgin eden bir opera. Mozart’ın başyapıtı, bestelendiği 1786 yılında “tehlikeli” damgası yemiş, hatta İmparator II. Joseph’in sansüründen geçmekte zorlanmış. Bu neşeli aşk oyununu bu kadar kışkırtıcı yapan neydi? Soyluların âhlaki çöküşü sergileniyordu. Kont sadakatsiz, kibirli ve halkının haklarını hiçe sayan biri olarak resmedilmişti. Alt sınıftan karakterler akıllı, becerikli ve âhlaki üstünlüğe sahipti. Feodal haklar (soylunun gelin üzerindeki “ilk gece hakkı”) alaya alınıyordu. Kont’un uşağı Figaro, güzel Susanna ile evlenmek ister ancak efendisi Kont Almaviva, eski feodal hakkını kullanarak gelinle ilk geceyi kendisi geçirmeyi planlamaktadır. Figaro ve Susanna, zekâlarıyla Kont’u alt etmek için çevirmedikleri dolaplar kalmaz. Opera tarihinde kadınlar hep birbirinin kuyusunu kazır. Burada değil tam aksine. Kontes ve Susanna rakip değil, müttefik. Biri eş, biri hizmetçi. Aralarındaki statü farkı dağlar kadar. Ama el ele verip Kont’a oyun kuruyorlar. En sevdiğim sahne burası oldu. Kontes diyor ki: “Gel kocama ders verelim.” Susanna “Olur” diyor. İntikam için değil, saygı için. Kadın dayanışması 250 yıl önce yazılmış. Kont karısını aldatıyor. Kontes öğreniyor. Modern bir dizi olsa bavul toplanır, kapı çarpılır. Ama Kontes öyle
Edebiyat
Figaro'nun DüğünüWolfgang Amadeus Mozart · Fihrist Kitap · 20245 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi
Fresko Apartmanı, yazar Başak Baysallı tarafından kaleme alınmış, birbirine bağlı öykülerden oluşan bir kitap. Hikâye, İstanbul'un Kuzguncuk semtindeki Fresko Apartmanı'nda yaşayan insanların hayatlarını merkezine alıyor. Apartmanın sakinleri; farklı yaşlardan, farklı geçmişlerden ve farklı kültürlerden gelen insanlar olsa da ortak noktaları yalnızlıkları, kayıpları ve geçmişleriyle taşıdıkları yüklerdir. Napoli'den İstanbul'a gelen Defne'nin bulduğu eski bir bavul, apartman sakinlerini geçmişe uzanan bir sırla buluşturur. Bu sır; kırık bir aşk hikâyesine, 6-7 Eylül olaylarına, İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalan Rumların yaşadıklarına ve hafızanın koruduğu acılara açılan bir kapı hâline gelir. Kitap boyunca karakterlerin hikâyeleri birbirine bağlanarak ilerler. Fresko Apartmanı, sadece bir apartmanı değil, İstanbul'un çok kültürlü hafızasını anlatıyor. En etkileyici yanı, birbirinden farklı insanların hikâyelerini incelikle bir araya getirmesi. Kısa bir kitap olmasına rağmen içinde özlem, aidiyet, dostluk ve geçmişle yüzleşme gibi güçlü duygular taşıyor. İnsan psikolojisini ve karakterlerin iç dünyalarını anlatan eserleri seviyorsanız, bu kitap size hitap edebilir. Özellikle eski İstanbul'un kaybolan renklerine ve unutulmuş hikâyelerine ilgi duyan okurlar için oldukça sıcak ve hüzünlü bir okuma deneyimi sunuyor. Fresko Apartmanı
Fresko ApartmanıBaşak Baysallı · Everest Yayınları · 2020604 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 3. kitabı
“Gökyüzü gibi birşey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.E.CANSEVER” in bu sözü kitap bitince zihnimde belirdi. Kitap tamda böle çocukluk travmalarının,ebeveynin duygusal yoksunluğunun,yetişkin hayatı nasıl şekillendirdiği,duygusal yoğunluğu olan bir yerde.Cevap bekleyen sorularla büyüyen,şefkat bekleyen ,sevgi arayan,bulduğunda da ne yapacağını bilemeyen karaterler arasında kaybolup gidiyor.Tren ve bavul metaforları hayat,zaman,kader,geçmişten geleceğe taşınan yükleri sembolleştirilir.Duygusal hafıza silinmez.Kuşaklararası aktarılır.
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
8 bağımsız öykü ve 8 farklı eşyadan ibaret bataklık hikâyesi.
9/10
·145 syf.·
2026 43. kitabı
"Kendimi bildim bileli yoksullara, serserilere, üçkâğıtçılara ve şiir yazmaya başlayanlara meylettim durdum." s.89 Eser, SSCB'den göç etmek zorunda kalan Yazarın, Amerika'da açtığı tek bir bavuldaki eşyalar üzerinden ülkesindeki absürtlükleri, gündelik hayatını anlattığı otobiyografik bir eserdir. Çok beğendim, çokta benzettim. Yaşanmışlıklara, ülkenin yaşantısı ve siyasi durumları her bir insan kendi yaşadığı ülkesine benzetecektir, ki bundan %100 eminim. Yazarın Zona isimli romanını da çok beğenerek okumuştum. Bir çok eleştirilere maruz kalmış yazarın en önemli gâyesi; Eserlerinin sovyetler gibi bir devletin elinden almaması ve satışa çıkmasıydı. Baskıcı Sovyet rejimi propaganda ile yönetilirken, Dovlatov bu rejimi derin politik analizler yerine sıradan insanların trajikomik hikayeleri üzerinden eleştirir. Karakterlerin, bilakis kendisinin iç dünyasını ve de yozlaşmış ilişkileri sarkastik bir dille sert şekilde eleştirmiştir. Akıcı, sert mizaha sahip bu kitap 8 öykü ve 8 farklı eşyadan ibaret kısa bir hikâyeden ibarettir. Ayrıca eserde karakterlerin birçoğu bizzat yazarın kendi çevresinden, gazetecilik veya askerlik yıllarından olan gerçek kişiler olmuştur.
Düşünce
BavulSergey Dovlatov · Jaguar Kitap · 2022248 okunma
Babamın Bavulu
8/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Babamın Bavulu bence Orhan Pamuk’un yazdığı en samimi, en insani şeylerden biri. Hani o devasa, katmanlı romanlarındaki o mesafeli, entelektüel yazar tiplemesi var ya; işte bu konuşmada o zırhı tamamen indiriyor. Karşımıza sadece babasının gölgesinde büyümüş, onun takdirini kazanmak istemiş, içi içine sığmayan bir çocuk ve bir oğul olarak çıkıyor. Beni bu metinde en çok vuran şey, o meşhur bavulun etrafında dönen o "dürüstlük" hissi oldu. Düşünsene, baban ölmeden önce sana içi el yazmalarıyla, defterlerle dolu bir bavul bırakıyor ve sen o bavulu açmaktan korkuyorsun. Pamuk orada çok acayip bir itirafta bulunuyor; "Ya babam benden daha iyi bir yazarsa?" diye gizli bir kıskançlık ve korku hissettiğini söylüyor. Bir yazarın, hele ki Nobel almak üzere olan bir yazarın, kendi egosunu, o insani zayıflığını ve kıskançlığını bu kadar çıplak bir şekilde ortaya koyması bence muazzam bir cesaret. Bir de tabii o odalara kapanma meselesi var... Yazmayı, dünyadan kaçıp bir odaya gizlenmek ve orada sabırla iğneyle kuyu kazmak olarak anlatıyor ya, insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor. Biz bugün neye bu kadar sabır gösterebiliyoruz, hangi masada saatlerce tek başımıza kalabiliyoruz diye düşündürüyor. Doğu ile Batı arasında sıkışmışlık hissini, o "taşralı" olma duygusunu anlatırken de o kadar bizden, o kadar içeriden konuşuyor ki, hani o ödülü alırken aslında hepimizin hikayesinden bir parça taşıdığını hissediyorsun. Okuyucu yorumlarına baktığında da zaten genel hava hep bu yönde. İnsanlar Orhan Pamuk’un o ağır roman dilinden sonra bu metni okuyunca "Aaa, o da bizim gibiymiş, onun da babasıyla, kendisiyle dertleri varmış" diyorlar. Kitap bitince insanın içine tuhaf bir hüzünle karışık üretim arzusu doğuyor; gidip eski aile albümlerini karıştırmak, babanın ya da annenin
Babamın BavuluOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20193,362 okunma